<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123</id><updated>2012-01-24T00:21:48.899-08:00</updated><category term='kısa hikaye'/><category term='distopya'/><category term='fantastik kurgu'/><category term='bilim kurgu'/><category term='post apocalyptic'/><title type='text'>Malkavian</title><subtitle type='html'>Fantastik Edebiyat, Bilim Kurgu</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>21</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-7759656839322028573</id><published>2012-01-24T00:20:00.000-08:00</published><updated>2012-01-24T00:21:48.906-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kısa hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim kurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='distopya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='post apocalyptic'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fantastik kurgu'/><title type='text'>Her Son Yeni Bir Başlangıçtır</title><content type='html'>&lt;div style="color: orange; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Her Son Yeni Bir Başlangıçtır&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Bölüm I &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i1114.photobucket.com/albums/k533/Malkavian999/Nisroc-dina-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="203" src="http://i1114.photobucket.com/albums/k533/Malkavian999/Nisroc-dina-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman olduğu gibi hava kapalı ve boğucuydu. Nisroc elinde tuttuğu küçük çakı ile yaklaşık yarım saattir koyu gri yer yer küllerle kaplanmış toprağa bir şeyler çizmeye çalışıyordu. Her seferinde ufacık bir yanlış yapıp tekrardan toprağı elinin tersi ile düzeltip, çizimine devam etmekten artık sıkılmıştı. Üçüncü yanlış çizimden hemen sonra alnından düşen ve gözlerini kapatan açık kızıl saçlarını kuvvetle üfleyerek hem sıkıntısını hem de yoluna çıkan saçlarını uzaklaştırmaya çalıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda pes edip küçük çakıyı önündeki toprağa fırlattı. Gözleri hemen yanına çömelmiş kardeşine doğru kaydı. Kız kardeşi Nisroc’tan en fazla bu kadar farklı olabilirdi. Durduğu yerde gözlerini kapatmış, pilleri çoktan tükenmiş ve bir daha çalışma umudu olmayan mp3 çalarının kulaklıklarını takmış, yüzünde hoş bir gülümseme ile bir şeyler mırıldanıyordu. Elinde Nisroc’un hangi cehennemden bulduğunu tahmin bile edemediği boş bir kola kutusu vardı. Arada sırada mırıldanmalarını kesip gözlerini açmadan boş kola kutusunu ağzına götürüyor ve hemen ardından kana kana içmiş gibi nefesini verip ağzını elinin tersi ile siliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kes şunu Dina!’ diye keskince fısıldadı Nisroc.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dina gözlerini yavaşça bir uykudan uyanırmışcasına araladı ve ellerini iki yana açabildiği kadar uzatarak gerindi. Abisinin ona kızmasına alışıktı. Aslında ona değil, içinde bulundukları duruma kızdığını biliyordu. Bu yüzden sesindeki keskin tona aldırmadan abisine gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Neyi?’ dedi en sonunda muzur bir tonda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Her ne yapıyorsan onu. Mutlu olmak için hiçbir sebebimiz yok görmüyor musun?’ Nisroc daha konuşurken savunduğu şeyin yersiz olduğunu anlamıştı ve kardeşinin yaşam veren gülümsemesi devam ederken cümlesinin sonu zor duyulan bir mırıltı gibi çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Geçen gün Dördüncü Bölge yakınlarında devrilmiş bir reklam panosunda gördüm. Kadın aynı demin yaptığım gibi kutuyu ağzına götürüp gülümsüyordu.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisroc kardeşine olan sahte sitemini bir anda kaybetmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ah Dina… Üzgünüm.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Üzülmesi gereken sen değilsin.’ Diye teselli etti abisini Dina ve gözlerinde yeni yeni çakan bir merak pırıltısı ile konuşmasına devam etti. ‘Acaba tadı nasıl bir şeydi?’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisroc, Dina’nın son cümlesini duymamıştı bile. Çok uzaklardan gelen bir tangırtıya kilitlenmişti. Emin olmak için bir iki saniye daha odaklandı ve ardından hemen harekete geçti. Kardeşinin kolundan sertçe tuttu ve diğer elini ağzına götürerek sessiz olmasını işaret etti. Hızla yıkık binanın yer yer çökmüş merdivenlerinden yukarı doğru çıkmaya başladılar. Birikmiş moloz yığınlarını dökmemeye uğraşıyorlar aynı zamanda da yıkık dökük merdivenlerden düşmeden yollarına devam ediyorlardı. Binanın en üstüne gelince Nisroc’un iki gün önce buraları keşfe geldiğinde oraya koyduğu çadır bezinin altına girdiler ve üstlerini kapattılar. Nefes nefese kalmışlardı ve Nisroc’un kulağına çalınan tangırtılar giderek yaklaşıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisroc kendinden emin bir gülümseme ile kardeşine baktı. Tehlikeyi zamanında fark etmişlerdi ve şu anda güvendelerdi. Bir iki dakika içinde tehlike yanlarından geçip gidecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdan gelen yüksek mekanik sesle ikisi de irkildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Dışlanmışlar, bu bölgeye giriş izniniz yok. Hemen Beşinci Bölgeyi terk edin.’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-7759656839322028573?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/7759656839322028573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2012/01/her-son-yeni-bir-baslangctr-bolum-i-her.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/7759656839322028573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/7759656839322028573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2012/01/her-son-yeni-bir-baslangctr-bolum-i-her.html' title='Her Son Yeni Bir Başlangıçtır'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-565946271138454359</id><published>2012-01-13T00:57:00.000-08:00</published><updated>2012-01-13T00:57:22.158-08:00</updated><title type='text'>Kılıç</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b style="background-color: orange;"&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Kılıç&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Bölüm I&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="background-color: orange;"&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="background-color: orange;"&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i1114.photobucket.com/albums/k533/Malkavian999/Lava-k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://i1114.photobucket.com/albums/k533/Malkavian999/Lava-k.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bildim bileli hep dünyayı gezdim. Ne bir derdim ne de tasam vardı. İçimdeki o kıpır kıpır enerji ile kural tanımaz nehirlerde serbestçe dolaşıyordum. İhtiyacım olan belki de her şey yanı başımdaydı zaten. Annem, babam ve kardeşlerim hep beraber lav denizinin o asi fokurtuları arasında dünyayı geziyorduk. Yer yer siyahın en koyu tonuna çalan devasa granit taşların arasından akan kan kırmızı magma nehri dünyayı yüzyıllardır, belki de binlerce yıldır hiç yorulmadan dolaşıyordu. Ben de onunla birlikte yol alıyordum tabiî ki. Her attığımız turda nehrin geçtiği yol daha da değişiyordu. Bazen derinlere dalıp turuncu ve göz alan sıcacık lavlara dalıyorduk. Bazen de yeryüzüne daha yakın küçük akıntılarda serinliyorduk. Hayat çok güzeldi anlayacağınız. Taa ki ben o aptalca kararı verip her zaman gittiğimiz döngüden vazgeçene kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzüne yakın bir akıntıda ilerliyorduk ve önümüzde bir yol ayrımı belirdi. Binlerce yıldır aynı yolda devam eden yolculuğum, artık canımı sıkmıştı ve yeni yerler görme çabası ile bu sefer sağdan değil de akıntının daha az olduğu soldaki yoldan gitmiştim. İlerledikçe akıntı azaldı ve hava iyice soğudu. İçime bir ürperti yayıldı. Burası gerçekten de bana bahsettikleri kadar korkunçtu. Taşlar siyah renklerini yavaş yavaş çirkin bir koyu kahverengiye bırakmıştı. Tanrım ne kadar berbat bir görüntüydü. İki kenarda katman katman donmuş magmanın oluşturduğu siyah bir şerit sanki gerçek dünyadan bu lav akıntısını ayırıyor gibiydi. O enerji ile dolup taşan nefretle fokurdayan görkemli nehre ve lav çağlayanlarına ne olmuştu? Soğuktan donmuş ve katılaşmışlardı resmen. Korkudan mı, yoksa giderek yüzeye daha çok yaklaştığımdan mı bilmem içimdeki ürperti giderek arttı. ‘Lanet olsun!’ diye söylendim kendi kendime. Ya bu nehir bir yere çıkmıyorsa? Ya benim sonum da kararmış lavlar gibi donarak yitmek olursa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korktuğum gibi de oldu. Lav nehri sonunda iyice yavaşlayıp küçük bir magma göletine döküldü. Soğuk giderek arttı. İçimin ürpertisi ise bir gün bile azalmadı. Özümün yavaş yavaş donduğunu hissedebiliyordum ama bu konuda bir şey yapamıyordum. Beni sıcak tutan lavlar da soğuğa teslim olarak, kararmaya başlamıştı sonunda. Suçlu onlar değil. Sonuçta ellerinden geleni yaptılar beni sıcak tutmak için… Birkaç yüzyıl orada hapis kalmış olmalıyım. Yavaş yavaş donmak ve bu konuda hiçbir şey yapamamak nasıldır bilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dondurucu soğuğun içinde büyük bir acı çeken benliğim, sonsuz bir hasretle yanıp tutuşuyordu. Sıcak yuvama bir gün geri döneceğime emindim. Bu umudu içimde korumalıydım. Yoksa nasıl devam edebilirdim ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç yüzyıl o göletin içinde, etrafımda katılaşmış lavların oluşturduğu büyük bir örtünün altında uyudum. Taa ki o inanılmaz gürültüyü işitene dek. ‘Tak… Tak... Tak…’ Etrafımda katılaşmış ve artık granit gibi sertleşmiş siyah örtü titredi. Sert bir cisim bana çarptı. Sonra tekrar çarptı. Eh benim kadar sert olamazdı. Ben en asil metallerin soyundan geliyordum ve donup kalmıştım burada resmen. Hem de yüzyıllarca. Durdu ve sonra ben çırılçıplak kalana kadar etrafımdaki örtüye defalarca darbeler indirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;----0----&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrım! Bu ne kadar da çirkin bir yaratıktı böyle. Kısa boylu. Her tarafından kıllar fışkıran, kaya kadar sert uzuvları olan bir yaratıktı. Beni aldı ve ufak bir ateş parçasının yanına gelene kadar inceledi. Yüzyıllar sonra gelen bu sıcaklık içimi ısıttı. Küçük de olsa ateşe tekrar bu kadar yakın olmak ne kadar da güzel bir histi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızla küçük bir tünelden geçtik. Lanet olsun! Bunca yüzyıl donarak yaşadıktan sonra bundan daha büyük bir soğuk olamayacağını düşünüyordum. Yanılmışım… Özlemi ile yanıp tutuştuğum lav denizinden giderek uzaklaşıyordum. Ailemin ve arkadaşlarımın hep korku ile bahsettiği yeryüzü dünyasına doğru ilerliyordum. Birkaç saat sonra çirkin yaratığın sırtındaki çantada yaptığım yolculuk nihayetine erdiğinde içime nasıl bir korku işlediğini sizlere anlatamam. Fakat bu bile içeriye girdiğimde düştüğüm şokun yanında az kalırdı emin olun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibiler için bir mezarlık olsaydı kesinlikle buraya benzerdi. Akrabalarım, yanında dolaştığım bütün metaller soğuktan donmuş, bilinçlerini kaybetmiş şekilde sağa sola dağılmışlardı. Lav denizlerinin fokurtuları arasında neşe ile bir o yana bir bu yana koşturan metallerden çirkin ve soğuk vazolar, çiviler, tencereler, zincirler yapmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;----0----&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i1114.photobucket.com/albums/k533/Malkavian999/uldin-k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://i1114.photobucket.com/albums/k533/Malkavian999/uldin-k.jpg" width="228" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garin oğlu Uldin, heyecanla titreyen elleri arasında duran hayatında gördüğü en parlak metali şömine ışığının boğuk ışığına doğru tuttu. Babası Garin gibi uzun boylu ve yapılıydı. Omzuna dökülen siyah saçları, yakışıklı ve akılda kalan yüzü ile kralların soyundan geldiği ortadaydı. Metalin pürüzsüz ve kaygan yüzeyinden yansıyan ışığın belki de onlarca katı Uldin’in krallıktaki birçok kızın gönlünü çalan gözlerinden etrafa saçılıyordu. Babası lanet olasıca bir suikastçi tarafından, yatağında bıçaklanarak öldürüleli beş gün olmamıştı bile. Onun onurunu korumak adına beş gün önce en derin madenlere tek başına yolculuğa çıkmıştı. Kendisine can yoldaşını bulmak için. Çünkü Garin oğlu Uldin çok iyi biliyordu ki suikastçiyi yollayanların hepsi tek tek kanlar içinde hayat veren toprağın üzerinde hareketsizce yatana kadar, babası yattığı yerde huzur bulamayacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can yoldaşını yapacağı metali kimsenin gitmeyi göze alamadığı, sürekli çökme tehlikesi olan bir madenin en alt katmanında bulmuştu. Onu ellerine alıp mum ışığına ilk tuttuğunda ne kadar değerli bir keşif yaptığını biliyordu. Heyecanla ağır metali sırtına atıp demirci atölyesine gelmişti. Burası onun mabedi gibiydi. Yaptığı en güzel eserler buradaydı. İnce işçiliklerle süslenmiş vazolar, tablolar, kenarlıklar, kalkanlar ve hatta krallığının arması her bir halkasına oyulmuş zincirler bile vardı atölyesinde. Uldin ülkenin en hünerli demircisiydi ve şimdi toprağın belki de yüzlerce metre altında bulduğu bu inanılmaz güzellikteki parlak dostunu krallığın sembolü haline getirecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Hemen ocağın başına geçti ve ateşi canlandırdı. Madenlerde geçirdiği beş gün ve ocağı canlandırdığı birkaç saatlik yoğun uğraş sonucunda baştan aşağı her yeri is ve kömür karası olmuştu. Aldırmadan işine devam etti. Ocağa hiç bu kadar odun atmamıştı, hiç kömür stoğunun neredeyse yarısını ocağa boşaltıp sonra da onları körüklememişti. Ocağı da, bu sanatını icra ettiği yer gibi kendisi bizzat yapmıştı. Fakat Uldin bile bu kadar sıcağa dayanıp dayanmayacağını bilmiyordu. Metali eline ilk aldığında içinde bir şeyler kıpırdanmıştı. Biliyordu… Hatta emindi. Bu metali normal bir sıcaklıkta eritip işleyemezdi. Sonunda sıcaklık dayanılmaz olduğunda, ateş maşası bile yer yer sıcaktan eğri büğrü olmaya başladığında, Uldin tüm ihtişamı ile güçlü kollarına aldığı parlak metali ocağın içine sürdü. Çıkan turuncu alevler arasında gözünü kısarak beklemekten başka bir şey yapamıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makul bir süre bekledikten sonra kan ter içinde kalmış kaslı kolları ile metali geri çektiğinde gördüğü manzara karşısında hayrete düştü. Metal birazcık yumuşamıştı o kadar. Normal bir demiri eritip buhara dönüştürecek sıcaklık karşısında boyun eğmemişti bile. Uldin’in çatık kaşlarının arasından damlayan ter ve is karışımı çamur ince bir mizah anlayışı ile gülümseyen ağzının kenarından süzüldü. Tam aradığı şeyi bulmuştu. Boyun eğmez, sağlam, ulaşılması güç ve inatçı. Metali tekrar ateşe sürükledi ve körüğün başına geçti. Yorgun kolları ile hiç durmadan saatlerce körükledi ateşi. Sadece ocağa daha fazla kömür atmak için ara verdiği işine inat ve kararlılıkla devam etti. Ocağın her yerinden ve özellikle baca kısmından garip sesler geliyordu. Artık sınıra gelmişti. Daha fazla zorlarsa ocağı patlatacaktı. Elleri artık yorgunluktan titremeye başlamışken, inatla ocağa yöneldi ve inanılmaz sıcağa aldırmadan elinde tuttuğu maşayı uzatıp metali sabırsızca geri çekti. Gözlerinde heyecan ve baş koyduğu işi başarmanın verdiği ihtişamlı bir ışıltı vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabırsızca koyu turuncu parlayan metali dövüp sanatını icra edeceği yere getirdi. Daha önce hiç kullanmadığı özel çekicini eline aldı. O anda tüm yorgunluğunu unuttu. Sevgisi, hırsı, yorgunluğu, inatçılığı ve tüm sadakati ile metale şekil verdi. Üç gün ocağın başında kaldı Garin oğlu Uldin. Üç gün boyunca sıcakla boğuşmak adına içtiği su dışında ağzına bir şey götürmedi. Üç gün boyunca demirci ocağından havaya yoğun siyah dumanlar saçıldı. Krallıktaki tüccarlar, soylular, şövalyeler hatta dilenciler bile Uldin’in ne yaptığını merak ediyordu. Fakat kralın danışmanları bile bu kutsal anında Uldin’i rahatsız etme riskini göze alamıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;----0----&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-565946271138454359?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/565946271138454359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2012/01/klc.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/565946271138454359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/565946271138454359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2012/01/klc.html' title='Kılıç'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-4182857102670940582</id><published>2011-02-21T04:49:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T06:58:18.045-08:00</updated><title type='text'>Kimim Ben? -Son Bölüm-</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Kimim Ben?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Son Bölüm&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Q9PwevQoXjI/TWUgaJYEzjI/AAAAAAAAAC8/ntQAHgsHUmA/s1600/romansoldier.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Q9PwevQoXjI/TWUgaJYEzjI/AAAAAAAAAC8/ntQAHgsHUmA/s320/romansoldier.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img13.imageshack.us/img13/1828/romansoldier.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span id="goog_627279641"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_627279642"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Çok iyi hatırlıyorum. Milattan Önce 40 yılında Büyük Roma Krallığı kıtanın dört bir yanındaki fetihlerden sonra yorgun düşmüş hasta bir adam gibiydi. Sınırları bütün Akdeniz kıyılarına yayılmıştı. Fakat ülke içten içe kaynıyordu. Krallık rejimini devirmeye çalışan asiler her yerde boy göstermeye başlamıştı. Bu da yetmiyormuş gibi barbar kabilelerin saldırıları gün geçtikçe artıyordu. Senato adı verilen, gücü halka dağıtmayı vaat eden topluluk söz sahibi olmaya başlamıştı. Roma içten içe zor günler geçiriyordu belki ama sarsılmayan ve kuvvetini yitirmeyen ordusu hala dimdik ayaktaydı. Hatta her zamankinden bile güçlü konumdaydı. Lejyonların başındaki komutanlar sarsılmaz bir otorite ile gittikleri her yerde isyanları bastırıp başarıdan başarıya koşuyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bana verilen emirle yüzyıllardır uygun birini arıyordum ve şimdiye kadar bir sonuç alamamıştım. Fakat karşımda duran IV. Lejyonun komutanı güçlü, çevik ve asi bakışlı genç umut vaat ediyordu. Onu birkaç yıl takip ettim. Daha yirmi beş yaşına yeni basmıştı, fakat şimdiden general olmak için güçlü bir adaydı. İstisnasız bütün adamları ona sevgi ve derinden gelen bir saygı duyuyordu. Bunun nedenini başta anlamamıştım. Ta ki onu savaşta görene kadar… Etrafında savaşanların gürültüsü ve düzensiz tepinmeleri arasında bir kaplan gibi kendinden emin, sessiz ve sakin bekliyordu. Yanına yanaşmaya cesaret edenlerin üzerine bir anda pençelerini indirirken kalın ve gür sesiyle bir yandan krallığının ismini haykırıyordu. Duyguları olmayan ben bile zaman zaman bu savaş çığlığından etkileniyordum. Muharebe alanında tam bir ölüm makinesiydi. Bunun yanında strateji ve alan seçiminde o kadar başarılıydı ki ordusunun kaybetmesi neredeyse imkansızdı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bir gün dondurucu sabah soğuğunun, doğan güneşle yeni yeni kırılmaya başladığı erken bir vakitte, Güneyden bir haberci geldi. Habercinin söylediğine göre saksonlar Kuzeyden harekete geçmiş, büyük bir ordu ile sınıra dayanmışlardı. Kral bütün ordularına derhal saksonların ilerleyişini durdurmasını emretmişti. Son gelen haberle birlikte zor şartların sert çizgilerle süslediği yüzünde canlılık veren bir gülümseme oluştu genç komutanın. Kuzey toprakları bir zamanlar yaşadığı yerdi. Karısı ve ailesinin bulunduğu yer... Beş yıldır göremediği tüm tanıdıklarını görebilecekti belki de.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hızla atına atladı ve bağırarak emirler verdi. Oraya giden ilk Lejyon olmak istiyordu. Gece gündüz yol aldı. Adamları haftalar süren yolculuktan bitkin ve bitap düşmüştü, fakat hiçbiri sesini çıkarmadı. Komutanlarını seviyor ve ona saygı duyuyorlardı. Zaten adamlarının çoğu Kuzey topraklarından geliyordu. Hepsinin yüzünde komutanlarının yüzündeki gülümsemenin birer yansıması vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ta ki o ana kadar… Gece gündüz dur durak bilmeden sevdiklerinin hasreti ile yol alan bitap düşmüş savaşçılar, eskiden yaşadıkları yerlerin üzerinde tüten kötücül kara bulutlarla karşılaşana kadar hep yüzlerinde gülümseme vardı. Şimdi derinden gelen bir hüzün ve öç alma isteği damarlarında kaynamaya başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Günler süren kanlı savaşlardan sonra IV. Lejyonun neredeyse dört katı büyüklüğündeki sakson ordusu zafer kazandı. Tabi buna ne kadar zafer denebilirse. Ölen her Romalı beraberinde iki rakibini götürmüştü. Büyük ovada son bir kişi kalana kadar savaş devam etti ve o kişi de alanın ortasında etrafı binlerce sakson ile çevriliyken bile kükremesine devam eden genç komutandan başkası değildi. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hemen havada süzülerek yanına gittim. Dört kişiyle aynı anda dövüşüyordu. Hepsini de yere sermişti ve rakipleri ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Fakat yaraları çok derindi. Bitkinlikle yere devrilmeden hemen önce genç adamı kucakladım ve ovadaki saksonların şaşkın bakışları arasında onu bulutların üzerine taşıdım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yaralarından bir damla bile kan gelmeyene kadar bekledim. O kadar inatçı biriydi ki ölmesi günler sürdü. Üç gün sonra şafak vaktinde ruhu bedenini nihayet terk etmeye başlamıştı. Hemen ruhunu yakaladım ve sıkı sıkıya tuttum. Emirlere uyarak hiç bir şey söylemedim. Ona koyu gri, kenarlarında kadim bir lisanda yazılar olan bir cüppe ve sayfaları hiç bitmeyen tozlu bir kitap verdim. Kitabın tozlu sayfalarının yarısı isimlerle doluydu ve diğer yarısı da isimler yazılmak üzere boş bırakılmıştı. Üzerinde güçlü koruma rünleri vardı. Kitabı sadece sahibi açabilirdi ve artık kitap sahibini bulmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Söylememe izin verilen tek şeyi ona söyledim ve onu orada kendi kaderi ile baş başa bıraktım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sen artık bir ölüm meleğisin!’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J7aPQ8icaTE/TWUggHQjOBI/AAAAAAAAADA/7nNZAIa_Izo/s1600/olummelegi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-J7aPQ8icaTE/TWUggHQjOBI/AAAAAAAAADA/7nNZAIa_Izo/s320/olummelegi.jpg" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img827.imageshack.us/img827/1387/olummelegi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;----o----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tam iki bin yıl önce olan bu olayı daha dün gibi hatırlıyorum. Ben Osgard, baş ulak, dünyada olup biten her şeyi üst kata taşıyan güçlü bir melektim. Kendi elimle ölüm meleği sıfatını verdiğim o genç Romalı keşke bu kadar başarılı olmasaydı diye zaman zaman düşündüğüm olmadı değil. İşini o kadar istekle ve kusursuz yapıyordu ki, daha ilk yüzyılında güçleri iki katına çıkarılmıştı bile. İki bin yıl sadakatle hizmet etti ve benden çok daha fazla güç sahibi oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Nerede bir trafik kazası olsa, nerede bir savaş çıksa, nerede bir veba salgını olsa hep görevinin başındaydı. Kadın ve çocuk kimseye acımadan görevini yapıyordu. Lejyonunun başında sevdiklerine kavuşacağını düşündüğünde yüzünde oluşan sıcak gülümsemesi bir daha hiç kendini göstermedi. Kim bilir belki de kalbi de bedeni ile ölmüştü. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Şimdilerde en güçlü melek konumundaydı ve ondan güçlüsü yoktu. Ben ise son bin yıldır ona özeniyor ve onun güçlerini istiyordum. Sürekli bir açığını aradım ama hiç bu konuda başarılı olamadım. Ben Osgard’dım en güçlü ulak. Hızım ve zekam ile tüm melekler arasında ünüm artmıştı. Ta ki kendi elimle kendimden daha zeki ve çalışkan birini melek yapana kadar… Ama bu durum yakında değişmek üzereydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;O kadar eksiksiz bir plan yapmıştım ki, neredeyse bir terslik olması imkansızdı. Hemen planımı uygulamaya başladım. Öncelikle yapmam gereken çok tehlikeli bir görev vardı. Ölülerin dünyasına gidip orada takılı kalmış bir ruhu kaçırmalıydım. Korumalara belli etmeden hızla bu diyara girdim ve aradığım ruhu kollarım arasına aldım. Ne olduğunu anlamamıştı bile. Hızla oradan uzaklaştım ve yaşadığımız gökdelenin hemen yanındaki büyük hastaneye yöneldim. Yeni doğan bebeklerden birinin içine ölüler dünyasından beraberimde getirdiğim ruhu yerleştirdim. Yirmi yıl sonra planımı uygulayacaktım ve ilk tohumu ekmiştim bile.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Vakit kaybetmeden ikinci durağıma yöneldim. Büyük büyücülerin katına çıktım ve en yeteneklilerinden biri olan Balthazar ile görüştüm. Ona, bana verilen mesajları yerlerine ulaştıramadığımdan dert yandım. İlgiyle nedenini sordu. Biz ulakların koruma büyülerini kaldırma yeteneğimiz yoktur. Güvenlik amacıyla bu yeti bize verilmemiştir ve bu konuda üsttekinin ne kadar haklı olduğunu da yirmi yıl sonra kanıtlayacaktım zaten. Fakat Balthazar’a dert yanmaya devam ettim. Mesajlarımı ulaştırmam gerekirdi. Ben baş ulaktım. Yine de Atlantis gibi büyü ile korunmuş alanlara mesaj ulaştıramıyordum. Beş yıllık yakınmalarım sonucunda Balthazar nihayet bana koruma kalkanını kaldırmak için gerekli büyüyü öğretti. Onu suçlamıyorum. Hain planımı sezmesi imkansızdı. Bir ulak koruma kalkanını kaldırsa ne olabilirdi ki.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Aradan yıllar geçti. Gökdelenin yanındaki hastanede doğan bebek büyüdü ve serpildi. Sürekli onu takip ettim her adımında yanındaydım. Ben isteyene kadar başına bir şey gelmesini istemiyordum. Efendim, sürekli nereye kaybolup durduğumu soruyordu ve ona her seferinde önemli mesajlar iletmem gerektiğini söylüyordum. Şüpheleniyordu içten içe fakat en nihayetinde onu melek yapan ulağa da saygı duyuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yirmi yıl geçmiş ve ben artık her şeyimle planımı uygulamaya hazırdım. Çok yoğun olduğu bir gün efendimin masasının üzerinde duran kitabının yanına gizlice yaklaştım. Balthazar’dan öğrendiğim koruma kalkanı kaldırma büyüsünü yaptım. İnatçı bir kitaptı. Büyüyü ilk seferinde beş kere tekrarlamam gerekti, fakat sonunda istediğime kavuştum. İlk boş sayfaya sabırsızca geldim ve oraya şunları yazdım ‘Carolyn Emett’ &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Carolyn Emett, sıradan bir insan gibi görünebilir fakat her şeyin anahtarı ondaydı. Kızıl saçları, beyaz teni, çilleri ve umut dolu bakan renkli gözleri ile bir zamanlar Roma ordularına komuta etmiş genç bir savaşçının eşine çok benziyordu. Evet şimdi hain planımın ne kadar kusursuz olduğunu yavaş yavaş anlıyorsunuz sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ertesi gün her zamanki gibi kitabını alıp sabah erkenden listesindeki isimleri birer birer son yolculuklarına uğurlamaya çıktı efendim ve ben de bir kenarda planımın nasıl gelişeceğini sabırsızlıkla bekliyordum.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Düşündüğüm gibi oldu. Kalbinin bedeniyle beraber öldürdüğünü sandığım ölüm meleği, karısına bu kadar benzeyen Carolyn’i bir türlü öldürememişti. Hatta ona çarpmak üzere olan otobüsün önünden kurtarmıştı. Bu kesinlikle yasaktı. Yukardakinin işine karışmak büyük bir suçtu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Her şeyin isteğim gibi gitmesinden duyduğum büyük haz ile Carolyn’in yanına gittim. Hiçbir şeyin eksik kalmasını istemiyordum. Kıza yaşlı bir adam görünümü ile gittim. Daha önce beni defalarca gördüğü için hemen tanıyıp kollarıma atıldı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Büyükbaba seni özlemiştim!’ diyerek sevinçle kollarıma atıldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bugün genç bir adamla tanıştın sanırım Carolyn. Onu iyi tanırım. Sevgi dolu ve yardımseverdir. Fakat biraz delidir. Kendini doğaüstü güçleri olan bir çeşit süper kahraman zanneder. Fakat bunun dışında çok iyi birisidir.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Nereden biliyorsun bunu büyükbaba. Daha kimseye söylemedim bile! Bu adamda garip bir şeyler var. Sanki onu bir yerlerden tanıyorum ama bir türlü çıkartamıyorum.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Gülümsedim ‘Ona iyi davran olur mu kızım.’ Dedim imalı bir tonda.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İşte olmuştu. Hem onu kurtarıp kahraman ve karizmatik görünen, hem de içten içe kırılgan bir noktası olan adama anında âşık olmuştu. Zaten bu onun ruhunda vardı. Onu hep bir yerlerden tanıyor gibi hissetmişti. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İlk seferinden sonra belki de yüzlerce kez gizlice ‘Carolyn Emett’ ismini deftere yazdım. Her seferinde Ölüm Meleği olması gereken kişi tarafından kurtarıldı. Artık planımın son aşamasına gelmiştim. Hızla bir hava limanına uçtum ve akşam en kalabalık seferlerin yapılacağı uçağın motorunu sabote ettim. Yaşlı adam görünümü ile gişeye gittim ve sabote ettiğim uçağın ekonomik sınıfından bir bilet aldım. Vakit kaybetmeden Carolyn’in yanına gittim. Zavallı kız yüzlerce kez ölümle buırun buruna gelmişti ve artık paranoya sınırlarını zorluyordu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;‘Büyük annen kalp krizi geçirmiş. Şimdi hastanedeymiş. Sana bilet aldım. Hemen yanına gidip ona yardım eder misin kızım?’ &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yüzündeki paranoya verilen üzücü haberle birlikte yerini telaşa bıraktı. Hemen elimden biletleri kaptı ve üstüne ilk gördüğü kıyafetleri geçirerek evden çıktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yüzümde kocaman bir gülümseme ile onun gidişini izledim. Son kez gizlice efendimin kitabının koruma kalkanını kaldırdım. Kendim yazmama gerek bile kalmamıştı o uçaktakilerin çoğunun ismi defterde kendiliğinden belirdi ve içlerinde Carolyn’in ismi de vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tıkır tıkır işleyen planımı size kısaca anlatayım isterseniz. Detaylarla sizi sıkmak istemem. Hizmetinde olduğum ölüm meleğinin görevini kötüye kullandığını üst katlara bildirdim ve bu akşamki uçak kazasını önleyeceğinden şüphelendiğimi söyledim. İzleyiciler kurulu hemen mesajıma yanıt verdi ve sevgili Romalı komutanımızı incelemeye başladılar. Gün boyu bütün görevlerini eksiksiz yerine getirdi. Hatta on yaşında kalp krizi geçiren çocuğa bile acımadan canını aldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Büyük yolcu uçağı havalandı ve havalanmasından beş dakika sonra çin mahallesinin üzerindeyken motoru arıza yaptı. Uçak düşüyordu ve ölüm meleği her talihsiz olayda olduğu gibi yine oradaydı. İsimlere göz gezdirdi ve Carolyn’in ismini gördü. Bir ikilemde kalmıştı. Karısına benzeyen kişiyi kurtarmak bir şeydi, koca bir uçak dolusu insanı kurtarmak ayrı bir şeydi. Hepsinin hayatlarını değiştiremezdi. Buraya kadarmış diye düşündü içinden ve arkasını dönüp uçağın düşmesini bekledi. Son anda ne oldu bilmiyorum ama uçak binalara çarpıp parçalanmadan saniyeler önce fikrini değiştirdi. Fırtına gibi hızla hareket etti ve uçağın bozulan parçasını tamir etti. Uçak yine de bu kadar hızlı toparlanamazdı. Alttan uçağı ittirdi ve geri rotasına soktu. Havada süzülüp uçağın gitmesini izlerken şaşkınlık, pişmanlık ve yorgunluk hissetti. İzleyiciler kurulu yeterince delil görmüştü. Bütün güçlerini o havadayken aldılar ve onu ölümlü olarak bıraktılar. Binalara çarpa çarpa ne olduğunu anlamadan yüzünde garip bir ifade ile düşüşü görülmeye değerdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Sonunda başarmıştım! Yolumda duran tek engel, tekrar insan olmuştu ve acınacak halde yağmurla ıslanmış çin mahallesinin ara sokağında kıpırtısız yatıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ertesi gün cüppe ve kitap bana teslim edildi ve yeni görevime hemen başladım. Beklenmedik bir misafir dışında her şey yolundaydı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;----o----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;En sevdiğim kılığıma bürünmüş, birinci sınıf takım elbiselerim içinde on yedinci yüzyıldan kalma şarap kadehimden yudumlar alıyordum. Gökdelenin camından görünen manzara bir harikaydı. Arkamı dönmeden gelen misafirimle konuşmaya başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Şu haline bak. Seni neredeyse tanıyamayacaktım. Oyun oynamayı sevdiğini biliyorum ama bu kadar berbat kılıkta seni görmeyi beklemiyordum.’ Resmen acınacak haldeydi.Daha arkamı dönmeden söylediğim bu cümleye şaşırmıştı. Kafası oldukça karışıktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;‘Ee günün nasıl geçti?’ diye sordum&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Eh işte her zamanki gibi… Ya senin günün nasıldı?’ diye kaçamak bir cevap verdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘İnsanları bilirsin. En sevdikleri şeyi almaya geldiğimi öğrendiklerinde her seferinde yaygara kopartmanın bir yolunu buluyorlar.’ Bunu söyleyip düşüncelerini tartmaya çalıştım. Neye dönüştüğünden emin olmalıydım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Haklısın. Hep aynı şeyler. Üzerime bak. Sırılsıklam oldum. Yağmur tüm gün devam etti.’&amp;nbsp; Dedi sıkkınca. Sesindeki belirsizlik beni deli etmek üzereydi. Normalde ne hissettiğini hemen anlamam gerekirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Takımlarımdan birini ödünç verebilirim.’ Diye öneride bulundum.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Başını salladı ve bana yolu göstermem için işaret verdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Herhangi birini seçebilirsin. Seninmiş gibi rahat et.’ Dedim ve suratındaki şaşkın ifadeyi görünce içten içe gülümsedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;‘Elbiselerimin yerini gösterdiğin için teşekkürler. En sevdiğim takımımı özlemişim.’ Dedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bak. Oyun oynamayı bırakalım. Hafızanı kaybettiğini biliyorum ve muhtemelen var gücünle onu geri getirmeye uğraşıyorsun. Fakat bilmen gereken bir şey var. Hafızanı, gücünü ve tüm bunları kendi isteğinle bıraktın.’ Ellerini iki yana açtım ve tüm çatı katını içine alan bir hareket yaptım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Demek bütün bunlardan kendi isteğimle vazgeçtim öyle mi? Peki bunu ne halt etmek için yaptım Osgard?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;O sırada ilham perisi içeri girdi ve arka odalardan birine doğru uçtu. Çıktığında en sevdiği yaşlı adam kılığına bürünmüştü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bak bunların şu anda içinde bulunduğun durum söz konusu olunca anlamsız geldiğini biliyorum. Fakat bana güvenmelisin. Sana bilmen gereken kadarını anlatacağım ama daha fazlasını bilmen hem senin hem de bütün bunları uğruna feda ettiğin kişinin tekrar tehlikeye girmesine sebep olur.’ Dedim ve teleskopu işaret ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İlgiyle teleskopa baktı ve bir şeyler hatırlamaya başladı. Hemen konuşmaya devam ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘İnanması zor gelebilir ama sen bir ölüm meleğiydin.’ Üzerimdeki büyüyü kaldırdım ve eski halime döndüm. ‘Bu cüppe ve bu kitap sana aitti. Ta ki sen öldürmen gerekenlerden birine aşık olana kadar. Onun ismi sürekli karşına çıkıp durdu ama sen onu öldürmeyi reddettin. En sonunda bu seni zayıflatmaya başladı. Bir gün zayıfladığında yerine geçecek ölüm meleğinin onu öldüreceğine emin olunca yukarıdaki ile bir anlaşma yaptın. Tüm güçlerini ve tüm varlığını bu kızın hayatına karşılık feda etmeyi teklif ettin. Kurul bunu kabul etti ve işte buradasın. Hafızası kaybolmuş bir insan. Yeniden sevdiği kişiyle yaşam bahşedilmiş biri...&amp;nbsp; Yerinde olsam daha fazla geçmişi kurcalamazdım ve tekrar bahşedilen yaşamın tüm nimetlerinden yararlanırdım. Karşı bina yirmi üçüncü kat.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kafası çok karışıktı ama kızılın bahsinin geçmesi bile onu ikna etmek için yetmişti. Her zaman söylerim en iyi yalan, doğrulara dayandırılandır. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bana dalgınca teşekkür etti ve karşı binaya doğru yola koyuldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Dur bir dakika.’ Dedim. En azından bunu ona borçluydum.&amp;nbsp; Kafasını iki elim arasına aldım ve hafifçe alnına doğru üfledim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;----o----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bay Osgard’a inanıp inanmamak arasında gidip gelen düşüncelerim karşı apartmanın yirmi üç numaralı kapısı aralanınca uçup gitmişti. Geçmişte ne olursa olsun umurumda bile değildi. Kapıyı ürkek bakışlarla açan kızıl ile bir ömür geçirecektim. Bu bana yeter de artardı bile.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;----SON----&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-4182857102670940582?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/4182857102670940582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2011/02/kimim-ben-son-bolum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/4182857102670940582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/4182857102670940582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2011/02/kimim-ben-son-bolum.html' title='Kimim Ben? -Son Bölüm-'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Q9PwevQoXjI/TWUgaJYEzjI/AAAAAAAAAC8/ntQAHgsHUmA/s72-c/romansoldier.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-3108665462690431176</id><published>2011-02-17T00:00:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:00:20.936-08:00</updated><title type='text'>Kimim Ben? -Bölüm IV-</title><content type='html'>&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Kimim Ben?&lt;br /&gt;Bölüm IV&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fUxZFR5Bn7o/TWUg5K-Ed4I/AAAAAAAAADE/vjBc5Z9SB8w/s1600/durakk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-fUxZFR5Bn7o/TWUg5K-Ed4I/AAAAAAAAADE/vjBc5Z9SB8w/s320/durakk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img135.imageshack.us/img135/4378/durakk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Kafam düşüncelerle dolu, yavaş adımlarla alışveriş merkezinden çıktım. Az ileride ana yolun kenarında duran otobüs durağına doğru adımlarımı hızlandırdım. Köşeyi yeni dönüp durağa yaklaşan ve yan tarafında devasa bir diş macunu reklâmı olan ilk otobüse bindim. Biner binmez sanki bana ayırmışlar gibi yabancılık çekmeden soldan üçüncü sıranın cam kenarına oturdum. Kafamı her zaman yaptığım gibi cama dayadım ve manzarayı seyretmeye koyuldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durun bir dakika! Her zamanki gibi kafamı cama mı dayadım?! O lanet Fransızın bilgisayarından aşırdığım adrese nasıl gideceğimi biliyordum ve bunu defalarca yapmıştım. İşte bu keyfimi yerine getirdi. Hafızam bana uzaktan el sallamaya başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafızamın yerine geliyor olması güzeldi fakat bu bulmacanın parçalarını bulmak çok uzun zaman alacağa benziyordu. Zira birinci sınıf takım elbiseler içindeki bir züppenin – evet o kişi ben oluyorum- otobüsle sık sık yolculuk etmesi gerçekten ilginçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamda bu tezat durumu tartmaya başlamıştım ki otobüs hızla bir başka durağın yanından geçti. Durağın camekan rüzgarlıklarının arasında oturmuş kalın montunu boynuna kadar çekmiş, atkısını sıkıca dolamış yaşlı bir adam vardı. Yaşlı adamın ellerinde ışık, ısı, sevecenlik ve daha birçok şey yayan iki tane alev vardı. Buraya kadar her şey normaldi. Fakat etrafın siyah beyaza yakın bir renk alması ve sadece adamın elindeki iki ışığın kor renklerinin birer nabız gibi atıp durması fazlaca ilginçti. Kafamı istemsizce tekrar yokladım. Darbeleri aldığım kısımlardaki şişlikler çoktan geçmişti. Biraz hızlı mı iyileşiyordum ne? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duraktaki yaşlı adam hafifçe oturduğu yerden kalktı ve kendisine yaklaşan yaşlı çifte doğru elinde dünyanın en kıymetli şeyini tutuyormuş gibi yaklaştı. Elindeki alevler titreşti ve yaşlı çifte doğru adeta büyülü bir şekilde havada spiraller çizerek hızla yol aldılar. Alevler yaşlı çifte çarpınca parçalandılar ve kıvılcımlar etrafı havai fişek gösterisine çevirdi. Ağzım bir karış açık olan olayları izliyordum ve boynumu kırmak üzereydim. Zira otobüs tüm bu olaylar olurken hareketine devam etmişti. Otobüs köşeyi döndü ve yaşlı çift görüş alanımın dışına çıktı. Pencereden bakmaya devam ediyordum. Dünya normal rengine geri dönmüştü. Acaba yaşlı çifte ne oldu? Gibisinden bir soru soruyor olmalıydım şu anda kendime. Fakat bunun yerine az önceki sahnenin neden bana tanıdık geldiğini düşünmekle meşguldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki durakta otobüs sert bir fren yaparak durdu. Ayaklarım düşünceli aklımın kontrolünü eline aldı ve beni hızla otobüsün dışına taşıdılar. Defalarca gelmiş olmanın verdiği o tanıdık his ile kendimden emin yoluma devam ettim. Büyük bir gökdelenin önüne gelince içeri girdim. Güvenlik görevlisi yüzüme gülümsedi ve rutin bir selam verdi. Yüzü tanıdıktı. Ama nereden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansöre binip en üst katın düğmesine bastım. Oldukça seri çalışan bir asansördü kırk beş katı saniyeler içinde çıktı ve tiz bir ‘ding’ sesi eşliğinde beni dışarı uğurladı. Çatı katında tek bir kapı vardı. Eh zaten tanıdık gelen de tek bu kapıydı. Ellerimle kapıyı ittirdim ve iki yana açılan büyük kapıların hemen arkasında başlayan kırmızı halıya adımlarımı attım. Geniş pencerenin hemen kenarında muazzam manzarayı izleyen, birinci sınıf takım elbiselerinin içinde, elindeki kaliteli kadehten şarabını yudumlayan adam arkasını bile dönmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şu haline bak. Seni neredeyse tanıyamayacaktım. Oyun oynamayı sevdiğini biliyorum ama bu kadar berbat kılıkta seni görmeyi beklemiyordum.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek oyun oynamayı seviyordum ve bu birinci sınıf elbiselerin içinde salaş görünüyordum öyle mi? İşte bu ilginçti. Gülümsemekle yetindim ve ekledim; ‘Beni bilirsin…’ lanet olasıca daha arkasını bile dönmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da gülümsedi. Beni uzun zamandır tanıdığını her hareketi ile belli ediyordu. Bir şekilde ondan, bende eksik olan bulmacanın parçalarını almalıydım ve bunu yaparken onu şüphelendirmemeliydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala bana arkası dönüktü ve rahat bir tonda konuşmaya başladı ‘Ee günün nasıl geçti?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasını dönmesi bende bir güven hissi yarattı. Bu adam büyük bir ihtimalle düşmanım değildi. Yeteneklerim ve hızım söz konusu olunca, bir düşmanın bana arkasını dönmesi onun için pek de iyi olmayan sonuçlar doğurabilirdi. Sorusuna gelince. Hiç bir şeyden şüphelenmemesini sağlayacak tek bir yanıt vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Eh işte her zamanki gibi… Ya senin günün nasıldı?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘İnsanları bilirsin. En sevdikleri şeyi almaya geldiğimi öğrendiklerinde her seferinde yaygara kopartmanın bir yolunu buluyorlar.’ sesinde bariz bir şüphecilik vardı. Sanki bu arkası bana dönük adam beni gizlice tartıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylediklerine bakacak olursam artık kesinlikle emin olduğum tek bir şey vardı. Karşımda sert bir kaya gibi duran, kötü bakışlı Bay Osgard gibi ben de bir mafyaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Haklısın. Hep aynı şeyler. Üzerime bak. Sırılsıklam oldum. Yağmur tüm gün devam etti.’ Dedim sıkkınca. Hep savunmada kalarak hem daha fazla bilgi edinemeyeceğim açıktı, Hem de karşımdaki bu tehlikeli meslektaşımı şüphelendirmek istemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Takımlarımdan birini ödünç verebilirim.’ Diye öneride bulundu. Sesinde keskin bir merak tadı alıyordum. Sahi insanların hislerini nasıl bu kadar kesin ve net bir şekilde anlayabiliyordum ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımı salladım ve yolu göstermesini işaret ettim kibarca. Beni odasına götürürken yüzünde gizlemeyi başaramadığı bir gülümseme vardı ve sesi artık daha kendinden emin çıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Herhangi birini seçebilirsin. Seninmiş gibi rahat et.’ Dedi ve giyinmem için odadan çıktı. Odadan çıkarken kendinden emin sesinde neşe çığlıkları vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolabı açtım ve dördüncü sırada olduğuna emin olduğum en sevdiğim takımımı üzerime geçirdim ve bunu yapar yapmaz kafamda o sıradan yarışmalarda elenen insanlara çalınan melodi vardı. Osgard beni kendi odama getirmişti ve ben salak gibi ona teşekkür etmiştim. Daha ilk dakikadan zayıflığımı göstermiştim. Eh en azından biraz da olsa dostum gibi görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıktığımda kol düğmelerimi takmakla meşguldüm ve rahat bir tonda ‘Elbiselerimin yerini gösterdiğin için teşekkürler. En sevdiğim takımımı özlemişim.’ Dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osgard’ın bariz gülümsemesi hafiflese de yüzünde oyalanmaya devam etti. Bana şöyle bir göz gezdirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bak. Oyun oynamayı bırakalım. Hafızanı kaybettiğini biliyorum ve muhtemelen var gücünle onu geri getirmeye uğraşıyorsun. Fakat bilmen gereken bir şey var. Hafızanı, gücünü ve tüm bunları kendi isteğinle bıraktın.’ Ellerini iki yanına açıp tüm çatı katını içine alan bir hareket yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Demek bütün bunlardan kendi isteğimle vazgeçtim öyle mi? Peki bunu ne halt etmek için yaptım Osgard?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osgard cevabını vermek için ağzını açmıştı ki açık olan arkadaki pencereden onlarca siyah kuzgun aniden geniş çatı katına girdiler. Koridorlardan heyecanlı kanat çırpışları ile geçip, arkadaki kapısı açık olan odaya doluştular. Saniyeler sonra kapıdan az önce durakta gördüğüm yaşlı adam çıktı. Elinde alevleri yoktu ama o olduğuna emindim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osgard sakin ve yatıştırıcı bir ses tonu ile konuşmaya başladı. ‘Bak bunların şu anda içinde bulunduğun durum söz konusu olunca anlamsız geldiğini biliyorum. Fakat bana güvenmelisin. Sana bilmen gereken kadarını anlatacağım ama daha fazlasını bilmen hem senin hem de bütün bunları uğruna feda ettiğin kişinin tekrar tehlikeye girmesine sebep olur.’&lt;br /&gt;Söyledikleri birden ilgimi çekmeye başlamıştı. Sesindeki garip tonun anlamını daha çözememiştim fakat uzun zamandır beklediğim bilgiler sonunda önüme gelmişti. Dikkat kesilip dinledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Neden bütün bunlardan vazgeçtiğini sormuştun. Kendi gözlerinle görmen daha iyi olacak sanırım. Böylece bana inanırsın.’ &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9-ZNR7PG8TQ/TWUg_XpbWeI/AAAAAAAAADI/ctjfyU6a8LA/s1600/kizilk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-9-ZNR7PG8TQ/TWUg_XpbWeI/AAAAAAAAADI/ctjfyU6a8LA/s320/kizilk.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img687.imageshack.us/img687/6020/kizilk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Eliyle hemen geniş pencerenin yanıbaşında duran teleskopu gösterdi. Karşıdaki çok katlı binalardan birine doğrultulmuştu. Sabırsızca teleskopa yaklaştım ve izlemeye başladım. Karşımda kızıl uzun saçları çıplak omuzlarına dökülen, beyaz teninin belirli yerleri çillerle kaplı, renkli gözleri dolu dolu ve umutla bakan bir kadın vardı. İki elim ile başımı tuttum. Büyük bir ağrı spazmı ile birlikte beynime kısa süreli anılar dolmaya başlamıştı. Bu anıların çoğunda karşımdaki kızılın hayatını kurtarıyordum. Yolun ortasında dururken, filmlerdeki gibi ona sarılıp beraber yandaki kaldırıma uçuyorduk, yanımızdan hızla bir otobüs geçerken. Bir diğerinde suda boğulurken bir cankurtaran gibi çevik hareketlerle ona doğru yüzüp, kenara taşıyordum. Bir seferinde yediği bir şey boğazına kaçmıştı ve boğazındaki parçayı çıkarıyordum. Arkasından gelen bıçağını çekmiş yankesici ona ulaşmadan tam önce oraya varıp, yankesicinin bıçağı tutan bütün uzuvlarını kırıyordum. Bunun gibi yüzlerce sahne gözümün önünden geçti ve gözlerimi teleskoptan ayırdım. Şaşkınlığımı saklayamadan gözlerim bir karış açık Osgard’a bakmaya başladım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Aklımda hala son gördüğüm sahne vardı. Yıkık dökük binaların arasında duran kızılın görüntüsü.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-3108665462690431176?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/3108665462690431176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2011/02/kimim-ben-bolum-iv.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/3108665462690431176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/3108665462690431176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2011/02/kimim-ben-bolum-iv.html' title='Kimim Ben? -Bölüm IV-'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-fUxZFR5Bn7o/TWUg5K-Ed4I/AAAAAAAAADE/vjBc5Z9SB8w/s72-c/durakk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-8390022176884863884</id><published>2010-12-27T00:46:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:01:28.308-08:00</updated><title type='text'>DENGE Bölüm IX</title><content type='html'>&lt;div style="color: orange; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm IX&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Yalanlar&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qJDPIOzFSSw/TWUhIqHd4JI/AAAAAAAAADM/1XIdnbIrxoM/s1600/xeniskelet.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="252" src="http://1.bp.blogspot.com/-qJDPIOzFSSw/TWUhIqHd4JI/AAAAAAAAADM/1XIdnbIrxoM/s320/xeniskelet.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img153.imageshack.us/img153/5800/xeniskelet.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Furian’ın fısıltılı sesi daha kulaklarına ulaşır ulaşmaz Xen’in ayakları aceleyle hareket etti ve Furian’ın az önce kaybolduğu çalılıktan geçerek ileri doğru atıldı. ‘Bu sefer değil.’ diyordu kendi kendine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızla koştu. Eski dostu gözünün önünden ayrıldığından beri ancak saniyeler geçmişti, fakat yine de onu bulmak kolay değildi. Aceleci tavırlarla havadaki izleri inceledi. Yerdeki izleri incelemek anlamsızdı. Furian neredeyse hiç iz bırakmadan yürürdü. Boğuk havadaki ufak titreşimleri takip etti ve dakikalar süren bir takipten sonra ileride aradığı adamın siluetini gördü. ‘Bu sefer cevaplarımı alacağım!’ Dedi Xen inatla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian’ın kulaklarına kadar açılan ağzının kıvrımları görülmeye değerdi. Her zaman tartışmadan kaçınan Xen olurdu ama bu sefer işler değişmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian gülümsemesini bastırmayı başaramadı ve ‘Bakalım ne kadar paslanmışsın eski dostum!’ diyebildi. Daimi gülümsemesinin arasından sıktığı dişleri belli oluyordu. Kırmızı güç kıvılcımları saçan ellerini toprağa doğru çevirdi ve eliyle havayı yakalayıp yukarıya kaldırmaya çalışıyormuş gibi bir hareket yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak sarsıldı ve çatlamaya başladı. Bir anda Xen’in etrafı çatlaklardan yavaşça çıkan iskeletlerle doldu.  Toprak dolmuş eklemlerini gıcırdatarak, silahlarını ellerine alan yaratıklar hiç vakit kaybetmeden bir bir Xen’e saldırmaya başladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikeyi hemen hissedip yanına gelen atının üzerine rahatça atladı. İskeletlerin oluşturduğu ufak güruhun arasında kalan gümüş şövalye kılıcına daha davranmamıştı. Zırhlı omuzlarını hafifçe geriye doğru yuvarlak yaparak açma hareketi yaptı. Kafasını sağa ve sola hızla salladı ve boynunu kütletti. Son olarak iki ellini birbirine geçirerek İskeletlerin hareket etmesi ile oluşan gıcırtılara eşlik etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölülerin gözleri yoktu ama olsa bile bir şey fark etmezdi. Şövalyenin hareketlerini yakalamanın imkanı yoktu. Xen kılıcını ilk düşmanı ona varmadan saniyeler önce çekmişti. Kılıcın kından çekilme sesi düz ovada yeni yeni yankılanırken önüne ilk gelen üç iskelet kemik yığınları şeklinde yerde yatıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen vakit kaybetmeden atını hızlandırdı ve kılıcını iki tarafından sallayarak müthiş bir ölüm dansına başladı. Etrafında onu öldürmek için can atan iskeletler yokmuş gibi Furian’a doğru ilerledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Paslanmamışsın…’ diye fısıldadı Furian gülümsemesi bir an olsun yüzünden silinmeden. Uzun zamandır kendini zorlayacak bir rakiple dövüşmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen arkasında yirmiye yakın iskelete aldırmadan önündeki adama doğru ilerledi. Furian ile arasında duran iki iskelete doğru atını sürdü. Beyaz atın üzerinden sanki üzerinde zırhlar yokmuş gibi çevik bir hareketle takla atarak yere indi. Rakiplerine bir adım kala aniden durdu. Ayaklarının yerde kayması ile çıkan tozun arasında, iki eliyle tuttuğu kılıcı, etrafında çemberler çizerek döndürmeye başladı. Devinimi giderek hızlanırken oluşan ufak kum fırtınasının arasından ölüm saçan kılıcı bir görünüp bir kayboldu. Son iskeletler de bilinçsiz varlıkları ile bu ölüm saçan döngüye yaklaştılar ve birer birer yere yığıldılar. Etrafına saçılmış kemik yığınlarının üzerinden tam bir takla atarak sıçradı ve Furian’a doğru kılıcını saplamaya çalıştı. Havadayken iki eliyle tuttuğu kılıç yere sertçe saplandı. Furian çoktan geriye doğru bir adım atmıştı bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian bu diyarlara akıttığı kanlar ile nam salmış kılıcını hızla çekti. Xen de yere saplanan kılıcının ejderha motifleri arasındaki gizli düğmeye dokundu. Çıkan ufak mavi akımlar kollarına titreşimler gönderirken yerden iki kılıcı çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Siz çocuklar daha sık dövüşmelisiniz. Yirmi beş yıldır sıkıntıdan patladım resmen.’ dedi Dui daha kıvılcımlar çıkarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sanırım onu çok iyi yetiştirdik Dui. Artık bize ihtiyaç duymuyor bile baksana.’ Sui’nin telepatik sesi kulaklarında yankılandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sessizlik!’ Xen’in sesi otoriter ve etkileyiciydi. İki kılıçta hemen seslerini kestiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce ayaklarını sürüyerek ovadan ayrılan ork ve şövalye birlikleri ilk kılıç çınlamasıyla birlikte sesin geldiği yere doğru yönelmeye başladılar. Sarı toprak tekrar havalandı. Aceleci adımlarla dövüşen iki siluetin olduğu yöne doğru akın akın koşmaya başladılar. Tek bir farkla; İki tarafın da aklında savaşma düşüncesi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psaela ve Seveal’ın şampiyonlarını dövüşürken görmek her ölümlüye nasip olmazdı. Şimdi ise ork ve şövalyelerin oluşturduğu topluluk az önce savaşmayacaklarmış gibi yan yana bu mücadeleyi izliyorlardı. Daha doğrusu izlemeye çalışıyorlardı. Yapılan her on hamlenin ancak ikisini yakalayabiliyorlardı. Geniş ovadaki herkes gözlerini kısmış, suratlarında anlamaya çalışan bir ifade ile izliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian hızla etrafında döndü. Alçaktan ve yukarıdan hızla saldırdı. O kadar karmaşık saldırılar yapıyordu ki karşısındaki Xen’den başkası olsa çoktan birkaç darbe almış olurdu.  Furian akıllıca davranarak nefesini toparlayabildiği her anda farklı sayılar söylüyordu. İzleyicilerden hiçbiri buna anlam veremiyordu fakat Xen bunu neden yaptığını çok iyi biliyor ve rakibine bir kez daha saygı duyuyordu. Gümüş şövalyeyi bütün hamleleri saydığını ve sabırla açık beklediğini bilecek kadar iyi tanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian’ın yerden gelen tekmesinin üzerinden atladı ve anında kafasını eğdi. Az önce orda olmayan bir kılıç başının üzerinden geçerken yere basan ayaklarını serbest bıraktı ve bir takla atarak yana doğru bir hamle yaptı. Furian sol ayağını kılıcın önünden son anda çekti ve çektiği hızla geri indirip kılıcı toprak ile ayağının arasına sıkıştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Dui elektirik!’ dedi Xen sıktığı dişlerinin arasından sağ elindeki kılıç bir anda rakibini çarpıp birinci kalite botları üzerinde delikler açarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian ayağını irkilerek kılıcın üzerinden çekti ve elinde tuttuğu kılıç ile hızla hamleler yaparak avantajını kaybetmemek adına mücadele etti. Fakat artık çok geçti. O bir saniyeden de az olan tereddüdü sırasında Xen istediği ve beklediği açığı bulmuştu.  Sağ elinde tuttuğu Sui ile yaptığı hamle gevşekçe Furian tarafından karşılanır karşılanmaz kılıcını diğer kılıcın etrafından dolandırdı ve gümüş zırlı eliyle Furian’ın suratına okkalı bir yumruk attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian darbenin etkisi ile üç adım geriledi ve sarsılmış bir şekilde zorla ayakta kalabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘A-Oo Sağ ayağını geriye attı.’ Dedi Dui sesi endişeli geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ve belinin üst kısmını da iyice arkaya gerdirdi.’ Diye fikrini belirtti Sui.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Evet kılıç fırtınasına hazırlanıyor.’ Dedi Xen dövüşe muazzam bir şekilde odaklanmıştı ve sesinde hiçbir duygudan eser yoktu. Sağ elindeki kılıcı sıkıca tuttu. ‘Dui kalkan!’ diye emir verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Her seferinde ben kalkan oluyorum. Artık sıkıldım. Neden Sui hiç kalkan olmuyor ki?’ diye mızmızlandı Dui&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian sendeleyen sahte görünümünü aniden bıraktı ve birden etrafında dönmeye başladı. Ovada kendilerini izleyenlerin hayret dolu nidaları ile karışan ‘Kılıç Fırtınasından sağ çıkan olmadı.’ Sözleri bir ilahi gibi etraflarında dolaşırken tek bir ses duyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Dui kalkan!’&lt;br /&gt;‘Dui kalkan!’ Xen ve Sui inin sesi aynı anda bağırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian’ın oluşturduğu kılıç fırtınası inanılmaz bir hız ile Xen’e çarptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümüş şövalye arkadaşının bu hamlesini çok iyi biliyordu. Dikkatle ayaklarını gözlemlemişti. Furian’ın sağ ayağını destek alıp sol ayağı ile dönmeye başladığını görmüştü. Kılıç fırtınasının tek bir açığı vardı. O da bir kez başladı mı kontrolün tamamen elinizden çıkmasıydı ve böylece saldırılar tek bir taraftan geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gxxBAZroJys/TWUhPw3Q6uI/AAAAAAAAADQ/6nc5sUS8FBI/s1600/xenkalkan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="285" src="http://2.bp.blogspot.com/-gxxBAZroJys/TWUhPw3Q6uI/AAAAAAAAADQ/6nc5sUS8FBI/s320/xenkalkan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img96.imageshack.us/img96/6176/xenkalkan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Son anda kalkana dönüşen Dui’yi sağ tarafına sertçe sapladı ve hemen mükemmel bir denge kurarak tek dizinin üzerine yere eğildi. Sol elindeki Sui’yi de yere saplayarak kılıçtan güç aldı ve boyun eğmez bir kaya kadar sert üzerine gelen fırtınayı karşıladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bir dahakine ne durumda olduğumuz umrumda bile değil. İsterse kocaman bir ejder tüm nefretini üzerimize kussun. Ben kalkan olmuyo… Ahh… Hey bu acıttı! Hay bin çölde kaybolasıca…’ Dui’nin sesi çok kısa aralıklarla çınlayan kılıç sesinin arasında boğuldu kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen sabırla kılıç fırtınasının dinmesini bekledi. Furian bütün hırsıyla yaptığı çılgınca saldırıya devam ederken dişlerini sıktı ve dayanmaya çalıştı. Fırtına dakikalar sonra bittiğinde kulağındaki çınlamaya aldırmadan ayağını ileriye doğru uzattı. Kontrolü tamamen elinden kaybetmiş olan Furian uzatılan ayağa sertçe çarptı ve yere kapaklandı. İskeletlerle yaptığı anlamsız gösteri sonrasında böyle büyük bir saldırıya girişmişti umutsuzca ve bu onun gücünü büyük bir ölçüde tüketmişti. Oysa Xen kılıcını sallamak ve savunmaktan başka bir şey yapmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen hemen Furian üzerinde baskı kurdu ve açıkları bulduğu bütün anlarda rakibine ufak kesikler atmaya başladı. Sonunda bitap düşmüş Furian yere kapaklandığında artık savaşmak için kolunu bile kaldıramayacak durumdaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen son tekmeyi de atıp Furian’ı yere serer sermez yanında bitti ve ayağı ile onu yerde tuttu. Kılıcı ile Furian ın kılıcını elinden ittirdi ve dirseği ile boğazına abandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sadece bir kere soracağım eski dostum.’ Artık Xen de yorulmuştu ve nefes nefese kalmıştı. ‘Neden Psaela’ya hizmet ediyorsun?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian kana bulanmış dişlerini göstererek gülümsedi. Ağzındaki kanı tükürdü ve derin bir nefes aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Seni kurtarmak için aptal!’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Beni kurtarmak mı? Ne saçmalıyorsun sen kafana çok mu hızlı vurdum acaba…’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Arenada drow ile dövüşünü hatırlıyor musun? Sen öldün Xen ve ben...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ne arenası? Neler saçmalıyorsun sen?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian kahkahalara boğuldu. ‘Bana inanmıyorsan Seveal’a sor. Seni kurtarmak için kendi ruhumu Psaela’ya feda etmemi öneren oydu &lt;i&gt;dostum&lt;/i&gt;.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sana inanmıyorum!’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen sinirden köpürmüştü. Eskiden arkadaşı olan bu adamın yalanları artık canına tak etmişti. Sui yi havaya kaldırdı ve hızla rakibinin boğazına doğru indirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian’ın az önce kanlar saçan ağzından dökülen ‘dostum’ kelimesini duymamıştı bile…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-8390022176884863884?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/8390022176884863884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/denge-bolum-ix.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/8390022176884863884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/8390022176884863884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/denge-bolum-ix.html' title='DENGE Bölüm IX'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-qJDPIOzFSSw/TWUhIqHd4JI/AAAAAAAAADM/1XIdnbIrxoM/s72-c/xeniskelet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-5982993734553263275</id><published>2010-12-18T04:18:00.001-08:00</published><updated>2011-02-23T07:04:07.368-08:00</updated><title type='text'>Kimim Ben? Bölüm III</title><content type='html'>&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Kimim Ben?&lt;br /&gt;Bölüm III&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nRMgJWo0_GE/TWUh0HbUFJI/AAAAAAAAADc/HZoBaPJ8t_A/s1600/mallh.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-nRMgJWo0_GE/TWUh0HbUFJI/AAAAAAAAADc/HZoBaPJ8t_A/s320/mallh.jpg" width="319" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img443.imageshack.us/img443/1661/mallh.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Taksinin  şaşırtıcı derecede rahat koltuğuna sırtımı yaslayıp düşüncelere  daldığımdan beri aklımda ‘kim’ ve ‘neden’ kelimelerinin içinde olduğu  birçok soru dolanıyordu. Baş ağrıtacak kadar çok bilinmezle aynı anda  uğraşmaya çalışıyordum. Bindiğim taksi sert bir frenle büyük bir binanın  önünde durdu. Geveze taksi şoförüm sesini kesip de suratıma beklenti  içinde bakmaya başlayınca sonunda istediğim yere geldiğimi anladım.  Taksimetrede yazan miktarın iki katını ödedim ve adam tekrar konuşmaya  başlamadan hemen önce kapıyı kapatıp hızlı adımlarla binaya girdim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Gördüğüm  en büyük alışveriş merkezlerinden biriydi. Hızlı adımlarla  merdivenlerden yukarı çıktım ve yaşlı çekik gözlü terzinin bana tarif  ettiği mağazaya girdim. Etrafıma hızlı bir bakış attım. Amma kaliteli  şeyler satıyorlardı böyle. Doğruca danışma masasına ilerledim ve burun  yapısından ve ten renginden burnu havada bir Fransız olduğu çok belli  olan adama doğru ilerledim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘İyi günler bayım.’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘İyi  günler beyefendi size nasıl yardımcı olabilirim.’ Adamın Fransız aksanı  ve siyah jöleli saçları resmen beni tiksindiriyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İşte  şimdi söyleyeceklerime çok dikkat etmem gerekiyordu. Ne diyebilirdim  ki. Bu ceketi buradan aldım ama kim olduğumu hatırlamıyorum. Bana  adresimi verebilir misiniz mi diyecektim. Karşımdakine belli etmeden  istediğim bilgiyi almalıydım. Düşün… Düşün…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bu  takım elbiseyi buradan aldım ve sanırım fatura adresinde bir karışıklık  olmuş. Kayıtlarınızı kontrol etmeniz mümkün mü acaba?’ O da nesi  bunları ben mi söylemiştim. Aklım gerçekten hızlı çalışıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Adam  seri numarasını istedi ve ben de ceketimi açmaya bile gerek duymadan  ezberimden söyledim ‘198654’ ve sonra fark ettim ki hafızam oldukça  iyiydi. Hatta iyi de ne kelime mükemmeldi. Mağazaya girdiğimde en fazla  üç saniye kadar etrafıma göz gezdirmeme rağmen şu anda gözümü kapatsam  en ince ayrıntısına kadar hangi reyonda ne olduğunu renklerine kadar  sayabilirdim. İstemsizce gülümsedim ve şüphelendirmemem gereken  görevlinin bana ters bakışlar atmasına sebep oldum. Ne yapabilirim ki  hafızasını yeni kaybetmiş birinin bu denli güçlü bir hatırlama  yeteneğine sahip olması gülünç değil de neydi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kafama kim veya ne vurduysa iyi iş başarmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Görevli  parmaklarını önündeki ekranın hemen altında duran klavyede hızlı  hareketlerle gezdirmeyi bıraktı ve kısa süren bir incelemeden sonra bir  bana bir ekrana bakmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Etikete  göz atmamın sakıncası var mı bayım?’ diyen Fransız onayımı beklemeden  elleri ile ceketin iç yakasındaki numaraya göz gezdirdi. Sonra tekrardan  bilgisayarının başına geçti ve söylene söylene ‘Ama nasıl olur bu çok  değerli müşterimiz… Beye ait’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Lanet  Fransızlar! Galiba bu yüzden nefret ediyorum hepsinden. Düzgün  konuştuklarında bile zar zor anlaşılıyorlar bir de karşımdaki  mırıldanarak konuşuyordu. Bana en çok gerekli bilgiyi yutarak söyleyen  ağzının ortasına yumruk atmamak için kendimi zor tuttum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Kim dediniz?’ eh denemeye değerdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ağzını açtı ve tam söyleyecekken tekrar kapattı. Lanet olasıca ağzını yuvarlamıştı. ‘O’ ile mi başlıyordu acaba. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Belli  ki bir yanlış anlaşılma olmuş. Faturamı bahsettiğiniz beyefendiye  göndermişsiniz. Bana adresini verirseniz muhasebecimi gönderip faturamı  geri aldırabilirim.’ Eh bu durum için fena yalan değildi. İlkini de  destekliyordu fakat neden olduğunu bilmesem de nefret ettiğim görevli bu  numarayı da yutmadı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Üzgünüm bu bilgiyi sizinle paylaşamam. Fakat bir kimlik ve telefon numarası verirseniz kaydınızı alabilirim.’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hiç  yararı yoktu. Çıkmaz yola geldiğimde anlarım. Ben ısrar edecektim ve o  da inatlaşmaya devam edecekti. Sonra ben müdürü ile görüşmek istiyorum  diyince de, iyice bana gıcık olup istediğimi yapmamak için elinden  geleni yapacaktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;O  sırada yaklaşık üç metre ileride kasada ödemesini yeni yapmış olan  bayan fişine bakarak dalgınca mağazanın çıkış kapısına doğru yürümeye  başladı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Pekala…’  Dedim ve vücudumun kontrolünü beş saniyeliğine tamamen yitirdim.  Bilinçaltımın derinliklerinde çok yetenekli biri vardı ve kontrolü eline  almıştı. Acemi hafızamla, deneyimli vücudumun yaptıklarını bir seyirci  gibi izlemekten başka bir şey yapamıyordum. Ellerim daha önce  bahsettiğim kuvvetli hafızamın mağazada önceden belirlemiş olduğu,  danışma masasının üzerindeki rengârenk fularlardan birini hızla çekip  alırken, vücudum hiç bir şey yokmuşçasına arkasını dönüp az önce  alışverişini tamamlamış bayana hafifçe çarptı. Ağzım ’Çok affedersiniz.’  Derken bir elim kadını omuzlarından tutup kibarca özür diliyor, diğer  elim ise az önce yürüttüğü üzerinde alarm olan fuları kadının alışveriş  çantasına atıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ta  Taa… Alarm çalarken önümdeki Fransız koşarak girişe gitti ve bayanı  nazikçe sorgulamaya başladı. İçimden ıslık çalarak rahat bir yürüyüş ile  masanın arkasına dolandım ve adresi kolayca hafızamın bir köşesine not  ettim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;O  pislik Fransızın ‘O’ ile başlayan bir şey söylemeye çalıştığına emindim  zaten. Takım elbisemin sahibi Bay Osgard bekle beni geliyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bu arada Fransızlardan neden bu kadar çok nefret ediyorum acaba?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-5982993734553263275?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/5982993734553263275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/kimim-ben-bolum-iii.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/5982993734553263275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/5982993734553263275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/kimim-ben-bolum-iii.html' title='Kimim Ben? Bölüm III'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-nRMgJWo0_GE/TWUh0HbUFJI/AAAAAAAAADc/HZoBaPJ8t_A/s72-c/mallh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-2278504708079314387</id><published>2010-12-10T01:28:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:03:24.668-08:00</updated><title type='text'>Kimim Ben? Bölüm II</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Kimim Ben?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Bölüm II&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Hhy8LdQEMnY/TWUhttzX1WI/AAAAAAAAADY/VpZs7u9BbIY/s1600/taxi1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="203" src="http://2.bp.blogspot.com/-Hhy8LdQEMnY/TWUhttzX1WI/AAAAAAAAADY/VpZs7u9BbIY/s320/taxi1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img262.imageshack.us/img262/755/taxi1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Elimde bir gazeteden yırtılmış kısmen temiz bir kağıt parçasının üzerine özenle yazılmış bir adres vardı. Hemen gözlerimi etrafta gezindirdim. Tahmin ettiğim gibi sokak levhalarındaki isimler Latince harflerle yazılmıştı. Ohh… Çin’de olmadığıma ne kadar sevindim anlatamam. Sokak isimleri bana hiçbir şey ifade etmiyordu ve bir taksiye atlayıp ‘Beni hemen bu adrese götür!’ de diyemezdim. Artık bir amacım ve ulaşmam gereken bir yer vardı, fakat oraya nasıl gideceğim hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. En büyük sorun da beş kuruşumun olmamasıydı. Bu sorunu hemen halletmem gerekiyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Düşüncelere dalmış bir şekilde adımlarımı atarken etrafın sessizleştiğini ve ana caddeden uzaklaştığımı unutmuş olmalıyım. Yine bir ara sokağa getirmişti ayaklarım beni.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hey! Zengin pislik bütün paralarını sökül bakalım!’ Kalın ve tehditkar bir sesti. Sesin sahibi siyahi, bonus kafalı, iri yarı adam bu cümleyi bana düşük bel giydiği kot pantolonunun arka cebinden ufak bir bıçak çıkartırken söylemişti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Geç kaldın. Başka kapıya Jimmy!’ dedim sakince. Bu da neydi böyle? Evet adam bariz bir şekilde geç kalmıştı. Meteliğim yoktu fakat bu durumu bu kadar sakince karşılamam ve üzerine bir de adamla dalga geçmem kabul edilir şey değildi doğrusu. Eh en azından müzik zevkim fena değildi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hep aynı terane. Söyle bakalım gece uyurken de onlara sarılıp mı uyuyorsun?’ Suratında oluşan pis gülümseme siyah tenine tezat oluşturan bembeyaz dişlerini ortaya çıkarmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Omuz silktim ve iri yarı adam bana yaklaşırken, ben de bir iki hızlı adımla adama doğru yaklaştım. Belli ki şaşırmıştı. Genelde karşılaştığı insanlar o yaklaşırken umutsuzca arkalarındaki duvara doğru adım atıyor olmalıydı. Sahi ben niye öyle yapmıyorum ki?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Adam derin bir nefes aldı ve bıçağını geniş bir hareketle genişten salladı. Ya da sallamaya çalıştı demeliyim. Koluna ve dirseğine arka arkaya iki darbe indirdim ve eğilerek etrafımda tam bir tur attım. O da nesi! Yaklaşık yüz kiloluk kas yığını, ayakları tepede başı aşağıda yüzünde garip bir ifade ile yere kapaklanıyordu. Derin nefes alışın hamle yapacağına dair işaret olduğunu ve kolunun tam olarak neresine vurursam rakibimi acıdan kıvrandırırım biliyordum. Dövüş dersleri almış olmalıydım. Bu cüssede bir adamı tepetaklak edebiliyorsam fizikten de az buçuk anlıyordum. Bütün paramı kaliteli giysilere harcamamam ya da onlara sarılıp uyumamam iyi olmuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tam olayın heyecanını üzerimden atıp suç mahallinden uzaklaşmaktaydım ki - Hadi oradan kimi kandırıyorum. Bir damla bile heyecanlanmamıştım- Bu Jimmy kılıklı adamın anlık problemlerimin hepsine çözüm getirdiğini fark ettim.&amp;nbsp; Hızla ellerimi baygınlığın verdiği bilinçsizlikle sayıklayan adamın ceplerinde dolandırdım. Hatırı sayılır bir tomar para ve güzel kokular yayan, torbalanmış, birinci kalite, iki yıl bol su ile yetiştirilmiş ot buldum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bir otun kokusundan bu kadar çok bilgi edinmemden çok, bir gram bile canımın istememesine şaşırmıştım. Demek ki bağımlı değildim ve aslına bakarsanız nefret bile ediyordum. Az önce yaptığım Bruce Lee hareketleri de cabası. Acaba odamda asılı bir posteri var mıdır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jimmy’nin ceplerinde bulduğum birinci kalite otu ve bir tomar parayı cebime indirdim ve düşüncelere dalmış bir şekilde ıslık çaldım. Ani bir fren ile önümde duran taksiye atladım ve ‘Beni hemen bu adrese götür!’ dedim ve adam aptal aptal suratıma bakmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Filmlerde bu replik gerçekten çok karizmatik duruyordu. Eh tabi bahsi geçen filmlerde üzerinde Çince yazılar olan gazete parçasını taksiciye uzatmıyorlardı. Atmosferi tamamen kaybetmiş şekilde adamın elinden adresi alıp çevirisini bir güzel yaptıktan sonra arkama yaslanıp elimdeki veriler ışığında bir sonuç çıkarmaya çalıştım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Öncelikle hafızamda tık yoktu. Çince biliyordum ve anlaşılan züppenin tekiydim. Ayrıca ilginç şeyler hakkında gereğinden fazla bilgi dağarcığına sahiptim ve kung-fu biliyordum. Garip bir karışım ve işin aslı artık iyi adamlardan olmadığım gerçeği giderek güçleniyordu. Bundan sonra karşılaşacağım kişilerle konuşmalarıma ekstra dikkat etmem gerekecekti. Eğer bir çeşit mafyaysam ve düşmanlarım hafıza kaybımı öğrenirse hoş olmayan şeyler meydana gelebilirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hafıza kaybı yeterince kötü değilmiş gibi, bir de şimdi mafya olmakla uğraşmak zorundayım iyi mi!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;En azından mafya olduğuma seviniyordum. Onlar silah kullanırlar ve düşmanlarını dövmek yerine, onların muhtelif yerlerinde delikler açmayı amaçlarlar. Temiz iş. Kafamdaki gibi lanet olasıca şişliklerle uğraştırmıyorlar insanı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Aklımda şimdi yeni bir soru belirmişti. Madem dövüş sanatlarında bu kadar ustayım, neden bu lanet olasıca Çin mahallesinin ara sokaklarında sağlam dayak yemiş şekilde kendime geldim? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-2278504708079314387?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/2278504708079314387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/kimim-ben-bolum-ii.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/2278504708079314387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/2278504708079314387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/kimim-ben-bolum-ii.html' title='Kimim Ben? Bölüm II'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Hhy8LdQEMnY/TWUhttzX1WI/AAAAAAAAADY/VpZs7u9BbIY/s72-c/taxi1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-8892504897650856451</id><published>2010-12-08T12:01:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:02:59.606-08:00</updated><title type='text'>Kimim Ben?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kimim Ben?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uAT9dNN8El0/TWUhnDuxC6I/AAAAAAAAADU/uC8FoVaA-Hw/s1600/darkalleybyhideyoshik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-uAT9dNN8El0/TWUhnDuxC6I/AAAAAAAAADU/uC8FoVaA-Hw/s320/darkalleybyhideyoshik.jpg" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img707.imageshack.us/img707/6242/darkalleybyhideyoshik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Olabildiğine uzun binaların çevrelediği bu dar sokakta, yağmurla asfalta yapışmış gazete sayfalarının oluşturduğu kaotik desenlerin üzerinde gözlerimi açtım. Hissettiğim ilk şey vücudumun çeşitli yerlerinden beynime gönderilen acı sinyalleri oldu. Her yerim sanki birkaç defa yüksekten düşmüşüm de ağrımayan yerim kalmamasına özellikle dikkat etmişim gibi ağrıyordu. Bunca zamandır baygın yatmış olmalıyım. Üzerimdeki uzun siyah pardösü ve içine giydiğim kaliteli takım elbisem sırılsıklam olmuş. İyi de deminden beri aklıma takılan bir soru var…&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kimim ben?&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Elimle hafifçe başımın her yerini yokladım. Evet, ağrılarımın büyük bir çoğunluğunun kaynağını bulmuştum. Kan yoktu fakat bolca şişlik ve darbe izi vardı. Sağa doğru bir adım attım ve sonra vazgeçip sola doğru gitmeye karar verdim. Sonra tekrar durdum. Kim olduğumu hatırlamadığım gibi nerede yaşadığımı da hatırlayamıyordum. Derin bir nefes alıp kendime ‘Sakin ol.’ Dedim. Hemen ellerimi bütün ceplerimde hızlıca gezdirdim. Ne bir kimlik, ne de bir cüzdan vardı. Eh bu ara sokakta on dakikadan fazla baygın kalmış olmalıydım. Herhangi bir sokak serserisi daha fazla içki alabilmek adına pek ala kolayca cüzdanımı cebine indirmiş olabilirdi. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Birçok darbe almış olmasına rağmen aklım hızlı ve pratik çözümler üretmeye devam ediyordu. Demek ki zeki biriydim. Hemen ceketimi ve birinci sınıf görünen pardösümü inceledim. Herhangi bir marka yoktu fakat bir numara yazılmıştı özenli harflerle küçük bir etikete. ‘198654’ Bu iyiye işaretti işte. Marka giyinsem herhangi bir dükkandan herhangi bir fiyata bu ürünü almış olabilirdim fakat numaralar sadece özel tasarımlarda olurdu. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ceplerimi tekrar kontrol ettim. Lanet olasıca hırsız tek bir kuruş bile bırakmamıştı. Hemen kalabalık olan sokağa adım attım ve önüme gelen ilk dükkandan içeriye attım kendimi. ‘İyi günler beyefendi.’ Ooo çok fiyakalıyım. Diksiyonum oldukça düzgün ve kelime vurgularını çok iyi yapıyorum. Bu konuda eğitim aldığım çok belli. ‘Acaba rica etsem bana buraya en yakın kendi kreasyonlarını yapan terzi veya mağazayı tarif edebilir misiniz?’&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Adam elinde dikmekte olduğu kumaşı bir kenara bırakıp burnuna kadar düşürdüğü gözlüklerinin üzerinden bana baktı. ‘Tarife gerek yok bayım. Etrafınıza bir bakın.’&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kendime not: Pratik zekalı ve zekiyim ama olabildiğine dikkatsizim. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ah tam da aradığım yer. Bayım acaba bu üzerimdekilere bakıp bunların kimin elinden çıktığını söyleyebilir misiniz?’&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Adam soru karşısında biraz afallamıştı. Tabi ki benim hafıza kaybımdan haberi yoktu. Ya beni onu test etmeye çalışan ukalanın teki sanıyordu ya da... Her neyse.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Şüpheci de olsa yine de bana yaklaştı ve ustalıkla ceketimin dikişlerini inceledi. Daha sonra pardösümü çıkartıp ceketin arkadan duruşuna baktı, kumaşı eliyle inceledi ve en son olarak da iç tarafındaki numaraya baktı. Benim ilk yaptığım şeyi en son yapması nedense bu adamın işinin ehli olduğuna emin olmama neden oldu. Gözlüklerini gözüne yaklaştırdı ve numarayı inceledi. Eline bir kağıt aldı ve bana bir adres yazdı. Adama hayranlıkla karışık bir minnet hissi duymuştum. Cebimde tek kuruşum yoktu ve borçlanmıştım. İçgüdülerimle hareket edip ihtiyarın kafasının iki yanına ellerimi koydum ve yüzümü alnına yaklaştırıp hafifçe üfledim.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bunu da her ne halt etmeye yaptıysam!&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İlginç bir şekilde adam yaptığım garip hareketle ilgilenmedi. Dikiş makinesinin başına geçti. Hali hazırda yapmakta olduğu ve bana göre mükemmel olan işi bir çırpıda eliyle makineden çekti ve yeni bir kumaş koyup gözlerinde yeni oluşan parıltı ile işe koyuldu. İçimde bu yaşlı çekik gözlü adama olan borcumu yaptığım delice hareketle ödemişim gibi tanıdık bir his vardı. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bir dakika durun bakalım! Az önceki ihtiyarla Çince mi konuştum ben? Evet, resmen akıcı bir şekilde Çince biliyordum. Yine aklımdaki ses bağırarak ilk aklıma gelen soruyu dillendirdi.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Verdana,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kimim ben?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-8892504897650856451?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/8892504897650856451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/kimim-ben.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/8892504897650856451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/8892504897650856451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/12/kimim-ben.html' title='Kimim Ben?'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-uAT9dNN8El0/TWUhnDuxC6I/AAAAAAAAADU/uC8FoVaA-Hw/s72-c/darkalleybyhideyoshik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-6684994467197657652</id><published>2010-11-02T01:01:00.000-07:00</published><updated>2011-02-26T01:10:14.136-08:00</updated><title type='text'>Denge Bölüm VIII Yayında!</title><content type='html'>&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE&lt;br /&gt;BÖLÜM VIII&lt;br /&gt;Değişen Hayatlar&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-8tAMNOrHqMI/TWjDE2H8HfI/AAAAAAAAAIA/PCbq1u8MIuU/s1600/lonelyepicdeath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="https://lh4.googleusercontent.com/-8tAMNOrHqMI/TWjDE2H8HfI/AAAAAAAAAIA/PCbq1u8MIuU/s320/lonelyepicdeath.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img811.imageshack.us/img811/4084/lonelyepicdeath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Parlak zırhlarla kaplı kaslı kolları ile uçan atın yelesine sıkıca tutunmuştu Xen.Yüzlerce farklı sancağı taşıyan, zırhlarından bulutlu havanın boğuk ışığı yansıyan şövalyeler düzenli bir şekilde savaş alanını terk ederlerken, hüzünlü bir melodi çalan bando takımı havadaki kasveti iyice arttırmıştı. Bu düzenli ordunun tam zıt yönünde her bir yana düzensice kabileler halinde dağılan, hatta dağılırken bile kendi aralarında kavga eden ork grupları yer alıyordu. Xen güçlü kolları ile tuttuğu yeleyi hafifçe çekti ve uçan atı yere doğru yöneltti. En çok değer verdiği dengeyi korumak adına en nefret ettiği şeyi yapmıştı yine. Dağılan orkların çaldığı kalın borular, şövalyelerin hüzünlü melodisine karışmıştı. Atından inip öldürdüğü şövalye ve orkların yerde bıraktığı kanlı izlerin önünde durdu. Kulağına çalınan hüzünlü müzikle ayaklarını sürüyerek savaş alanından uzaklaşan kalabalık ork grupları ve şövalyeler, arkadaşları için mi yoksa savaşamadıkları için mi bu kadar isteksizler acaba diye merak etmeden duramadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süre en iyi kılıç üstadlarından eğitim görmüştü Xen ve yüzyıllardır savaşıyordu. Amaçsızca duello yaptığı gençlik yılları ve bir amaç uğruna savaştığı uzun yılların görüntüleri zihninde birbirine karışmıştı. Şövalyelerin liderleri güvenli surlarının arkasına geçmek üzereydi. Bulutlu havanın hafif nemli ve güneş ışınlarından yoksun ferahlatıcı kokusu burnuna çalınırken, Xen havadaki titreşimleri şövalyelerin yanındaymışcasına duyabiliyordu. Onur, gurur, şan, şöhret ve orklara karşı zaferden bahsediyorlardı. Dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve sinirle gülümsedi. Kimse savaşın o kötü yüzünü görmek istemezdi. Savaşta düşenlere kutlamalar, şaşalı törenler, yakınlarına ise hediyeler sunulurdu. ‘Bir amaç uğruna cesurca öldü.’ denirdi hep. Oysa ki, Xen biliyordu. Hem de çok iyi biliyordu ki muharebe alanında bu anlatılanlar neredeyse hiç yaşanmazdı. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/--Kikoxu1Las/TWjDKrxYCUI/AAAAAAAAAIE/30SokhCEI4c/s1600/savasalan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="288" src="https://lh3.googleusercontent.com/--Kikoxu1Las/TWjDKrxYCUI/AAAAAAAAAIE/30SokhCEI4c/s320/savasalan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img827.imageshack.us/img827/7066/whenthedustsettlesbykay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Dümdüz uzanan Tenador Ovası’nın ortasında bulunan Seveal’ın sancağına tutundu ve bir dizinin üzerine çökerek çelik gibi sert bakan gözlerini usulca yumdu. Görüntüler hemen gözleri önünde akmaya başladı. Kalabalık ork güruhu, dört nala üzerlerine gelen parlak zırhlı şövalyeler ile karşılaşmak üzereydi. Dikkatle izledi Xen. Etrafında ne gurur, ne de onur görebiliyordu. Tek duyduğu ve keskin olarak tadabildiği şey olan ‘korku’ havayı doldurmuştu. Tüm benliğinde savaş alanındaki her bir orkun ve şövalyenin korkularını hissedebiliyordu. Büyük bir gürültü ile ilk sırayı oluşturan orkların devasa baltaları, şövalyelerin dört nala koşan atlı birliklerinin mızrakları ile buluştu. Bütün o ihtişamlı sözlerin unutulması için savaşın ilk saniyeleri bile yeterliydi. Hızla kafasını uzağa çevirdi Xen. Hayatında yeterince kan ve vahşet görmüştü. Kafasını çevirdiğinde gördüğü manzara karşısında gülümsedi tekrardan. Şanlı ve onurlu şövalyelerin bazıları savaş alanını terk etmeye başlamıştı bile. Hiçbir şeyden korkmayan vahşetle doğup kinle yaşayan orklar gibi. Kaçanların bazıları kendi askerleri tarafından katlediliyordu ve hain olarak damgalanıyordu. Kim bir metre önündeki arkadaşının parçalara ayrılıp her uzvundan kanlar fışkıran görüntüsünü görüp ümitsizliğe kapılmazdı ki? Körü körüne böyle bir savaşa devam etmek için deli olmak gerekirdi ve görünüşe göre yeterince deli bu alanda toplanmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse savaşın bu yönünü anlatmazdı. Belki de bunları görüp anlatacak kadar uzun süre yaşayamadıkları içindir kim bilir. Ama Xen çok iyi anlıyordu. Kuru toprağın bir saat içinde ter ve bolca kan ile sulanmış yapışkan bir çamura dönüşmesini izledi. Güç ve hızla saldıran gurupların birbirlerine yorgunluk, susuzluk ve ümitsizlikle, kalan güçlerinin son bir damlası ile etkisiz vuruşlarını izledi. Bir süre sonra balçığa dönen çamurun üzerinde dayanıklılık savaşı verilecekti. Zırhların ağırlığı alınan darbeler ile on kat artmış ve savaşanların üzerlerinde inanılmaz bir baskı yaratmaya başlamıştı. Ölümü açıkça davet etmek için bile olsa yorgunluktan bitap düşmüş şövalyeler, zırhlarından birkaç parçayı üzerlerinden çıkarmaya başladı. Yere düşenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki adım atacak yer bulmak çok zorlaşmıştı. Adım atacak yer bulunsa bile çamura gömülen ayaklarını geri çıkarmak ve yeni bir hamle yapmak işkence haline gelmişti.&amp;nbsp; Yerde yatanların neredeyse üçte biri yorgunluktan bayılmıştı. Güneş batarken ayakta kalabilen insan ve orklar birbirleri ile boğuşmaktan öteye gidemiyorlardı. Saçı başı kan, ter ve çamurla yıkanmış suratı artık görünmez olmuş bir şövalye parmaklarını bir Orkun gözüne batırdı. Acı çığlığı atan ork o anda sıktığı şövalyenin boğazını daha da hiddetle sıktı. İkisi birden birbirlerine kenetlenmiş şekilde, çamurla kaplı yer yer bordoya çalan ölü nehrine katıldılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img824.imageshack.us/img824/4676/savasalan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kimse kızılımsı çamurdan, kesilen ve biçilen uzuvlardan, ölü yatarken gözleri kargalar tarafından çalınıp götürülen cesetlerden, baygın yatarken tek tek bıçaklanarak öldürülen cesur savaşçılardan, birbirine saldırırken suratlarında oluşan korku ve üzüntü ile ölümü bulan kahramanlardan bahsetmezdi. Çoğu savaşçının öleceğinin bilincine son anda varıp savaşırken ağladığını kimse bilmezdi. Bilenler de hayatları pahasına bu sırrı saklar ve ‘ Cesurca öldü.’ Demekle yetinirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen daha fazla dayanamayıp gözlerini tekrar açtı. Kendine her gün yeniden dengeyi sağlamak adına yaptıklarına dayanma gücü veren, Seveal’ın mükafatına şükretti. Eğer bu yerde yatan az sayıda şövalye ve orku öldürmeseydi ne olacağını az önce görmüştü gözlerini kapatınca. Şimdi yaptığından ve kendinden daha da emin ayağa kalktı. Bu yeteneği olmasaydı bir gün bile yeni yaşamına dayanamazdı. Balçıkla kaplanmış kan gölünün içinde yatan yüzlerce cansız bedeni düşündü. Tekrar kendi kendine fısıldadı kimsenin duyamayacağı şekilde ‘Üzgünüm…’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar uzun süre düşüncelere dalıp, kanla kaplı toprağın üzerinde hareketsiz durmuştu ki bir karga onu heykel zannedip üstüne konmaya kalktı. Asperi’den gelen sinirli bir kişneme ile son anda farklı yöne uçan karganın telaşlı kanat çırpışları Xen’i kendine getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alternatif geleceğe bakış onun yaşam enerjisini az da olsa götürmüştü. Duyuları yavaş yavaş eski haline dönerken atı tekrar kişnedi. Xen bu kişneme tonunu çok iyi biliyordu ve hızla sese tepki vererek yere yattı. Kafasının hemen üzerinden büyük bir vızıltı ile geçen çelik uçlu mükemmel yapılmış ok arkasındaki ağaca saplanırken, hızla kafasını kaldırıp elini kılıcına götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Üzülmene gerek yok Xen.’ dedi ilerideki çalılıktan bir ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen ayağa kalkarken kılıcını tekrar kınına soktu. Bu derece düşük bir fısıltıyı ancak bir kişi duymuş olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bu savaşın arkasında senin olduğunu anlamalıydım Furian… Eski dostum’ dedi Xen ‘eski’ kelimesini vurgulayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ve ben de planlarımı mahvedenin sen ve senin lanet olasıca Tanrıçan olduğunu anlamalıydım’ dedi Furian. Yüzündeki gülücük Xen’in kılcını kınına sokması ile birlikte yavaş yavaş silinirken, kendini gizleyen çalılığın içinden çıkıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Neden Furian? Orkların insanları öldürmesi ne işine yarayacaktı? Neden bir zamanlar en yakın dostum olan sen bu yola düştün? Ve neden artık kaosa hizmet ediyorsun?’ dedi Xen bu soruları defalarca Furian’a sormuştu ama hiç doğru düzgün bir cevap alamamıştı. En yakın dostu bildiği birlikte eğitim aldığı. Hatta Arenadaki o savaşta hayatını –ya da ruhunu- kurtaran can dostu şimdi tek rakibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian sadece ağzını açıkta bırakan başlığının altından fısıltı ile konuştu: ‘Göremeyen birine güneşi, nehirleri, dağları ve okyanusları anlatarak onun ufkunu aydınlatabilirsin, fakat görmemeyi seçmiş birine güneş bile karanlıktır Xen, eski dostum…Bu soruların ile her ne yapmaya çalışıyorsan boşuna uğraşıyorsun.’ Furian durakladı ve arkasını dönüp geldiği çalılıkta kaybolurken ekledi ‘Bir dahaki karşılaşmamızda attığım ok seni ıskalamayabilir. Aptallık edip savaş alanında bu kadar dalgın dolaşmaya devam etmezsin umarım.’ Ve gözden kayboldu Furian fısıltılı sesi daha anca Xen’in kulaklarına ulaşabilmişti.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-6684994467197657652?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/6684994467197657652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/11/denge-bolum-viii-yaynda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6684994467197657652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6684994467197657652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/11/denge-bolum-viii-yaynda.html' title='Denge Bölüm VIII Yayında!'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-8tAMNOrHqMI/TWjDE2H8HfI/AAAAAAAAAIA/PCbq1u8MIuU/s72-c/lonelyepicdeath.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-6113430299580913848</id><published>2010-08-15T05:26:00.001-07:00</published><updated>2010-08-15T05:26:30.724-07:00</updated><title type='text'>DENGE Bölüm VII Çıktı</title><content type='html'>Denge Adlı hikayenin VII. Bölümü sizlerle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın Notu: Eh destansı savaşlar kolay anlatılmıyormuş bunu öğrenmiş oldum. Uzun zaman yazamadığım için kendimi affettrimek için biraz bolca yazdım. Birçok sorunuza da bu bölümde cevap bulacağınızı düşünüyorum. İyi okumalar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-6113430299580913848?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/6113430299580913848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/08/denge-bolum-vii-ckt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6113430299580913848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6113430299580913848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/08/denge-bolum-vii-ckt.html' title='DENGE Bölüm VII Çıktı'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-3980642535538173890</id><published>2010-08-05T04:43:00.000-07:00</published><updated>2010-08-05T05:39:19.087-07:00</updated><title type='text'>Küçük Bir Tebessüm</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: black; color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;KÜÇÜK BİR TEBESSÜM&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Dışarıdan gelen ani bir fren ve keskin bir korna sesi ile uyandığımda saat sabahın dokuzuydu. Bir yandan gerinirken, ağzımı genişçe açarak esnedim. Bugün nedense inanılmaz yorgun hissediyordum kendimi. Yorgunluğun da etkisi ile sendeleyerek salona doğru yürüdüm ve kendimi kanepeye atıverdim. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Televizyon açıktı. Jena işe giderken açık bırakmış olmalıydı. Kendimi fırlattığım kanepeden kafamı uzatıp masaya baktım. Tam tahmin ettiğim gibi süte bulanmış kakaolu mısır gevreğim masanın üzerine bırakılmıştı. Bir iki saniye açlığımın mı? Yoksa yorgunluğumun mu? Daha fazla olduğuna karar vermek için duraksadım. Karnımdan gelen ince gurultu bu sorularıma hemen cevabı yapıştırdı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Masadaki mısır patlağı süt karışımını ağzıma dayayarak kana kana içtim. Bu sırada Jena’nın açık bıraktığı televizyonda en nefret ettiğim program başlamıştı. Yapmacık olduğu bariz belli olan ağlamalar ve kocasını arayan genç kadınların yakarışı filan. Gözlerimi devirdim ve az önce bitirdiğim tabağa hüzünlü bir bakış fırlatarak kumandanın bir köşesine atılı olduğu kanepeye doğru seğirttim. Kanal değiştirmek için kumanda tuşlara bastım fakat bu lanet olasıca yeni kumandanın kanal değiştirme tuşları olması gereken yerde değildi. Önce bir güzel en nefret ettiğim programın sesini sonuna kadar açtım. Sonra da bir güzel parlaklığı sonuna kadar getirdim. Ha benim için pek bir şey fark etmiyor zaten renk körüyüm… &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;On beş dakikalık uğraştan sonra sesi tekrar kısmayı başardım ve umudumu kesip sütün de etkisiyle artan yorgunluğuma kendimi teslim ettim. Kanepede tatlı bir şekerlemeye daldım. Uyandığımda neredeyse akşam olmak üzereydi. Duvardaki saate baktım, beş e çeyrek vardı. Jena on beş dakika sonra burada olacaktı. Hemen kalktım ve silkindim. Üzerimi başımı düzelttim ve kapının yanındaki aynada kendimi son kez kontrol ettim. Çok yakışıklı görünüyordum. Bugün söyleyecektim. Jena’ya onu ne kadar çok sevdiğimi itiraf edecektim. İçimden delicesine dua ettim ‘Tanrım ne olur o da beni sevsin. Onsuz ben ne yaparım?’’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kapı deliğinden gelen klik sesi ile irkildim ve girişe doğru hızla geçtim. İşte Jena karşımdaydı. Yorgunlukla düşmüş gözkapaklarının altından görünen iki tane mavi küre ve dağınık koyu siyah saçları salına salına içeri girdiler. Ellerinde tuttuğu torbalar ve anahtarları bir yığın halinde bir kenara bıraktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Boğazımı temizledim. Bir adım öne attım ve ‘Seni seviyorum Jena. Hep sevdim ve hep seveceğim. Sana deli gibi aşığım!’ dedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yüzünde beliren yorgun hatlarını yarıp geçen gamzeleri ile bana baktı ve beni kollarının arasına aldı. ‘Jack! Bir tanecik aşkım benim. Beni hep kötü günlerimde güldürüyorsun ve hep benimlesin…’ dedi ve beni öpücüklere boğdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tanrım mutluluktan uçmak üzereydim!&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jena bugün iş yerine yeni gelen mini etekli kendinden genç bir kadın yüzünden terfi alamamıştı. Bu devirde patronunun kötü emellerine alet olmadan çalışmak gerçekten zor zanaattı. Morali sıfırdı. Yine de kendi çizdiği kuralların dışına çıkmadığı için mutluydu. Ellerinde torbalar ile evin kapısını araladı. Ellerinde uzunlamasına kırmızı izler bırakan ağır torbaları hemen bir kenara bıraktı. Karşısında Jack duruyordu. Jena gülümsemeden duramadı. Her eve geldiğinde Jack’in onu karşılamasına bayılıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jack sanki bir insanmışcasına bir adım öne attı ve ‘Miyavvvv… Miaavv…’ dedi&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jena bütün kendisini üzen şeyleri bir anda unuttu ve bembeyaz tüyleri olan kedisini kollarına aldı. Kedisi yine onu en moralsiz zamanında neşelendirmeyi başarmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Jack! Bir tanecik aşkım benim. Beni hep kötü günlerimde güldürüyorsun ve hep benimlesin…’ dedi ve onu yanaklarından öptü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----SON-----&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-3980642535538173890?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/3980642535538173890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/08/kucuk-bir-tebessum.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/3980642535538173890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/3980642535538173890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/08/kucuk-bir-tebessum.html' title='Küçük Bir Tebessüm'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-6218965759467878871</id><published>2010-07-13T05:08:00.001-07:00</published><updated>2011-02-24T02:07:16.081-08:00</updated><title type='text'>Angela &amp; Michael</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CBugra%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C04%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;o:smarttagtype name="metricconverter" namespaceuri="urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags"&gt;&lt;/o:smarttagtype&gt;&lt;/span&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Angela &amp;amp; Michael&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm I&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Angela&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/--ZCV_uCcTLM/TWYtxYCYYVI/AAAAAAAAAHo/N1hS8jwKzfQ/s1600/angelavemichael.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/--ZCV_uCcTLM/TWYtxYCYYVI/AAAAAAAAAHo/N1hS8jwKzfQ/s400/angelavemichael.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sp-QXsuTLQI/TWUmVri2hHI/AAAAAAAAADg/H2h_WHMWt1E/s1600/angelavemichael.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://img5.imageshack.us/img5/123/angelavemichael.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kulağını inletircesine çalan alarmın sesiyle uyandığı gibi yatağının ucunda duran pembe terliklerini çalar saate atması bir oldu. Yataktan gözleri kapalı bir şekilde adeta zombi gibi yürüyerek önce beyaz uzun sabahlığını giyindi. Sonra da fırlattığı terliğini bulmak için sağ gözünü hafifçe araladı. Terlikleri giyer giymez saatin çok geç olduğunu fark ettiği için banyoya doğru koşturdu. Aceleyle dişlerini fırçalayıp, saçlarını gelişigüzel arkadan topladı. Odasında bulunan tek koltuğun üzerine çıkarmış olduğu dünden kalma kot pantolonunu ve dar bluzunu giydi ve dış kapının önünde aceleyle ayakkabılarını bağlamaya koyuldu. Saatini kontrol etti. İlk derse geç kalmıştı bile… Kapıyı açıp elindeki defter ve kitaplar ile hemen asansöre yönelmek niyetindeydi ki Michael ile çarpıştı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Michael her zaman saçlarını dağınık bırakan ve her zaman hayata karşı umursamazmış gibi davranan gördüğü en rahat insanlardan biriydi. Uzun boylu, beyaz tenli ve siyah saçlı normal kiloda bir çocuktu işte. Tabii ki her zaman saçma sapan şeylerden bir koleksiyon oluşturup üzerine geçirmesi ve bunları kendine yakıştırmasını saymazsak. ‘Bu çocuk benim pembeler ve beyazlarla dolu dolabımı bile kurcalasa kendini inanılmaz erkeksi ve aynı zamanda da yakışıklı gösterecek bir şeyler bulabilir ‘ diye düşünürdü hep Angela. Michael her zamanki kibarlığı ve atikliği ile yerdeki defter yığınına ilk davranan oldu.&amp;nbsp; Daha Angela ne olduğunu anlayamadan eline düşürmeden önceki sırası ile dizilmiş defterlerini ve kitaplarını tutuşturan çocuğa tekrardan bakakaldı. Uzun zaman olmuştu. Neredeyse 6 yıldır Michael onun en yakın arkadaşıydı ve son 2 senedir de komşusuydu. Michael gülümsedi ve bir el işareti ile Angela’ yı önden gitmesi için teşvik etti. Asansöre bindiklerinde Michael nedense derin bir nefes verdi. Hep böyle yapıyordu aslında Angela şimdi fark etmişti. Garip zamanlarda garip tepkileri vardı arkadaşının. Asansöre binmeden hemen önce etrafı iyice koklamıştı. Ne garip çocuktu aslında. Bazen iki hafta evinden, hatta odasından dışarıya adımını atmaz fakat iki hafta sonra ilk çıktığı gün, sanki o kendini eve kapatan, insanlardan kendini dışlayan çocuk değilmiş gibi, o bar senin bu bar benim gezer ve hiç bir şey olmamış gibi eğlenirdi. Güncel haberlere asla uzak kalmazdı ve okulda çıkan son dedikoduları nasıl oluyorsa evinde geçirdiği iki haftanın sonunda bile şaşırmadan karşılardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Neden her asansöre binişimizde derin bir nefes veriyorsun? İnsanlar genelde asansörden inince bunu yapar diye biliyorum ben.’ dedi Angela her zamanki araştırmacı ses tonu ile.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Öyle mi? Hiç farkında değilim’ dedi Michael her zamanki umursamazlığı ile elinin tersini sallayarak, saçma bir düşünceyi savar gibi yaptı. ‘İşte geldik. Önden buyurmaz mıydınız hanımefendi? ’ diyerek ufak bir reverans yaptı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Angela gülümsedi ‘ Ah çok naziksiniz beyefendi ama ilk derse geç kaldık farkında değilsiniz galiba.’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Aksine o kadar farkındayım ki John’ dan benim ve senin yerine yoklamaya imza atmasını istedim bile. Eee kahvaltıyı nerde yapmak istersin. Kurt gibi acıktım ve ilk 3 derse girmek zorunda bile değiliz artık’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Angela tekrar gülümsedi. Hep bir adım önde diye düşünmekten kendini alamadı. Yanından geçtikleri bir fast food lokantasına doğru yönelmeye başladı ama Michael onu omzundan tuttu ve yönünü zorla değiştirdi. ‘Sabah sabah böyle şeyler yememelisin. Daha sağlıklı bir yerler seç lütfen’ dedi ve kızı elinden tutup çekiştirerek açık büfe bir salatacının önüne götürdü. Neredeyse bunu yaparken telaşlı görünüyordu. Dükkana girmeden önce sağına ve soluna tekrar tekrar baktı. Etrafı iyice kokladı ve sonra bir masa seçip oturdu. Angela arkadaşının bu davranışlarına alışmıştı ve itiraz etmeden masaya oturdu. Michael’in iki tepeleme doldurduğu salata tabağı ile kendisine doğru gelişini keyifle izledi. Yaklaşık bir saatlerini kahvaltı yaptıkları mekanda kahkahalar atarak geçirdiler. Michael eğer havasındaysa her zaman onu gözlerinden yaşlar gelene kadar güldürürdü. Eğer değilse Michael’ı da çevresindekileri de güldürmenin hiçbir yolu yoktu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İlk üç dersin bitimine az bir süre kala okula vardılar ve kalan derslerine girdiler. Ders çıkışında Angela yurt dışından yeni gelen bir çocukla konuşuyordu ve Michael birden tepelerinde bitiverdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Akşam ne yapıyoruz Angela? Bir yerlere eğlenmeye gidelim mi?’dedi Michael umutla. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Süper fikir. Charles sen de gelmek ister misin? Hem bu gece bir şeyler içip biraz etrafı gezdiririz sana.’ Dedi Angela yeni insanlarla tanışmaktan hep inanılmaz keyif almıştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Michael bariz bir şekilde suratını buruşturdu ve kimseyi inandırmayacak bir ses tonu ile &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Evet. Aramıza katılmanı gerçekten çok isteriz’ dedi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Charles ‘ Çok isterim akşam 8 gibi işlerim bitiyor. Sizi cep telefonundan arayıp haberdar ederim.’ dedikten sonra gülümseyerek anfiden dışarı çıktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Daha Michael ağzını açamadan Angela ona doğru dönüp ‘ Bir kere de yeni tanıştığımız insanlara karşı bu kadar kaba olmasan ne olur sanki?’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Bir kere de yeni insanlarla tanışmasan da hali hazırda bulunan arkadaşlarımızı eğlenceye katsan ne olursa ondan olur canım.’ diye cevabı yapıştırdı Michael hemen.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;‘Akşam 8 de görüşürüz Michael bazen çocuk gibi davranıyorsun.’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Michael derin bir iç çekti. ‘ Evet sanırım öyle davranıyorum ama yine de beni çok seviyorsun değil mi?’ dedi ve muzipçe sarıldı. Angela sarılmanın etkisi ile yumuşamıştı bile. ‘Şebek…akşam görüşürüz’ dedi ve o da anfiyi terk etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;----0----&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Akşamki buluşmaları çok eğlenceliydi. Evde oturup vişne-votkalarını içmişler, ardından Angela’nın yeni aldığı karaoke oyunu ile kahkahalar doruk noktasına çıkmıştı. Taa ki gece boyu yapmacık gülüşlerle eğlenip Charles’ı süzen Michael &amp;nbsp;‘Artık bu kadarı fazla!’ diyerek Charles’a okkalı bir yumruk sallayana kadar. Angela gördüklerine inanamıyordu. Sinirden kudurmuş gibi Charles’ın üzerine yürüyen ve birbiri ardına yumruklarını sıralayan Michael durmak bilmiyordu. Her yumrukta adamın suratından daha da fazla kan geliyordu ama Charles hiç bir şey olmamış gibi kendi yumruklarını savuruyordu. Gözlerinin önünde ölümüne dövüşen iki adam da kanlar içinde kalmıştı. Bu kadar vahşi bir kavgada beyaz halısının üzerinde nasıl olup da bir damla kızıllık olmadığını merak edecek dikkati toplayamamıştı tabi ki Angela. ‘Lanet olasıca defol git buradan!’ diyen Michael son bir yumruk salladı ve Charles koşarak evin kapısına çarptı. Sersemlemiş gibi kafasını sağa sola salladıktan sonra neredeyse ışık hızıyla evden çıkıp kapıyı sertçe arkasından kapattı. Michael gördüğü vahşet karşısında gözyaşlarını tutamayan Angela’nın yanına doğru seğirtti ve sanki suratında ve vücudunun muhtelif yerlerinde yaraları olan o değilmiş gibi ‘Sen iyi misin? Sana bir şey yapmadı değil mi?’ dedi. Angela çıldırmak üzereydi ve gözlerinden yaşlar istemsizce akıyordu. ‘Bunca yıldır neden bana söylemedin?’ dedi hıçkırıklarının arasından.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Michael şaşırmıştı. Bu nasıl olabilirdi? Sonunda onu gerçekten anlamış mıydı Angela? Ağzını açıp tek kelime bile edemedi. Heyecandan titriyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Angela gözlerindeki yaşları elinin tersi ile silerek gülümsemeye çalıştı. ‘Bana aşık olduğunu neden daha önce söylemedin Michael?’ &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Michael’in aldığı onlarca yumrukla bir nebze bile etkilenmeyen duruşu sarsıldı ve omuzları bir anda düştü. Elini alnına götürdü ve ‘Hayır.. Bu olamaz…’ dedi, kendini yere bırakırken.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;-----0-----&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Angela &amp;amp; Michael&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm II&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Michael&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Dünyaya kalın bir sis perdesinin arkasından bakan siz insanlara bazen acıyorum. Hep mi böyleydiniz yoksa sonradan mı bu büyük inkarı seçtiniz bilmiyorum, ama yüzyıllardır benim gördüklerim –yani gerçekler- sizin gözleriniz önünde çarpıtılmış birer Polyanna hikayesine dönüşüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-color: -moz-use-text-color -moz-use-text-color windowtext; border-style: none none solid; border-width: medium medium 1pt; font-family: Verdana,sans-serif; padding: 0cm 0cm 1pt;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border: medium none; padding: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Saçlarım her zamanki gibi dağınık ve yine dolabımda duran kıyafet benzeri kalitesiz şeylerden bir koleksiyonu üzerime geçirmiş vaziyette, kapımın önünde tam yarım saattir bekliyorum. Angela sanırım uyuya kaldı. Normalde benim durumumdaki biri bu gecikmeden endişelenirdi ama ben bunun önemsiz bir geç kalkma sorunu olduğunu bilecek kadar Angela’ yı tanıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Cep Telefonumu çıkarıp hemen ortak arkadaşımız olan John’un numarasını çevirdim. ‘’ Selam. Nasılsın?... Eee senden bir iyilik isteyecektim. Ben ve Angela biraz geç kalktık. İlk derslere gelemeyeceğiz bizim yerimize yoklama kağıdını imzalar mısın? .... Çok teşekkürler sana bir yemek borcum var.’’ Telefonumu kapatıp cebime attım. O sırada Angela’ nın oturduğu dairenin kapısı hızla açıldı. Angela her zamankinden dağınık bir şekilde geç kalmanın telaşı kıyafetlerindeki her bir zerresinden yansıyarak bana tosladı. Hemen yere eğilip dağılan kitaplarını topladım ve ona çaktırmadan bir güzel kokladım. Behh… Yine o güzel parfümü sürmüştü. Bunun neresi kötü diyebilirsiniz. Size şöyle açıklamaya çalışayım. Diyelim ki sessiz bir sahilde, en ufak böceklerin bile çıkardığı sesleri duymak amaçlı dikkat kesilmiş bir yandan da dalgaların sesini dinliyorsunuz. İşte tam bu anda &lt;st1:metricconverter productid="1 metre" w:st="on"&gt;1 metre&lt;/st1:metricconverter&gt; ötenize bir yolcu uçağı düşse çıkan ses sizi nasıl rahatsız ederse işte bu koku da beni öyle rahatsız etti.&amp;nbsp; Bu parfüm aynı zamanda tehlike olup olmadığını kontrol etmemi de engelliyordu. Defter ve kitapları düşmeden önceki sırası ile Angela’ ya uzatırken gülümsedim. Asansörün kapısını açıp önden onu buyur etmeden önce asansörü birkaç kez koklayarak kontrol ettim. Tehlike yok gibiydi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Asansöre girdiğimize derin bir nefes aldım. Ufak iblisciklerin nerden çıkacakları son zamanlarda gerçekten belli olmuyor. Neyse ki bu asansörü koruma alanıma dahil edeli uzun zaman oluyordu. Halatları gümüş tellerle örülü üzerlerine kutsal su dökülmüş titanyum kaplama bir asansör şimdilik yeterliydi güvenlik açısından. Angela bana gülümseyip nefes verip rahatlamam ile ilgili bir soru sordu. Umursamadan geçiştirdim şimdi onu korumak gibi daha önemli işlerim vardı. Sizin o kör gözlerinizle baktığınız dünya, aslında gerçekten tehlikeli bir yer ve Angela sandığınız sıradan bir geçten daha kırılgan.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Her neyse 14. yüzyıllardan kalma saçma bir alışkanlıkla düşüncelere dalmış aklım reverans yapan bedenime engel olamadı. Eh herneyse kibar birkaç söz ve bir gülümseme ile işi espiriye vurdum ve Angela’nın ders ile ilgili sorduğu soruya&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Aksine o kadar farkındayım ki John’ dan benim ve senin yerine yoklamaya imza atmasını istedim bile. Eee kahvaltıyı nerde yapmak istersin. Kurt gibi acıktım ve ilk 3 derse girmek zorunda bile değiliz artık’ dedim ve onu dışarıya çıkması için teşvik ettim. Her zaman söylerim. Dünayda bir üniversite kadar tehlikeli yer yoktur. Bu yüzden Angela’ya kahvaltı teklifinde bulunmuştum. Ama o her zamanki parlak yeme odaklanmış bir balık gibi saçma bir fast food dükkanına doğru ilerlemeye başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kasada duran şirin kız görünümündeki çalışanın, benim algısı yüksek gözlerimle bakıldığında sivri dişlerinden yeşil asitler akan, kocaman sarı gözlere sahip küçük bir iblis olduğunu bilse eminim şoka girerdi. Onu nazikçe ve şakayla karışık omuzlarından tuttum ve güvenli olduğunu bildiğim açık büfe bir salata restoranına doğru çekiştirdim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Sabah sabah böyle şeyler yememelisin. Daha sağlıklı bir yerler seç lütfen’ dedim ve gülümseyerek iki tabağı da ağzına kadar sağlıklı olduğunu sandığım yemeklerle doldurdum. Aslında neyin sağlıklı olup olmadığını anlama konusunda biraz zayıfım. Sonuçta yemek yemeye ihtiyacım yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Vaktimizin çoğunu konuşarak ve kahkaha atarak geçirirken etrafı düzenli aralıklarla kokladım ve bir sorun olup olmadığını kontrol ettim. Bugüne güzel başlamıştık. Şimdilik bir tehlike yok gibiydi. Bu durum benim keyfimi oldukça arttırdı ve esprileri ardı arkasına patlattım. Angela gülümsediğinde yanaklarında oluşan gamzelere bayılıyordum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Güzel geçirdiğimiz vakitler çabuk geçti ve o iblis yuvası olan üniversiteye dönmek zorunda kaldık. Sadece tek bir dersi Angela’dan farklı alıyordum ve o yine gidip benim tanımadığım önceden kontrol etmediğim biriyle tanışmayı başarmıştı bile. Bu kızın tehlikeye atılmaktaki bu başarısı gerçekten inanılmazdı. Karşısında duran yakışıklı adamı gözlerimle inceledim pek bir sorunu yok gibi duruyordu. Tam zararsız ve nezaketen yapılan bir konuşma olduğunu düşünmeye başlamıştım ki Angela birden Charles adındaki adamı bizimle eğlenmeye davet etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Evet. Aramıza katılmanı gerçekten çok isteriz’ dedim istemeyerek de olsa.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Charles ‘ Çok isterim akşam 8 gibi işlerim bitiyor. Sizi cep telefonundan arayıp haberdar ederim.’ dedikten sonra gülümseyerek anfiden dışarı çıktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bu çocuğun gülümsemesinde bir şeyler vardı ama tam olarak çözemiyordum. Aklımın bir köşesine bu Charles denen adama karşı dikkatli olacağıma dair not düştüm.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘ Bir kere de yeni tanıştığımız insanlara karşı bu kadar kaba olmasan ne olur sanki?’ dedi Angela biraz sinirlenerek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Üniversite yıllarında okuyan bir genç ne cevap verirse ona benzer bir cevap verdim ve onun gönlünü almak için şakayla karışık ‘ Evet sanırım öyle davranıyorum ama yine de beni çok seviyorsun değil mi?’ dedim ve ona sarıldım. İşte oradaydılar. Yine o inanılmaz gamzelerini bana bahşetmişti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;-----0-----&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Akşam buluştuğumuzda içkilerimizi içip Angela’nın yeni almış olduğu karaoke oyununda oldukça eğlendik. Charles çok da sevimsiz bir tip değildi ve kısa zamanda bize ayak uydurdu. Fakat hala içimi gıcıklayan bir his vardı ona karşı. Pes ettim ve ne olur ne olmaz diyerek Angela’nın buzdolabına doğru seğirttim ve daha önceden gerekirse diye koyduğum ufak büyülü bir karışımı el yordamıyla dolabın arkasından çıkardım. Gerekli sözleri söyledim ve Charles’a doğru karışımın üzerinden çıkan dumanları üfledim. İşte ne olduysa bundan sonra oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Charles daha karışımın dumanları üzerine gelmeden atik bir hareketle masadan kalktı ama yine de geç kalmıştı. Koluna değen koku bulutunun tek zerresi ile üzerindeki sahte görünüm eriyip giderken ortaya uzun tırnakları olan, &lt;st1:metricconverter productid="2 metre" w:st="on"&gt;2 metre&lt;/st1:metricconverter&gt; boyunda, sivri dişleri ağzından çenesine kadar uzanan, kapkara parlak derili bir üst düzey iblis ortaya çıktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Telepatik olarak ona ‘Buradan sessizce uzaklaş ve seni öldürmeyim pis yaratık’ dedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Dişlerinin gerisinde kalan dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve aynı şekilde bana ‘Ben bildiğin o aptal iblislerden değilim Michael ve buraya bir görev için gönderildim. Senin aşık olduğun bu ufaklığı ait olduğu yere göndermek için’ dedi ve uzun tırnaklı ellerini Angela’ya doğru uzattı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Artık bu kadarı fazla!’ dedim bağırarak. &amp;nbsp;‘Ainor kan du tia amen!’ büyülü sözleri büyük ve sert vurgularla söylerken görüntü değiştirme büyümün eriyip, sırtımdan kanatlarımın çıktığını ve omzuma asılı duran iki elli büyük kılıcımın tenimde bıraktığı soğukluğu hissettim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2emQWTpNSfQ/TWUm_mVX59I/AAAAAAAAADk/yfds2wjK28k/s1600/archangelmichaelz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-2emQWTpNSfQ/TWUm_mVX59I/AAAAAAAAADk/yfds2wjK28k/s400/archangelmichaelz.jpg" width="303" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://img13.imageshack.us/img13/5751/archangelmichaelz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Anında ileri atılıp önümdeki yaratığın Angela’ya doğru uzattığı pis elini uzaklaştırdım. Yumruk üzerine yumruk atıp odanın gerisine doğru ittirdim onu ve Angela ile arasına girdim. Yaratık sakince gülümseyip kendi kocaman bir sarkıta benzeyen kılıcını çekti ve bana doğru hamlede bulundu. Eh başka çarem kalmamıştı o ünlü kılıcımı çekip nefretle saldırdım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Biraz bu şekilde dövüşünce ikimiz de anladık ki eşit güçlere sahip yaratıklardık ve ikimiz de kılıç kullanma konusunda iyiydik ve bu genelde oldukça uzun savaşlara sahne olurdu. Ama bu iblisin bilmediği bir şey vardı. Ben onun aksine Gülünce suratında gamzeler açan, sabahları geç kalkıp darmadağın topladığı saçlarıyla gönlümü fetheden Angela’ yı koruyordum. Kılıcımı hızla sallayıp beni Angela’dan ayırabileceğini düşünen bu salak iblise büyük bir güçle saldırdım. Omzuna ve göğsüne kutsal suda dövülmüş kılıcım ile büyük yaralar açtı. Her yarayı alışında büyük ve iğrenç bir tıslama ile asit dökülmüş gibi yanan bedenini acı spazmları kavurdu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;. ‘Lanet olasıca defol git buradan!’ dedim bağırarak ve iblis sendeleyerek daireyi terk etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Durum çok kötüydü. İnsanların o körü körüne inandıkları doğrulara güvenerek bu dövüşü onun gözünün önünde yapmıştım. Varlığımıza inanmayan ve dünyayı sadece görmek istedikleri gibi gören Angela’nın bu sahneyi de görmemiş olmasını deli gibi istiyordum. Bir yanım da; artık beni olduğum gibi görüp, aptal davranışlarımın aslında aptalca değil de sırf onun için olduğunu anlamasını istiyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;. ‘Bunca yıldır neden bana söylemedin?’ dedi hıçkırıklarının arasından.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibiydi. Görmüştü! Sonunda beni görmüştü. Ne olduğumu, neler yapabileceğimi ve onun için neler hissettiğimi… Kelimeler boğazımda düğümlendi ve hiçbirşey söyleyemedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Bana aşık olduğunu neden daha önce söylemedin Michael?’ dedi Angela suratında aptal bir gülümseme ile.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;‘Hayır.. Bu olamaz…’ dedim, kendimi yere bırakırken. O saf ve bir o kadar da kör gözleri benim iblisle dövüşümü görmemişti. O sadece karşısında kıskançlıkla kavga eden iki kişi görmüştü. Sarsılmıştım ve yere kendimi çok güçsüz bırakmış olmalıyım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bana dönüp : ‘Hadi biraz dışarı çıkıp hava alalım’ dedi ve kapıya doğru elimi tutarak ilerledi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Boş ve aptal bakışlarla ne diyorsa yaptım. Dışarıda duran taş banka oturduk ve ben oturur oturmaz başımı ellerimin arasına aldım. Eh dedim kendi kendime benim kim olduğumu bilmese de onu sevdiğimi biliyor en azından…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Angela oturduğu yerden hafifçe kıpırdandı ve kucağıma oturup kafamı elleri arasına aldı. Gözlerimin içine bakıp gamzelerini tekrar bana bahşetti ve birden beni dudaklarımdan öptü…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bunca güç ve yetenek ile dolup taşan bedenim şahlandı ve hiç tatmadığı yepyeni bir dünyaya açıldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;-----SON-----&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-6218965759467878871?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/6218965759467878871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/angela-michael.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6218965759467878871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6218965759467878871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/angela-michael.html' title='Angela &amp; Michael'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/--ZCV_uCcTLM/TWYtxYCYYVI/AAAAAAAAAHo/N1hS8jwKzfQ/s72-c/angelavemichael.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-1793706434797711164</id><published>2010-07-11T02:52:00.000-07:00</published><updated>2010-07-11T03:18:27.330-07:00</updated><title type='text'>Denge V. Bölüm Çıktı...</title><content type='html'>&lt;i&gt;Yaşam ve ölüm kadar keskin olmayan, ışık ile karanlık arasında  savaşanlar, düşmeyen ve uçmayan sadece dengede kalanların dünyası...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denge adlı hikayemin 5. bölümünü eklemiş bulunmaktayım herkese iyi okumalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denge isimli başlığın alt tarafına hikayenin kaldığı yerden eklenmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-1793706434797711164?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/1793706434797711164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/denge-v-bolum-ckt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/1793706434797711164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/1793706434797711164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/denge-v-bolum-ckt.html' title='Denge V. Bölüm Çıktı...'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-3585549027612315193</id><published>2010-07-07T03:19:00.000-07:00</published><updated>2010-07-07T03:19:31.280-07:00</updated><title type='text'>Durduğum Yerden Dünyaya Baktım...</title><content type='html'>Durduğum yerden dünyaya baktım… Eğer iyi ile kötü arasında bir sınır  olsaydı, ben tam o sınırda oturmuş ne tarafa ait olduğumu düşünüyor  olurdum sanırım. Aslına bakarsanız bu olunabilecek en kötü durumdur.  Önünde iki yol varsa yapabileceğin en kötü şey durup iki tarafa da  gitmemektir. Bir yerden sonra o kadar kendini kaptırırsın ki herhangi  birine gidemeyecek kadar paranoyaklaşırsın. Birini seçtiğin an yürümeye  başlar ve ‘Ya diğerini seçseydim’ dersin her adımda. Hayatta herkes bir  amaca ulaşmak, doğru olanı yapmak zorunda mıdır? Bir insan güzel ama hiç  kimseye faydası olmayan bir yaşam yaşadıysa bu yaşam harcanmış mıdır?  Kendiniz harcamasanız bile sizi harcamak isteyen birçok insan var  hayatta.Hem de ne yaptıklarının farkında bile olmadan. Diyelim ki dünyanın en zeki insanısınız ve her konuda bilginiz  var. Ama yine de siz bir salağın gözünde, ancak salak olabilirsiniz. Çünkü  onun kapasitesi o kadardır. Siz 100 de olsanız, kapasitesi 5 olan bir  insan için siz 5 sinizdir başka bir şey değil. Oysa ki siz 20 ye bile  razısınızdır. Her seferinde değişen ben miydim yoksa dünya mı bilmem ama  gereğinden fazla kendime ‘Neden?’ sorusunu sordum ve her seferinde  farklı bir yanıt aldım. Merak ediyorsanız söyleyeyim sonucunda en iyi  cevap koca bir ‘Çünkü’ ve noktadan ibaret.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-3585549027612315193?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/3585549027612315193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/durdugum-yerden-dunyaya-baktm.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/3585549027612315193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/3585549027612315193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/durdugum-yerden-dunyaya-baktm.html' title='Durduğum Yerden Dünyaya Baktım...'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-1944452826241984542</id><published>2010-07-06T02:41:00.000-07:00</published><updated>2011-02-24T02:01:31.732-08:00</updated><title type='text'>DENGE</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;DENGE&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Giriş&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Yaşam ve ölüm kadar keskin olmayan, ışık ile karanlık arasında savaşanlar, düşmeyen ve uçmayan sadece dengede kalanların dünyası...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qI9zYlRfXGw/TWYqd1CI1WI/AAAAAAAAAFs/3oN8IcN1BIA/s1600/theknightbygrafik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-qI9zYlRfXGw/TWYqd1CI1WI/AAAAAAAAAFs/3oN8IcN1BIA/s320/theknightbygrafik.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img39.imageshack.us/img39/6056/theknightbygrafik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Donuk, resmi ve tek düze fakat her kelimesiyle etrafa güç kıvılcımları saçan bir sesle &lt;span style="color: orange;"&gt;‘Emredin kraliçem’&lt;/span&gt; dedi adam tek dizinin üzerinde mükemmel bir denge ile eğilirken ve sabırla bekledi. Kraliçesinin konuşmasını o kadar kıpırtısız bekliyordu ki dışarıdan bakan birisi onun bir heykel olup olmadığı konusunda asla emin olamazdı. Bir şekilde göğsünü bile oynatmadan nefes alıyordu ya da tüm bu zaman boyunca nefesini tutuyordu. Kraliçem dediği kadın inanılmaz derece düzgün fiziğe sahipti ve vücudunun kıvrımlarını göstermekten zevk alırcasına omuzlarından aşağı sallanan beyaz incecik bir kumaşı sade görünen fakat yakından bakıldığında binlerce detaylı motife sahip olan gümüşten bir kemerle tutturmuştu. Kadın konuşmadan Xen’in yüzüne baktı ve elini hafifçe sallayarak çıkabileceğini işaret etti. Adam o kadar hızlı hareket etmişti ki kadın daha elini indirmeden Xen odanın kapısını dışarıdan kapatıyordu. Adamın hareketleri hızlı ve telaşlıydı ama yüzü insanı hayrete düşürecek derecede ciddi ve kararlıydı. Beyaz devasa kulenin merdivenlerini seri adımlarla inip geniş bir balkona doğru ilerledi ve trabzanlardan gökyüzüne bakıp değişik bir melodi ile ıslık çaldı.&lt;span style="color: orange;"&gt; ‘Gel bana Asperi’&lt;/span&gt; dedi yine o her zamanki kıvılcım saçan sözcükleri ile. Yüksek Büyücülük Kulesi’nden tarihçi Atinos’un yazdıklarına göre &lt;i&gt;‘ O ses ile ölü bir adamı bile çağırsa, mezar yarılır ve o kişi daha ölü olduğunu fark edemeden kendini onun yanında bulurdu’&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Gökyüzünde şimşekler çaktı ve bulutların arasından kuyruğu gökkuşağının o göz kamaştırıcı renklerine bürünmüş bembeyaz bir at havada dört nala ona doğru gelmeye başladı. Asperiler dünyadaki tüm atların atası olarak bilinirdi ve uçmak için kanada dahi ihtiyaç duymazlardı. Onlara birçok mitolojide rüzgarın çocukları denirdi. İçlerindeki büyü ile uçarlardı ve gökyüzündeki bulutların üzerinde yaşarlardı. Bu asil hayvanlardan ne yazık ki dünya üzerinde çok az kalmıştı ve bu azınlık binicilerini çok çetin sınavlardan geçirerek kabul ederlerdi. Asperi hızla hareket etti ve geniş balkona kondu. Xen’e sahibi değil de eşitiymiş gibi bakıyordu. Xen uzanıp tek eliyle asperinin o güzelim yelesine tutundu. &lt;span style="color: orange;"&gt;‘Uç Asperi beni Tenador Krallığına götür’&lt;/span&gt; atın dünya üzerindeki her yeri avucunun içi gibi bildiğinden emin bir şekilde söylemişti sözlerini. Asperinin toynakları balkonda yankılandı ve gökyüzünde çakan şimşeklerin hızına denk bir hızla havalandı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-------------o--------------&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Coming Soon...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aQEGBgfqdDM/TWYqiaW32lI/AAAAAAAAAFw/0Yv_s_YG08g/s1600/theasperi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-aQEGBgfqdDM/TWYqiaW32lI/AAAAAAAAAFw/0Yv_s_YG08g/s320/theasperi.jpg" width="297" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img39.imageshack.us/img39/1723/theasperi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Asperi:&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;GİRİŞ&lt;br /&gt;BÖLÜM I&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-axASaJTtcw8/TWYquHJkr_I/AAAAAAAAAGU/mQ_7PlMhvZA/s1600/ifitsafightyouwantbydam.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-axASaJTtcw8/TWYquHJkr_I/AAAAAAAAAGU/mQ_7PlMhvZA/s320/ifitsafightyouwantbydam.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img131.imageshack.us/img131/5336/ifitsafightyouwantbydam.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tenador Krallığı’nın uç kısmında krallığa ismini veren Tenador şehri bulunuyordu. Şehir iki taraftan engin ve sarp geçit vermeyen kayalıklarla çevriliydi. Şehrin güney sınırını büyük bir nehir kesiyordu. Kuzeyde ise yıllardır bölgeyi yavaş yavaş yağmalamış ve buraya yerleşmiş ork kabileleri vardı. Orklar sanıldığı kadar aptal yaratıklar değillerdi. Birlik olmuşlardı. Çünkü dünyanın geri kalanı ile aralarında bir tek bu krallığın olduğunu biliyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hızla esen rüzgar uzun kahverengi saçlarını havada uçuştururken Xen aşağıdaki manzarayı seyretti. Uzun ve geniş, eskiden beyaz renkli olduğu belli olan surlar ve bu surların önüne kurulmuş binlerce savaş çadırını gördü. Ork kabilelerinin karaltıları göz alabildiğine uzanıyordu. Şehirde ise krallığın dört bir yanından gelmiş soylu şövalyeler ve birliklerinin bayrakları şehirde karnaval havası yaratıyordu. Biraz daha yaklaşınca durumun hiç de eğlenceli olmadığını vurgulayan bir gerginlik havaya yayılmıştı. Hepsi bekliyordu. Yumuşak bir hareketle asperiyi tuttuğu yelesi ile yönlendirdi ve havada tur atmasını sağladı. İnsanlar ne kadar da kibirli ve gururluydu. Surlarının kapılarını açmışlar şövalyelerini bir bir dışarı çıkarıyorlardı. Orklardan korkmadıklarını kanıtlamak için ne kadar da aptalca bir yöntem diye düşündü içinden. Orkların kalın tok ses çıkaran borularından gelen sesler insanların fildişinden yapılma beyaz ve süslemeli savaş borazanlarına karıştı. Atlıların ve orkların ayaklarının gürültüsü yeri sarstı. Ortaya çıkan toz bulutu her iki tarafın da görüşünü engelliyordu ama iki tarafta hızlarını arttırarak birbirlerine doğru ilerlemeye devam ediyordu. Xen hafifçe eğildi ve asperiye seslendi. ‘İnişe geç asperi. Tam ortalarına’ ve hayvan inanılmaz bir hızla dediklerini yaparken o gümüşsü yelelere sıkı sıkıya tutundu. Elinde krallığın dört bir köşesinde tanınan kocaman gümüşten bir sancak belirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kalkan toz bulutları hızın artması ile iyice yayılmaya başlamıştı, hızla esen rüzgarın da etkisi büyüktü. Yukarıdan tam ortalarına doğru gelen şekli ilk fark eden Lord Keril oldu. Orklara olan kini ve düşmanlığı ile ünlenen kumandan orduların en başında olmak için gönüllü olmuştu. İnanılmaz bir hızla orklar ile çarpışma noktasına ilerleyen birliğini mümkün olabilecek en isteksiz şekilde yavaşlattı. Adamları da ne olduğunu merak edercesine etraflarına bakındılar ve orkların da aynı şekilde yavaşladığını fark ettiler. Orkların lideri etrafa hırlayarak sinirli bakışlar fırlattı ve gökyüzüne bakarak giderek temposunu yavaşlattı. Asperi mükemmel bir manevra ile yere çok az bir mesafe kala yükseldi ve Xen inanılmaz bir çeviklik ile yere atladı. Yerdeki koyu kahverengi toprağın üzerinde iki santim kaydı ve dengesini sağlar sağlamaz ‘Ar nin ameth!’ diyerek sancağını yere sapladı. O anda sözlerini vurgularcasına bir gök gürlemesi duyuldu ve toprak titredi. İki tarafta artık tamamen durmuştu ve inanmazlık içinde gümüş şövalye zırhları içindeki geniş omuzlu uzun boylu adamı izliyorlardı. Lord Keril atından tereddüt ve çekingenlikle indi ve yavaşça alanın ortasına doğru seyirtti. ‘Hemen arkasından onu takip etmek için atılan iki şövalyeyi elinin tersi ile durdurdu. Ork tarafında da aynı senaryo yaşanıyordu. Tek bir farkla: Ork kralı o kadar sinirlenmişti ki o sırada kendi ile birlikte hareket ettiğini gördüğü bir orku tek yumrukta yere serip okkalı bir küfür savurduktan ve yüzüne tükürdükten sonra yoluna devam etmişti. İki tarafın liderleri de birbirlerini bakışları ile öldürmeye çalışıyormuş gibi temkinlice birbirlerine yaklaştılar ve tam ortada durdular. Yerden kalkan toz bulutu nedeniyle uzaktan seçemedikleri sancağı görünce ikisinin de gözleri büyüdü. Birbirlerini öldürme istekleri artık yoktu. Lord Keril durdu ve saray odalarına yakışacak bir reverans ile Xen’i selamladı. Ork kralı ise göğsüne bir yumruk patlatarak hırladı ve hafifçe eğildi. Bir ork söz konu olunca bu yerlere kadar eğilip reveranslar yaparak saygı göstermeye denk bir hareketti. Xen sabırla bekledi. Esen rüzgarda savrulan kahverengi saçları hariç hiçbir yeri kıpırdamıyordu. Tek eliyle tuttuğu Seveal’ın tarafsızlık Tanrıçasının sancağı son bir kez dalgalandı ve rüzgar dindi. Sanki tam olarak başlamak üzere olan bir savaşın ortasında değil de evde sandalyesinde oturmuş şömineye bakar gibi tek düze bir sesle konuştu Xen ‘Neden dengeyi bozuyorsunuz?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----o-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;TENADOR&lt;br /&gt;BÖLÜM I&lt;br /&gt;(Devam)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img42.imageshack.us/img42/2728/knightsz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span id="goog_1931055756"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_1931055757"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img240.imageshack.us/img240/4103/xen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ru61Mbcmy7Q/TWYqulrgC9I/AAAAAAAAAGY/aT1CSvAW9VY/s1600/knightsz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ru61Mbcmy7Q/TWYqulrgC9I/AAAAAAAAAGY/aT1CSvAW9VY/s320/knightsz.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img240.imageshack.us/img240/4103/xen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ork kralı Ghashog ve Lord Keril birbirleriyle bakıştı. Bu soruya nasıl yanıt verebilirlerdi ki. Yıllarca süren kanlı çatışmalar her iki tarafın da sebeplerini unutmasına sebep olmuştu, artık sadece öldürme isteği ve büyük bir kin vardı ortada. İlk olarak saçma sapan bir ortak lisan ile Ghashog konuştu ‘Yakıp yıkalım çünkü intikam var!’ Bu sözleri duyan Lord Keril’in gözleri alevlendi. ‘Küçük çocukları ve kadınları bile öldüren siz katillerin ne gibi bir intikam talebi olabilir! Yemin ederim dünyada tek bir ork kalmayana kadar ırkınızı öldüreceğim!’ dedi ve sözlerini pekiştirmek için yere tükürdü ve elini kılıcına götürdü. Xen gümüş gibi parlayan zırhlarla kaplı elini kaldırdı ve iki tarafı da susturdu. Her kelimenin üzerine basa basa ‘Burada bugün savaş olmayacak.’ Dedi ve iki taraf da itiraz etmek üzereyken ekledi. ‘Her ikiniz de en iyi beş savaşçınızı buraya getirin’ Bir süre sessizlik oldu.&amp;nbsp; İlk hareket eden atına ukala bir gülümseme ile atlayıp birliğine doğru at süren Lord Keril oldu. Ork kralı gaddar bir gülümseme ve kendinden emin bir tavırla arkasını dönüp adamlarına doğru ilerledi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Lord Keril ve ork kralı yanlarında beş kişilik ufak birlikleri ile ortada durmuş Xen’i bekliyordu. Keril in seçtiği adamların hepsi de sert görünüşlü orta yaşlarında tecrübeli şövalyelerdi. Hepsi de kılıç tutuşlarından ata binişlerine kadar bu konuda ne kadar iyi olduklarını kanıtlarcasına hareket ediyorlardı. Parlatılmış çelikten zırhlarının üzerine her biri krallığın armalarını taşıyan tüniklerini giymiş tek ellerinde kılıçları diğer ellerinde kalkanları hazır bekliyorlardı. Ghashog’un birliği ise kelimenin tam anlamı ile devasaydı. Her biri kas yığını, inanılmaz güçlü görünen, sivri dişlerinin arasından salyaları akan kana susamış bir birlikti. Kocaman baltalarının mümkün olabilecek her yerinde keskin dikenler ve kurukafa motifleri vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Şimdi ne olacak’ dedi Lord Keril. ‘Kimin birliği ölürse o mu kaybedecek?’ Ork kralı pis pis sırıttı ve ‘Yani siz ölecek!’ dedi. Xen bir adım ilerledi ve sert bir ses tonu ile konuştu.’Hayır. İkiniz de bu birlikler öldükten sonra savaşı durdurmayacak kadar aptalsınız. Kraliçem Seveal’ın emriyle bu savaşı durdurmak için buradayım ve bunu ne pahasına olursa olsun yapacağım. Önünüzde iki seçenek var ya savaşırsınız ve bu topraklarda tek bir canlı kalmayana kadar hepinizi öldürürüm –ki inanın bana bunu yapmak istemiyorum ama gerekirse yaparım, ya da ikiniz de bu beşer adam haricinde burada kimsenin ölmeyeceğine dair bana söz verirsiniz ve bir süre daha beni görmezsiniz. İki taraf da şimdi bu konuda savaş tanrılarına yemin edecek.’ Sözlerini sert bir kaş çatma ile bitirdi. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img240.imageshack.us/img240/4103/xen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ce7igI0hvuw/TWYq5UaG74I/AAAAAAAAAHQ/NTfhnVo8JiA/s1600/xen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ce7igI0hvuw/TWYq5UaG74I/AAAAAAAAAHQ/NTfhnVo8JiA/s320/xen.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img240.imageshack.us/img240/4103/xen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Lord Keril sinirle gülümsedi. Bu adam tabiî ki de bu topraklar üzerindeki herkesi öldüremezdi ama güçlü olduğu bir gerçekti ve bir tanrıçayı kızdırmak akıllıca bir iş değildi. Ghashog ise adamlarının bu teneke adamları yeneceğine emindi ve hemen ileri atılıp ‘ Ben Ghashog tüm savaş tanrıları adına and içiyor ki bunlardan başkası ölmemek!’ Lord Keril omuz silkti. Ne kaybedecekti ki nasıl olsa şövalyeleri bu aptal orkları bir dakika içinde öldürecekti. O da yemin etti ve iki tarafta yeminleri ile bağlandığı anda Xen çevik bir hareketle omzunda asılı duran devasa kılıcını çekip Orkların arasına atıldı. Orklar daha ne olduğunu anlayamadan koca kılıcını yanlamasına savurdu ve öndeki ilk üç ork göğüslerinden kanlar fışkırarak yere kapaklanırken suratlarında anlamsız ifadeler vardı. Geride kalan iki ork ise savunma pozisyonu almışlardı bile koca baltaları ile Xen in iki yanından saldıracaklardı. Akıllıca diye düşündü Xen, ama yeterince değil. Orklar savaş çığlıkları atıp iki yanından saldırırken tek yaptığı şey eğilerek kılıcını tam bir daire şeklinde savurmak oldu. İnanılmaz derecede keskin kılıç orkların ayaklarını bedenlerinden kopardıktan sonra yana doğru takla atıp orkların işini tamamen bitirdi. Ork kralı sinirden kudurmak üzereydi ama beş seçilmişini öldüren bu zırhlı adama da saldırma konusunda derin şüpheleri vardı. Şövalyeler ise yüzyıllardır düşmanları olan orklardan akan kanlarla birlikte coşkularını gizlemeyip Xen’e tezahüratta bulunuyorlardı. ‘Ama…’dedi Ghashog ve kala kaldı. Çünkü Xen’in tek hareketi ile asperi göklerden inmiş ve ona doğru oldukça tehditkar bakışlar atıyordu. Xen tek eliyle beş kişilik kendisini alkışlayan şövalye birliğini gösterdi ve ‘Atlar’ dedi duygudan arınmış sesi ile. Asperi toynaklarını yere koydu ve bir nefes verdi. Şövalyelerin eğitimli savaş atları karşı koymaya çalışır gibi yerlerinde kıpırdandılar. Asperi tekrar daha güçlü bir şekilde kişneyip dört nala kalktı ve yerden etrafa tozlar saçan toynaklarını tekrar yere indirdi. Şövalyelerin eğitimli atları kanlı savaşlara bile gözlerini kırpmadan giren cesur yaratıklar aniden şaha kalktılar ve sağa sola koşuşturmaya başladılar. Yerden kalkan toz bulutları ve atların kişnemeleri ile tam bir kaos ortamı oluşmuştu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Herkes sağına soluna bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Tek birisi hariç… İki şövalye atlarından düştü ve diğer ikisi ayakları takılı halde sürüklenmeye başladı. Kontrolünü sağlayabilen tek bir şövalye kalmıştı. Xen şimşek gibi hareket etti yere düşen şövalyelerin zırhlarının tek açık noktası olan boyunlarına seri darbeler indirdi ve asperiye atladığı gibi atlarında sürüklenen adamların yanına koşturdu. Kontrolünü sağlayan şövalye daha şaşkınlığını üstünden atamadan dört yoldaşı kanlar içinde yerde yatıyordu ve onların katili şimdi atının üstünde kendisine doğru geliyordu. Şövalye atından indi ve kalkanı ile kılıcını yere attı. Miğferini yere bırakıp bir dizinin üstüne çöktü ‘teslim oluyorum…’ dedi. Xen asperiden inip yavaş adımlarla adama yaklaştı. Yanına geldiğinde kılıcının tek hamlesi ile boynunu kusursuca kesti. ‘Üzgünüm’ dedi sadece önündeki diz çökmüş şövalyenin canını verirken duyabileceği bir fısıldama ile. &lt;i&gt;Üzgünüm&lt;/i&gt; diye düşündü. Eğer orklar ya da insanlar birbirlerini öldürse bu kin ve kan davası devam edecekti. &lt;i&gt;En azından şimdi nefretlerini yöneltecekleri ortak birini buldular.&lt;/i&gt; Şövalyenin düşen bedenini tuttu ve yere hafifçe bıraktı. Asperiye tek bir hamle ile atlayıp kılıcını sırtındaki kına yerleştirdi. Şaşkınlıktan ve sinirden dillerini yutmak üzere görünen Lord Keril’e ve Ghashog’a baktı ve o meşhur güç kıvılcımları saçan gür sesi ile ‘Tanrılar üzerine yemin ettiniz.’ Savaş alanının ortasına saçılmış cansız on bedene işaret etti. ‘Bunlar dışında kimsenin ölmeyeceğine.’ Asperi emre ihtiyaç duymadan dört nala koştu ve kısa bir süre sonra gökyüzüne yükselip inanılmaz bir hızla uzaklaştı. Xen’den geriye kalan tek şey olan Seveal’in sancağı alanın tam ortasında herkes ile dalga geçercesine dalgalanıyordu. Aperinin kulaklarına eğilip çok az duygu kırıntısı barındıran bir ses tonu ile ' Bazen dengeyi sağlamak sandığımdan daha zor oluyor' dedi Xen ve atın boynuna sıkıca tutundu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----o-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Mit'e sonsuz teşekkürler. Ork ismi bulmakta hep zorlanmışımdır...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE&amp;nbsp; &lt;br /&gt;BÖLÜM II&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img94.imageshack.us/img94/4498/hava1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MD6PGQX-eq8/TWYqt-3dVYI/AAAAAAAAAGQ/pIufBkwLH4s/s1600/hava1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="201" src="http://1.bp.blogspot.com/-MD6PGQX-eq8/TWYqt-3dVYI/AAAAAAAAAGQ/pIufBkwLH4s/s320/hava1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img94.imageshack.us/img94/4498/hava1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yerlere kadar saygı ile eğildi. Annesinin ona yola çıkmadan önce verdiği yiyecek ve kıyafetlerinin bulunduğu sırt çantasını yere bıraktı. ‘Saygılarımı sunarım büyük üstad. İnsan annem bana daha fazla bakamayacağını ve artık size ait olduğumu söylüyor’ Ezberlediği cümleleri söylerken duygusuzdu. Daha sekiz yaşındayken hava ırkına teslim edilmişti Melanot. İnsan olan annesi onunla ne yapacağını bilemediğinde çareyi onu ait olduğu yere göndermekte bulmuştu. Sonuçta babası hava ırkından ünlü bir savaşçıydı ve bu yüzden onu kabul edeceklerini biliyordu. Melanot hayatındaki tek amaç, önüne çıkan herkes ile dövüşmekmiş gibi davranıyordu. Normal okullarda başarılı olamadığını gören annesi onu şövalyelerin eğitildiği askeri okula yollamayı bile denemişti. Fakat Melanot oradan da atılmayı iki hafta gibi kısa sürede başarmıştı. Katı kurallarla eğitilen soylu şövalyelere ve onların eğitmenlerine ‘Bu savaş tekniği çok saçma’ demek pek de iç açıcı bir yankı yaratmıyordu. Hele ki bunu dedikten sonra kendinden 3 yaş büyük olan baş şövalyenin oğlunu bir güzel pataklamak.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Hava ırkı dünyanın en ücra köşesinde bulunan sarp kayalardan inatla akan çağlayanların oluşturduğu büyük bir gölün civarında yerleşmişti. Yüzyıllardır sabırla çağlayanlar tarafından oyulan mağaralara bir bir yerleşim yerlerini kurmuşlardı. Kışları geçit vermez karlarla kaplanan bu bölgede yaşamaya cesaret edebilen yegane varlıklar onlardı. Fakat onlar bu zorlukları yüzyıllar önce eğitimlerinin bir parçası olarak kabul etmişlerdi. Binlerce yıldır kendilerine miras bırakılan bilgileri saklamış ve bunları uygulayabilmek adına kendilerini hep daha fazla geliştirmenin yolunu aramışlardı. Ustalaştıkları ve uğruna yaşadıkları tek şey ‘Savaş Sanatıydı’. Sert görünüşlü, mavi ve gümüş saçlı, ortalama 1.70 boylarında olan hava ırkı içlerinden gelen büyü gücü ile havada yükselme yetisine sahipti ve hareketleri şehirlerini etrafına kurdukları çağlayan gibi akıcıydı. Bu yüzden savaşlarda oldukça üstünlük sağlıyorlardı. Kuzey Batı Tenar Kütüphanesindeki parşömenlerde kayıt altına alındığı bilinen II.Tenador Kralı’na ait sözler arasında şunlar yazmaktadır–ki bu kral kendisine karşı birleşmiş tam 30 ork kabilesi ile savaşırken gözünü kırpmadan savaş meydanında en önde çarpışmıştır-: ‘ Hava ırkından birini görürsen ya kaç ya da teslim ol!’ &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hava ırkının o muhteşem kahramanlık hikayelerini dövüş sanatındaki ustalıklarını babasından defalarca dinlemişti Melanot. Heyecandan neredeyse dizleri titriyordu. Hemen eline bir sopa alıp hünerlerini ve beş yaşından beri yaptığı egzersizlerin hepsini biran önce karşısındakilere göstermek için sabırsızlanıyordu. Üstad yerden kalkmasını işaret ederken bir an bile tereddüt etmeden hızla hareket etmişti. Ona yetişmek için küçük bacaklarını hızlandırması gerekti. Çağlayanın biraz ilerisindeki küçük bir oyuğun içinde kendi yaşıtı birçok çocuk kare bir tahtanın üzerinde ellerini oynatıyorlardı. Tam anlamıyla hayalindeki sahne birden binlerce parçaya bölünmüştü. Bu çocuklar ne dövüşüyordu ne de egzersiz yapıyorlardı. Tek yaptıkları tahtanın üzerindeki koyu ve açık renkli karelerin üzerinde tahtadan oyulma bir takım figürleri oynatmaktı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img14.imageshack.us/img14/4238/12461022.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-OV1JRiHDT3Y/TWYqqz_f0BI/AAAAAAAAAF4/wd83eV1KpeU/s1600/12461022.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-OV1JRiHDT3Y/TWYqqz_f0BI/AAAAAAAAAF4/wd83eV1KpeU/s1600/12461022.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img14.imageshack.us/img14/4238/12461022.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstad daha o konuşamadan gümüş bir sakalla çevrelenmiş ağzını açıp söze başladı : ‘Savaş sanatı öğrenilmesi ve ustalaşması en zor sanattır evlat. Bir ressam yanlış bir boya kullandığında bundan ders alıp bir daha yapmaz ve kaybettiği tek şey boşa harcanmış bir boya takımı olur. Bizim sanatımızda ise bir yanlış hayatının ellerinden kayıp gitmesine yol açabilir. Burası bizim çaylak sınıfımız. Bu oynadıkları oyunun adı ise satrançtır. Gerçek bir savaş da aynı bu oyundaki gibi hamleler ve stratejiye bağlıdır. Rakibini ne kadar iyi tanırsan ve ne kadar önce planlarını sezersen o kadar başarılı olursun.’ durdu ve Melanot’un anlattığı şeyleri dinleyip dinlemediğine baktı. Dinleyicisinin bütün dikkatinin üzerinde olduğunu görünce eline bir dizi tahtadan oyulma figürü alıp başıyla onaylayarak devam etti. ‘Piyonlar savaş esnasında yaptığın hamlelerindir evlat. Eğer savunma ile karşılanırsa kilitlenirler. İki piyonun karşı karşıya gelince birbirleri ile yenişememesi gibi. Kaleler senin savaş alanındaki kozlarındır. Yerden yüksek olman, çalıların arasında olman, rakibinin arkasında olman gibi. Bu şartları korumalısın. Çünkü bu avantajlar seni dosdoğru zafere götürür, aynı oyundaki gibi. Atlar senin ayaklarındır. Hızla uzaklara gidebileceğin gibi kısa adımlar atıp akıllıca hamleler de yapmalısın bazen. Filler ise senin ellerin ve dolayısı ile kullandığın silahlarındır. Piyonlarla yani karşı hamleyle karşılaşmadığın sürece savaş alanında serbestçe hareket ederler. ‘ Durdu ve en uzun görünen iki figürü aldı. ‘Vezir…’ dedi ve durakladı. ‘ Vezir senin bedenindir. Bedenin yara alabilir hatta yok olmayla yüz yüze gelebilir. Ama onun yara alması oyunu sonlandırmaz. Çünkü çoğu savaşçının sadece son anlarında kavradığı gibi beden sadece bir araçtır. ’ Sonra elinde kalan son taşı gösterdi ve ciddi bir ses tonu konuştu: ‘Şah denir bu taşa ve bu senin uğruna savaştığın şeyi simgeler. Uğruna savaştığın şeyi kaybettiğin anda oyun yani yaşamın sona erer… Her şeyi aklından çıkarabilirsin, dikkatsizliğin dolayısı ile unutabilirsin, ellerin yaralanabilir, avantajlarını kaybedebilirsin, bileğin burkulabilir ama bunu sakın unutma evlat.’ Dedi ve elindeki taşı Melanot’ a verip arkasını dönüp uzaklaştı. Arkasına bakmadan konuştu. ‘Bu arada insanlar seni ne diye çağırıyorlardı bilmiyorum ama bundan sonra adın Xen olacak ve ırkımızdan her üye seni böyle tanıyacak.’ Üstad uzaklaşırken kimsenin duyamayacağı bir fısıltı ile kendi kendine konuştu ‘…ve birgün bu isimle dünyada nam salacak, ünlü bir savaşçı olacaksın. Xen… Alev Öfkesi ve Buz Dansını birleştirecek kişi’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----o-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE - BÖLÜM III&lt;br /&gt;KILIÇ ve KADER&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img4.imageshack.us/img4/4936/asdxxxccccc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HFjAnDfdtiA/TWYqr8i21JI/AAAAAAAAAGE/JeqRr051i9c/s1600/asdxxxccccc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-HFjAnDfdtiA/TWYqr8i21JI/AAAAAAAAAGE/JeqRr051i9c/s320/asdxxxccccc.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img4.imageshack.us/img4/4936/asdxxxccccc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Elindeki uzun kahverengi meşeden yapılmış sopayı rahatça omzuna attı Xen. İki saat süren zorlu sabah egzersizini tamamlamış ve şehre dönüyordu. Sekiz yıl önce teslim olduğu şehre uzaktan baktı. Karşısında hemen hemen her sabah görmeye alıştığı bir manzara vardı. Koyu yeşil kıyafetinin başlığını yüzünü gölgede bırakacak şekilde önüne çekmiş iki kısa sopa kullanan Furian işkence edecek bir başka kurban bulmuştu kendine. Bu adamın sorunu neydi bir türlü anlamıyordu. Kendisine de defalarca insanlar arasında savaş meraklısı olduğu söylenmişti fakat buraya gelince anlamıştı ki bu normal bir durumdu. Furian’ın durumu ise biraz farklıydı. Son zamanlarda çömezlerle kavgaya tutuşmak için her zaman ürettiği saçma bahaneleri bulmaya bile ihtiyaç duymuyordu. Furian’ın karşısında duran Dentor daha iki yıllık çömezdi ve iki üç hamle ile yere düşmüştü bile. Omzuna attığı sopayı sanki vücudunun bir parçasını oynatırmış gibi rahatça eline kaydırdı Xen ve Furian’a doğru ilerledi. Bu sefer bu olanlara göz yummayacaktı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ufaklığı rahat bırak Furian’ derken onun rakibini sadece daha fazla dövüş için rahat bırakacağının bilincinde sopasını bir sağından bir solundan savurarak yaklaştı. Başlığının gölgelerinden sadece ağzı görünen adam gülümsedi ve önündeki çömezin gözlerini yuvalarından fırlatacak bir hızla savunma pozisyonu aldı. Sopalar birbirine çarpmaya başlayınca çıkan sesler sokaklarda yankılanmaya başladı ve etrafta seyirciler birikmeye başladı. Ne de olsa iki son sınıf öğrencisinin dövüşü her zaman görülen bir manzara değildi. Furian dört adım geriledikten sonra savunma pozisyonunda dengeyi kurdu ve karşı atağa geçti. Savaşırken yüzünde yaptığı işten zevk aldığını belirten daimi bir gülümseme oluşuyordu. Xen’in yüzü ise çağlayanın üzerine kurulu şehirlerinin duvarları gibiydi. Sadece yüzünü gören bir kişi oturmuş huzurlu bir şekilde nehrin akışını izlediğine yemin edebilirdi. Üstad da onları izlemek için sabah egzersizini yarıda bırakıp kalabalıkta kendine yer açtı. İzlerken sürekli başını iki yana sallıyordu ve onun homurtularını duyan öğrenciler etrafında güvenli bir mesafe boşluk oluşturmaya başlamışlardı bile. Sopaların birbirine çarpma hızı inanılmazdı ama iki tarafta bu hızdan şikayetçi değil gibi dövüşmeye devam ediyordu. Xen sıkkın bir ses tonu ile konuştu ‘Ben bu savunma pozisyonunda kaldıkça ki bunu bütün gün yapabilirim beni yenemezsin bunu biliyorsun değil mi?’ Furian’ın gülümsemesi yüzüne yayıldı. ‘Görünüşe bakılırsa seni yenecek kişi ben değilim’ dedi. Xen tabiî ki de bu ucuz numarayı yiyecek değildi. Gözünü kırpmadan savunma pozisyonunu savaşın hızına göre ayarladı hesaplarına göre kırk yedi hamle sonra Furian bir açık verecekti –kırk altı- ve o zaman –kırk beş- saldırabilecekti. Bileklerinde inanılmaz bir acı hissetti ve yere kapaklanırken aklında tuttuğu sayılar bir anda sağa sola uçuşuverdi. Arkasını dönüp acı ve şaşkınlık dolu bir ifade ile kendine arkadan vuran kişiye baktı. ‘Dentor? Ama neden?’ Dentor sinirle konuştu ‘ Bir daha sakın bana hakaret etme.’ Ve arkasını dönüp uzaklaştı. Lanet olasıca kurallar dedi Xen içinden. Sonra hatırladı hava ırkının üçüncü kuralını. Asla bire bir dövüşen hava ırkı üyesinin savaşına dahil olma. Bu ona hakarettir. Gözlerini yuvarladı. Gerçekten çok onurlu savaşçılardı ve sanatlarını çok önemsiyorlardı. Hatta gereğinden fazla. Omuz silkti darbe almaya alışık bedenini hemen toparladı ve üstündeki tozları silkti. Furian ın kendisine doğru uzattığı elini yakalayıp ayağa kalktı. ‘İyi savaştın’ dedi Furian gülümsemesi de ufak duellolarının bitmesi ile solup gitmişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstadın tek elini kaldırması ile birlikte bütün kalabalık bir anda dağıldı. İki öğrencisinin yanına giden üstad onlara bakmadan arkasını döndü ve ‘ Benimle gelin’ dedi. İkisi de birbirine bakarak sessizce ‘Nereye?’ diye sordular ama takip etmekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Üstad karışık yollardan ve sayısız mağaradan oluşan bir labirentte tereddütsüz ilerliyordu ve ikisi de onu izledikçe şaşkınlıktan dillerini yutmak üzereydi. Çünkü bu bölgelere öğrencilerin girmesi yasaktı. Furian tam ağzını açmak üzereydi ki arkası dönük olan adam tek elini kaldırdı. ‘Tanrım bunu her seferinde nasıl beceriyor’ diye geçirdi içinden Xen. Çünkü ustaları ne zaman birisi konuşmaya başlayacak olsa ya da soru sormak için niyetlense daha soru sorulmadan tam olarak o istenilen cevabı sakin bir şekilde anlatmaya başlardı. Yine aynısı olmuştu. Konuşmaya başladığında sesine her zamanki dinginlik hakimdi ‘Siz son sınıf öğrencileri artık son sınıfta değilsiniz. Yarın büyük sınava gireceksiniz. Geleneklerimiz gereği…’ mağaralarda çok altlara ilerlemiş olmalılardı çünkü üstadın sesi giderek daha fazla yankılanmaya başlamıştı. Bir açıklığın önünde durdular ve üstad eli ile kayalardan birine dokundu ve anlaşılmaz sözler söyledi. Kayalar sanki orada olmayan bir dev tarafından kenara itilircesine inlediler ve sürtünmeden oluşan gıcırtılı bir ses ile kenara kaydılar. Devasa sütunlardan oluşun bir şekilde ışığın içeriyi tamamen aydınlattığı her tarafında zırhlar ve çeşitli silahlar bulunan geniş bir odaya gelmişlerdi. Konuşmaya devam eden adam şöyle söyledi &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img18.imageshack.us/img18/782/ascxcdfvdf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VIJmjLDka3Y/TWYqrpDGHzI/AAAAAAAAAGA/2WmIC2iJrks/s1600/ascxcdfvdf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="215" src="http://2.bp.blogspot.com/-VIJmjLDka3Y/TWYqrpDGHzI/AAAAAAAAAGA/2WmIC2iJrks/s400/ascxcdfvdf.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img18.imageshack.us/img18/782/ascxcdfvdf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘ Evet… Geleneklerimiz gereği silahlarınız sizi bulacak siz onları değil.’ &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian itiraz edercesine söze başladı ‘Ama hepimiz özel ve dünyanın hiçbir yerinde olmayan öğretmenler tarafından eğitilecektik. Yasalar gereği son sınıf mezunları özel hocaları tarafından dünyada eğitilir…’ Sesindeki hayal kırıklığı dünyaya çıkamadığından dolayı üzgün olduğunu bariz bir şekilde belli ediyordu ama silahları görünce suratındaki sadece savaşırken takındığı gülümsemenin bir kısmı geri gelmişti. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstad tekrardan konuşmaya başladı. Hatta birazcıkta olsun tebessüm etmeyi de başardı ‘Oğlum bu dediklerin zaten olacak her son sınıf öğrencisi özel kişiler tarafından eğitilir ama sanıyorum ki özel hocalarının kim olduğunu önceden tahmin etmen imkansızdı, değil mi?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstad konuştukça ikisinin de merakı artmıştı sonra adam odadan çıkarken ‘Yarın sabaha kadar burada kalacaksınız ve buradan ayrılırken aradığınızı bulacaksınız. Sizinle sabah görüşürüz eşyalarınızı toplamaya vakit yok şafakta yola koyulacağız’ İkisi de ‘Nereye?’ dediler fakat üstadın az önce durduğu boşluğa yetişen soruları havada anlamsızca yankılandı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Pekala’ dedi Xen ‘Madem buradayız bir keşif gezisine çıkalım’ ama Furian çoktan silahları tek tek incelemeye başlamıştı bile. Omuz silkti sağ tarafında bulunan sütunun arkasına doğru gitti. Alanda ışığın az vurduğu yegane yer burasıydı ve bakımlı rafların arasında kalmış tozlu bir kılıç gördü. Kılıcı ilk gördüğünde tarzına hayran kalmıştı ama bu kadar parlak ve ihtişamlı silahlar arasında ne işi olduğunu merak etti. Kılıcın kabzasında yüzleri birbirine bakan biri altın diğeri gümüş iki ejderha vardı sanki kanatlarını açmış birbirleri ile savaşıyorlardı ve kanatları ise kılıcın iki yanındaki çıkıntıları oluşturuyordu. Ejderha motiflerinin ayakları ve kuyrukları birbirine dolanmış ve kılıcın keskin tarafının başlangıcını oluşturuyordu. ‘Tam bir şaheser diye geçirdi’ içinden. ‘Paslanmış olması ne yazık’ Sonra bir dürtü ile kılıcı eline aldı. Dengesi inanılmazdı ve eline aldığı silah o kadar uymuştu ki onu kolunun bir parçası olarak kabul etmişti bile şimdiden. Büyülü olmalı diye düşündü ve kılıcı aldığı yere bırakmaya çalıştı ama elindeki kılıç itiraz edercesine titredi. Şaşkınlıktan ağzı bir karış açıldı. Hayal görüp görmediğini anlamak için tekrar onu bırakmak için hamle yaptı ama elindeki silah tekrardan titredi. Sonra içeriden Furian’ın sesini duydu. ‘Lanet olasıca büyü tanrıları adına benim öğretmenim sen mi olacaksın yani?’ Xen elinde kılıç ile Furian’ın yanına doğru seğirtti ama görünürde kimse yoktu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Beş yüz yıl mı dedin sen?’ dedi Furian şaşkınlıkla&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ne saçmalıyorsun ne beş yüz yılı ?’ diye yanıtladı Xen&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sana demiyorum, duymuyor musun bana beş yüz yıldır savaştığını söylüyor ?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Kim’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Kılıç…’ Furian’ın kafası karışmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Savaşırken umarım sopayla kafana vurmamışımdır’ dedi Xen gülümseyerek&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sadece ben mi duyabiliyorum?! Bu gerçekten inanılmaz bu sanatı öğrenmek için bundan iyi bir öğretmen düşünemiyorum üstad haklıymış?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen onun neredeyse delirdiğine kanaat getirecekti ki elindeki kılıç tekrardan titredi. Bu sefer hayal etmiyordu. Furian’ın kılıcına baktı daha dün parlatılmış ve keskinleştirilmiş gibi bakımlıydı. Sonra gözü kendi paslı kılıcına kaydı. Furian’ın kılıcı gibi konuşamıyordu da. Eh üstadın dediği gibi kılıçlar onları seçecekti onlar kılıçları değil. Kaderine boyun eğdi ve kılıcı sağa sola savurarak birkaç deneme yaptı. Tamam eski olabilirdi ama hala bu antikada iş vardı ve dengesi inanılmazdı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hey seninki de süpermiş tam sana yakışır bir antika bulmuşsun’ dedi Furian ilgisini kendi kılıcından birazcık olsun uzaklaştırınca&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ehh..’ dedi Xen söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. ‘Kılıç’ dedi fısıldayarak ‘Beni duyabiliyorsan bir daha elimin içinde titre bakalım’ ve kılıç neredeyse neşeyle titremeye başladı neredeyse elinden kurtulup yere düşecekti. ‘Çok güzel. Bana konuşamayan bir kılıç düştü öyle mi?’ tek ve üzgün bir onay sallanışını elinde hissetti.&amp;nbsp; ‘Her ne olursa olsun beni seçtiğine göre sana en iyi şekilde bakmak artık benim görevim sayılır. Seni yarın silah atölyesine götürüp güzelce bir cilalarım. Sıkma artık canını hala güzel bir kılıç olduğunu düşünüyorum’ Bunu neden söylediyse zaten kılıçların duyguları olmazdı. Ama yine de bir şekilde kılıcın mutlu olduğunu hissedebiliyordu…&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----o-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Mit'e Furian ismi için teşekkürler...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;DENGE - BÖLÜM III&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;KILIÇ ve KADER&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;(Devam Bölümü)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img190.imageshack.us/img190/4007/godofwarpspconceptbyand.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7nPig7gYgPE/TWYqtr16k_I/AAAAAAAAAGM/85_2_L2t52A/s1600/godofwarpspconceptbyand.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="345" src="http://2.bp.blogspot.com/-7nPig7gYgPE/TWYqtr16k_I/AAAAAAAAAGM/85_2_L2t52A/s400/godofwarpspconceptbyand.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img190.imageshack.us/img190/4007/godofwarpspconceptbyand.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kapının önünde üstadları belirdiğinde, Xen ve Furian yerlerinden sıçradılar. İkisi de uyuya kalmıştı ve kendilerini odaya bırakılmalarının üzerinden yıllar geçmiş gibi hissediyorlardı. Eklemlerini oynatıp esneme hareketleri yaparak üzerlerindeki bu ilginç yorgunluğu atmaya çalıştılar. Bu çok saçma geliyordu Xen’ e. Taş çatlasa yarım gün silah odasında kalmışlardı. Nemli mağara havasından olmalı diye düşündü ve önemsemedi. Üstad makul bir süre beklediğine kanaat getirip, ikisinin de kendisini izleyeceğinden oldukça emin arkasını döndü ve yürümeye başladı. ‘Yolumuz uzun’ dedi ve mağara duvarlarında yankılanan bir ses ile&amp;nbsp; elindeki su tulumlarını öğrencilerine uzattı. Furian esneyerek su tulumunu kafasına dikip koca bir yudum aldı. Geceyi çölde geçirmiş gibi susamıştı. İlk molalarını verdiklerinde hala yerin altındaydılar ve bu Xen’e hiç mantıklı gelmiyordu. Silah odasına gitmeleri bu kadar uzun sürmemişti. ‘Üstad neden şehrimize hiç uğramadık. Neden bu yoldan gidiyoruz.’ Dedi Xen şüphe ile.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Gideceğimiz yer, yani sizin son sınavı vermek için karşılaşacağınız rakiplerinizden bazıları yeryüzünden ulaşılamayacak bir yerde yaşıyorlar. Şimdi bu soruları bırakıp dinlenmenize bakın akşam güneşi battığında turnuva alanında olmamız gerekiyor.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ne Furian ne de Xen yolun geri kalanı boyunca ağızlarını açmadılar. Ne de olsa sabırlı olmak ve her türlü olaya hazırlıklı olmak için yıllarca eğitim görmüşlerdi. Zaman kavramı yerin altında olduklarından oldukça karışmıştı. Furian’ın canı çok sıkkın görünüyordu. Kasvet içlerine kadar işlemişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İki günlük zorlu bir tempoda yürüyüşlerinin ardından, nesillerdir damarlarında dolanan miras sayesinde havadaki en ince değişimleri bile fark edebilen Xen, basık ve rutubetli mağaranın daha geniş bir oyuğa açıldığını hemen fark etti. Eli kılıç kemerinde duran paslı ve oldukça eski kılıcına gittiği sırada mağara tavanının olağanüstü genişliğine bakmaktan kendini alamadı. Bu kadar büyük bir boşluk nasıl olur da gökyüzüne açılmadan burada öylece durabilirdi ki? Dar mağara koridorundan çıkmaları ile birlikte bir ayak boyunda gri renkte parlak taşlarla özenli bir şekilde döşenmiş köprünün geniş yuvarlak bir arenaya açıldığını fark etti. Arenanın dış kısmında seyirciler, satıcılar, savaşçılar, resmi kıyafetli kişiler, diplomatlar… Kısacası her kesimden insan vardı. Çeşitlilik göz kamaştırıcıydı. Soğuk mağara duvarının granit taşlarının oluşturduğu cansızlık arenadaki ırkların, karmaşık birbirine geçmiş ve kendine özgü hareketleri ile tam bir tezat oluşturuyordu. Furian da neşe ile etrafı izlemekteydi ki dikkatleri derinden gelen büyük bir gong sesi ile dağıldı. Alanda birden bir koşuşturmaca başladı ve sanki önceden planlanmışcasına herkes arenanın etrafında kendilerine yer buldu. Daha da yaklaşıp onlar da izleyici saflarında yerlerini alınca karşılarında manzara onları şok etti. Arenanın ortasındaki iki figüre anlamsız anlamsız bakıyordu Xen. Biri en fazla 1.20 boylarında her yerlerinde savaş boyası olan mavi saçlı ufak bir bayan –tabi bayan demeye bin şahit isterdi- , diğeri ise hava ırkının nesillerdir en büyük düşmanları sayılan kılıç dövüşü konusunda kendilerine denk gördükleri tek ırk olan kara elflerin erkek bir üyesiydi. Bu ne saçma bir eşleşmeydi böyle bu kara elf rakibini anında yenecek gibi duruyordu. Derinden gelen gong sesinin tekrar duyulması ile kalabalık çılgın bir tezahürata başladı. Dediklerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu ama Xen içinde kabaran coşkunun çoktan esiri olmuştu. Furian’ın nasıl da gülümsediğini ve şu an dövüşenlere imrenerek baktığını bilmek için onun suratına bakmasına gerek yoktu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Müsabakanın başlaması ile yüzünde savaş boyaları olan gnome ileri doğru hızlı bir takla atıp iki elinde tuttuğu ufak kılıçlarını yanlara doğru açarak kara elflerin klasik dıştan içe doğru kapanan saldırı fırtınasını önlemeyi başardı. Daha kara elf ikinci saldırısına başlamadan bir takla atıp kara elfin ayaklarının dibinden arkasına geçti ve kılıçlarını sapladı. Kara elf her ne kadar şaşırmış olursa olsun zamanında kılıçları uzaklaştırmak için inanılmaz bir hızla mücadele etti. Rakibini hafife almasının bedelini şimdi ayağından aldığı ufak kesikten akan kızıl kan ile ödüyordu. Elindeki kılıçları fırtınayı andıran bir hızla sağdan soldan üstten ve alttan karmaşık bir hareketler dizisi ile rakibine saldırdı kara elf, fakat rakibi normal bir dövüş üstadının yapacağı gibi hamleleri kılıçları ile karşıladıktan sonra ikinci kılıcı karşılamıyor bunun yerine sürekli kaçıyor ya da taklalar atarak uzaklaşıyordu. Bu da kara elflerin alışık olduğu arka arkaya gelmesi gereken saldırı taktiklerinin hemen hemen hepsinin boşa gitmesine sebep oluyordu. Fakat drow pes etmeye niyetli değldi inanılmaz bir el yatkınlığı ve neredeyse 4 yaşından beri silahlarla yatıp kalkmasının verdiği tecrübe ile birbirinden farklı savaş taktikleri denedi. Sinsi bir hareketler dizisi ile gnomu kaçacak yerin kısıtlı olduğu arenanın köşesine doğru sürüp rakibinin bir anlık dikkat dağınıklığından yararlanan kara elf, gnomun omzunda derin olmayan bir çizik bırakmayı başardı. İkisi de birbirinden uzaklaşıp birer nefes alıp rakiplerini tekrar tarttı. Gnome birden rakibine işve ile göz kırptı. Yarasına baktı ve resmen çılgına dönmüş gibi birden kılıçlarını yüksek saldırı pozisyonuna getirip rakibine doğru koşmaya başladı. Bu çok saçmaydı. Bir araya toplanmış ork orduları bile böyle bilinçsizce ve bu kadar açık bırakan bir saldırıya girişmezlerdi. Bu gnomun derdi neydi böyle? Kara elf kılıçlarını aşağıdan yukarı doğru hareket etmek üzere savunma pozisyonu aldı. Sonuçta bu oldukça zayıf bir saldırıydı. Kılıçlarını bir kez yukarı doğru savuşturduktan sonra karın boşluğuna atacağı tekmeyi ileri atılıp iki kılıç darbesiyle tamamlayacak ve kolayca bu savaşı kazanabilecekti. Son saniyede yerdeki parlak taşlar üzerinde kayarak duran gnomun, kılıçları alttan yukarı doğru savunma yapan drowun kılıçları ile buluştuğu anda gnome iki kılıcını da bırakıp belinde duran iki hançeri çekti ve boyunun avantajı ile erişilemeyecek kadar alçak bir mesafeden rakibinin karın boşluklarına saldırdı. Seyirciler bu hamle ile birlikte irkildiler. Drowdan gelen koyu kırmızı kan hançerlerin saplı olduğu yerlerden fışkırıyordu. Bütün seyircilerden gelen bir inanmazlık nidası ile yere serilen kara elfin yanına gelen gnome tekrardan işve ile göz kırptı ve silahlarını saplı oldukları yerden çıkarıp seyircilere abartılı bir reverans yaparak uzaklaştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian neredeyse keyiften ölmek üzereydi. ‘Bu inanılmazdı!’ diyebildi sadece ve gnomu alkışlamakta olan seyircilere büyük bir şevkle katıldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstadları arkasını döndü ve ikisine takip etmelerini işaret etti. ‘Yarın bu alanda sizler dövüşüyor olacaksınız. Şimdi gidip dinlenin ve son hazırlıklarınızı yapın. Birer kılıç ustası olup yolunuza devam etmek ve yerde yatan şu kibirli drow gibi ölmek arasındaki ince çizgide duruyorsunuz. Yaşmala ölüm arasındaki o ince çizgide...' son cümlesini havadan gelen buz gibi bir esinti karşıladı ve Furian ve Xen'in şüphe ile titremesine sebep oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----o-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE - BÖLÜM III&lt;br /&gt;KILIÇ ve KADER&lt;br /&gt;(Devam Bölümü)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img64.imageshack.us/img64/9692/sawswordbyignusdei.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cficEKyl1wk/TWYq3aYnMpI/AAAAAAAAAG4/7v_PWhmRv20/s1600/sawswordbyignusdei.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-cficEKyl1wk/TWYq3aYnMpI/AAAAAAAAAG4/7v_PWhmRv20/s320/sawswordbyignusdei.jpg" width="123" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img64.imageshack.us/img64/9692/sawswordbyignusdei.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;' Karanlıkaltı'nın 15. evinden kara elf Er'daln Harrdelin, insan ve hava ırkının miraslarını taşıyan Xen ile karşılaşacak. Kazananın kaderi elindeki kılıçlar kadar keskin olsun! Kaybeden ise unutulup gitsin...' ve böylece dövüşün başlamasından önce yapılacak bütün formaliteler bu nerden geldiği belli olmayan sesin kendisini ve rakibini tanıtması ile tamamlanmış oluyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kaybedenin öleceği gerçeğini Xen farketmişti fark etmesine fakat önündeki müsabakanın heyecanından ve sonrasında alınacak ünvandan o kadar etkilenmişti ki bu ölüm gerçeği bile ufak bir ayrıntı olarak zihninde kalmıştı. Azıcık da olsa terlemeye başlayan ellerini son bir kez çıplak vücuduna giydiği koyu lacivert yeleğe sildi ve paslı kılıcını elinden eline geçirerek tekrar tekrar kılıcını tarttı. İnanılmazdı paslıydı paslı olmasına fakat bu silah şimdiye kadar kullandığı her silahı geride bırakacak bir dengeye sahipti. Kılıcına ve üzerindeki ejderha motiflerine ve ince işçiliğe son bir kez bakıp kafasını rakibine çevirdi. '15. evden Er'daln Harrdelin. ' demişti o nereden geldiği belli olmayan ses. Karanlıkaltı hakkında bildiği tek şey evlerin hiyerarşik bir sıraya göre dizildiği ve sürekli birbirleri arkasından oyun çevirdiğiydi. Bu gerçek ışığında rakibinin bir gram bile yağ olmayan kaslı vücuduna baktığında her an her yerden gelebilecek olan tehlikelere karşı yıllar yılı yaşamanın vermiş olduğu zindeliği ve bunu harekete geçirecek olan zinde vücudunu inceledi. Hareketlerini sınırlamamak adına giydiği deri pantolonun bacak kısımlarına bağlı iki hançer taşıyan kara elf at kuyruğu yaptığı uzun saçlarının hemen arkasında asılı duran iki tarafında bıçaklar bulunan bir mızrak taşıyordu. 'Adam resmen cephanelik gibi' diye düşündü Xen kendi elindeki tek silah olan paslı kılıcına tekrardan bir bakış atarak. Omuz silkti. Rakibi her ne kadar güçlü olursa olsun kendisi de ataları savaşçılar ve kılıç ustaları ile dolu olan bir ırktan geliyordu ve küçüklüğünden beri teslim edildiği hava ırkı üstadları tarafından oldukça iyi yetiştirilmişti. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Düşüncelerini dağıtan derinden gelen gong sesi duyulduğu anda rakibine doğru yaklaştı. Ya da Xen yaklaştığını düşündü. Oysa ki rakibi şimdi solundan kendisine doğru sırtındaki iki tarafı bıçaklı mızrağı ile saldırıya geçmişti. Şaşırmıştı ve rakibi beklediğinden de hızlıydı bunun için Xen de dengeyi tekrar sağlamak adına beklenilmeyen birşey yapmalıydı. Mızrak darbesinin rüzgarı ensesindeki bütün sinirleri harekete geçirirken yüzü koyun yere kapaklandı ve beklemeden hemen yana doğru yuvarlandı. Doğrulurken yerden ayakları ile bir süpürme hareketi yaptı. Bu oldukça zayıf bir direnişti fakat drow yerden gelen tekmenin üstünden atlarken Xen doğrulup rakibi ile eşit bir şekilde tekrardan başlama avantajını kazanmış oldu. Kılıç ve mızrak birbiri arkasına darbeler indirmeye başladı ve müsabakanın temposu giderek arttı. Hamlelerin hızı başlarda seyircilerden şaşkınlık nidaları yükselmesine neden olduysa da şimdilerde herkes nefesini tutmuş sadece bu darbelere anlam vermeye çalışıyordu. Çünkü kara elf ve Xen inanılmaz bir hıza ulaşmışlar artık kılıç ve mızrak darbeleri gözle zor seçilebilen bir akkor haline gelmişti. Yandan üçlü saldırı, yüksek kartal uçuşu, alt tekme, ikili kılıç kıskacı ve vurkaç taktikleri boşa gitmişti bile. İki taraf da dersini iyi ezberlemişti. Saldırı taktikleri ve o saldırıları hangi darbelerin keseceğini sanki ezberlerinden otomatik olarak uyguluyorlardı. Atılan sinsi bir darbenin, karşılanması beklenmeyen güçlü bir saldırının karşısında daima rakibinin kılıcını bulan ikili biraz soluklanmak adına birbirlerinden ayrıldıklarında ikisinin de alnında derin ter damlaları oluşmuştu. Drowun kendinden emin bir şekilde çevirdiği mızrağa bakan Xen kendinin de dıştan bu kadar hareketlerinden emin göründüğünün farkındaydı. Kara elf kendinden emin ve dinlenme amaçlı pozisyon değiştirirken bir anda mızrağını dümdüz Xen in karnına doğru uzattı. Darbenin hızı o kadar müthişti ki havayı yaran mızrağın sesi&amp;nbsp; Xen'in kulaklarında çınladı. Tamamen bilinçsizce yıllarca egzersiz yapmış olmanın verdiği bir refleks ile antika kılıcını, mızrağın önüne tutmayı başardı ve mızrak kılıcın kabzasında tiz bir çınlama ile saplı kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Daha sonraları 'Devlerin Hikayeleri' adlı tarih eserini yayınlayacak olan Mithalos' un da eserinde değindiği gibi : ' İşte her ne olduysa o andan sonra oldu. Cehennemin çukuru dünyaya&amp;nbsp; nefretini kustu ya da cennetin kapıları açılıp orada bulunanları kutsadı.Her ne derseniz diyin. Fakat birşeyden eminim okurlar orada bulunanların kaderi artık eskisi gibi olmayacaktı...'&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen bu muazzam çınlamanın arasından bir klik sesi duydu ellerinin titremesine sebep olan darbe ile ellerini iki yana açtı. Hayretle ağzı açıldı darbenin etkisi ile mi bilmiyordu fakat her bir elinde şimdi birer kılıç duruyordu ve bu kılıçlar sanki demirci ocaklarından dün çıkmışcasına parlak ve yeniydi. Sol elinde saf altından dövülmüş gibi parlayan kabzasına sarılı altın bir ejderha bulunan kılıcı, sağ elinde ise gümüşten yapılma gümüş ejderha motifleri olan kılıçları incelemek için bir o eline bir ötekine bakıp durdu. Drowun mızrağı ise adeta plastikten yapılma bir mızrak gibi çarptığı yerde büzüşüp kullanılmaz halde yere tangırdayarak düşmüştü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;O anda Xen sağ elindeki kılıcın kabazsında bulunan gümüş ejderhanın konuştuğunu hayretle fark etti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Yedi göldeki balçıklar üzerinde uçuşan sinekler adına! Kurtulduk Sui! ' diyordu gümüş kılıç&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen ağzı bir karış açık kendisi ile konuşan sağ elindeki gümüş kılıca bakakaldı. Tabi adı Sui değildi ama net bir şekilde kendine seslenildiğini algılıyordu. Belki de diğer kılıca seslenmişti. Sonuçta Furian'ın kılıçları da sadece kendisinin duyabileceği bir şekilde onunla iletişim kuruyordu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Rakibi bir drow olmasaydı belki de bu boşluğu değelendirmezdi fakat kara elf hızla hareket edip bacaklarındaki hançerleri çekip Xen' e doğru hamlede bulundu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Kes sesini Dui bir savaşın ortasındayız... Hay Lanet...Bin mamut kadar ağır!' dedi Xen'in adının Sui olduğunu yükselen bir şaşkınlık ve şok ile öğrendiği sol elindeki altın kılıç.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Drowun Yüksekten gelen bu darbesi tam yüzünü çizmek üzere iken, sol elindeki altın kılıç inanılmaz bir ağırlık ile sıkı sıkıya kılıcı tuttuğu elini ve dolayısı ile bedenini alta doğru çekti. Kafasının üzerinden geçen hançerler ile birlikte bu ani savunmayı beklemeyen drow da dengesini az da olsa kaybederek Xen'e çarptı ve ikisi de farklı yönlere doğru yere yuvarlandılar.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Hey bu 1000 yıl savaşlarında kullandığın basit numaradan daha fazlasını yapabilirsin Sui hadi ama' diye titreyen sağ elindeki gümüş kılıçtan son bir ses yükseldi 'Sonuçta özgürlüğümüzün tadını doyasıya çıkarmalıyız değil mi ama. Kurbağalardan kaçışan sivrisinekler kadar hızlı!' Xen bu kendi aralarında sanki evlerinde oturmuş oyun oynayan çocuklargibi konuşan iki kılıcın konuşmasına katılmak isterdi fakat agzı beş karış açıkken diyecek hiçbir söz bulamıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen sağ elini drowdan gelen ikili saldırıdan kurtulmak adına kaldırdı fakat gelen ikili darbeyi tek kılıçla karşılayamayacağını biliyordu. Diğer eli ise maalesef kullanamayacağı kadar ağır bir kılıcı kavramıştı. Fakat sağ eli beklentilerinin ötesinde bir hızla kalkınca drow atağını yarıda kesti. Hatta inanılmaz bir hızla hareket eden sağ eli ikili darbeyi karşıladıktan sonra bir de atak yapmış ve drowun sol bileğine ufacıkta olsa bir sıyırık bırakmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'İlk kan benimdir! ah bu tadı ne kadar da özlemişim' diye titredi gümüş kılıç istekle.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;' Sessiz ol da zaten şokta olan &lt;i&gt;çocuğu&lt;/i&gt; daha da korkutma Dui. Ufaklık senin gibi yüzbinlerce yıldır savaşmıyor...' dedi Sui bariz bir şekilde Xen'i kast ederek.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----o-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Xen bu anı hatırlayıp neşelendiği zamanlardan birinde Tanrıçası Seveal' a dönüp ' Beni sakinleştirmek amacında olan Sui'nin aklından o an ne geçiyordu bilmiyorum ama yüzbinlerce yıl savaşan iki kılıcın elimde olması bilinci o an beni sakinleştirebilecek en son şeydi ve çenemin neredeyse yerlere kadar açılmasına sebep olmuştu.' Alıntı: Devlerin Hikayeleri - Yazar: Mithalos&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;----o----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen'in karşılaştığı kara elf hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler için link (Fırtınakıran'ın hikayesinden alıntı bir drowdur) :&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;DENGE&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Bölüm IV&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Seçimler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img687.imageshack.us/img687/521/mahkeme.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1FiuOJHAxfE/TWYqvCioidI/AAAAAAAAAGg/qErNjeoeH8M/s1600/mahkeme.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://2.bp.blogspot.com/-1FiuOJHAxfE/TWYqvCioidI/AAAAAAAAAGg/qErNjeoeH8M/s400/mahkeme.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img687.imageshack.us/img687/521/mahkeme.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img204.imageshack.us/img204/7066/whenthedustsettlesbykay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Gong derinden gelen azametli bir sesle tekrar çaldı. Bu müsabakanın bittiği anlamına geliyordu. İki tarafta ufak sıyrıklar almıştı ve iki tarafın da ölüme yaklaştığı yoktu. Bu şartlar altında gongun çalması alışılmadık bir durumdu. Yaşlı ve gri cübbeler içinde, keçi sakalı bir karış uzun, ellerini önünde birleştirmiş sakince arenaya yaklaşan adama herkes saygı ve huşu içinde bakıyordu. Bu Kılıç Konseyinin başkanı olan Seniath' tan başkası olamazdı. Dingin ama insanın içine işleyen ve delip geçen sesi ile şunları söyledi: &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;' Müsabakaya iki tarafın üzerindeki büyülü gereçleri incelemek için ara veriyoruz. Eşit şartlarda bir dövüşün olmadığına kanaat getirilirse üstün taraf diskalifiye edilecektir.'&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Mıy mıy mıy...' dedi Dui -sağ elindeki gümüş kılıç-&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Kes sesini de gizleme büyüsüne başla. Bu adamların şakası yok biliyorsun. En son açığa çıktığımızda… Ehm her neyse, dediğimi yap.' diyordu sol elinde kararlılıkla titreyen Sui. Sonra fikir değiştirdi ' Ya da boşver bunun için vakit yok. Xen beni iyi dinle bizi tekrar yan yana tut ve kılıçların üzerindeki ejderha oymalarının ikisinin de kafalarına basılı tut. Bu bizi tekrar birleştirir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Hayıııır. Bunu yapamazsın Sui lütfen ben ikimizi de gizleyecek bir büyü yaparım hem de hemen. Daha yeni özgür haldık lütfen bunu bana yapma.' diyordu Dui' nin yakaran sesi&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;'Ve Xen tabi ki bizi müsabaka başlayınca tekrar ayırmayı da unutma. Eski halimiz pek işine yaramaz.' dedi Sui biraz endişe ile.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen ne diyeceğini bilemiyordu. Hayatının en büyük şokunu yaşıyordu. Elinde belki de dünyanın bütün savaşlarını görecek kadar yaşlı iki kılıç vardı ve ikisi de kendisi ile konuşuyordu. Aklının bir köşesinde ise haykıran bir ses vardı. – konseyden gizlenmeye ihtiyaç duyacak kadar güçlü kılıçlar!-&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen kafasını sallamakla yetindi ve denileni yaptı. Tıpkı Sui' nin söylediği gibi kılıçlar Dui' nin sızlanmaları arasında birleşip yine eski paslı görünümlerini aldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstad ve Furian hemen yanına geldiler.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;‘ Bu da ne demek oluyor Xen? Müsabaka sırasında herhangi sıra dışı bir şey oldu mu?’ diye sordu Üstad.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sıradan herhangi bir şey olmadı desem daha yerinde olur Üstad. Kılıçlar drowun darbesi ile ikiye ayrıldığımda konuşmaya başladılar ve söylediklerine bakılırsa…’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Üstad hemen araya girdi. ‘Her ne söylediler ise, bunlar senin için söylendi evlat. Eğer bunları herkese yayın yapmak isteselerdi, herkesle konuşuyor olurlardı. Şimdi bakalım konsey ne karar verecek. Diskalifiye olursan gerçekten çok yazık olacak. Onca emek, meslektaşlarıma karşı seni o kadar korumam ve kehanet…’ sesi gittikçe azalmıştı ve en son ne dediği duyulamaz hale gelmişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen bir şeyler söylemek üzereydi ki Seniath dingin sesi ile konuşmaya başladı. ‘Konsey kararını salonda oylama ile verecek. Müsabaka tarafları hemen içeri girip konsey salonunda beklemeye başlasınlar.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İçeriye girdiklerinde mahkeme salonuna benzer bir açıklığa drow ile birlikte yan yana geçtiler. Konsey üyeleri önlerinde hafif ahşap bir yükseltinin üzerinde oturmuş onlara bakıyorlardı. Arkada ise az sayıda tanık ve seyirci. Kara elf olan seyirciler belli ki Er'daln Harrdelin ‘in diskalifiye edilmesine ve onursuz bir şekilde buradan ayrılmasına sevinecek kişilerden oluşmuşlardı. Xen için orda bulunan ise sadece Furian, üstadları ve beklenmedik bir şekilde salondaki herkese tezat oluşturan ilk dövüşte izledikleri gnome vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Üzerinizde ne tür büyüler taşıdığınızı hemen mahkememize bildirin.’ Seniath yine o delip geçen sesi ile konuşmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Drow hiç tereddüt etmeden pelerinini çözdü ve yere bıraktı. Ardından çevik bir hareket ile kolunda gizlenmiş ufak bir dart mekanizmasını yere bıraktı ve ayakkabılarını çıkartıp önündeki yığına ekledi. Bir an tereddüt ettikten sonra yan ceplerinde bulunan bıçaklarını önüne atıp kara elflerin anlaşılmaz dilinde bir şeyler mırıldandı. Elinde oluşan iki tarafında mızrak uçları bulunan silahı son çarpışmanın etkisinden tamamen arınmış vaziyette elinde duruyordu. Onu da önündeki yığına ekledi ve omuz silkerek ortak lisanda konuştu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Eh ben bir kara elfim ne bekliyordunuz ki?’ dedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen şaşırmıştı bu kadar büyülü eşyayı rüyasında bile bir arada görmemişti. Arkasındaki kalabalığa göz gezdiren Xen gözleri parlayan ve daha şimdiden ellerindeki sivri bıçakları alenen bilemekten kaçınmayan üç tane drow gördü. Bu müsabakanın drow için ne kadar önemli olduğunu anlamamıştı. Evet karşısındaki ezeli rakibiydi fakat o bile saygın bir dövüşü hak ediyordu. Ne kadar eşya önüne atmış olursa olsun Xen biliyordu ki kendi kılıçları müsabakanın dengesini defalarca bozmuşlardı ve onu ölümden defalarca kurtarmışlardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Seniath gözlerini drowdan Xen’e doğru çevirdi ‘Peki sen evlat? Sende ne tür büyülü eşyalar var?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen elindeki paslı kılıca bakıp önüne bıraktı. ‘ Sadece bu efendim’ dedi şüphe içini yakıp kavururken.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Seniath ve konsey aralarında yaklaşık iki dakika fısıldaştıktan sonra Seniath tek elini kaldırdı. ‘Açık olarak görülüyor ki birçok büyülü eşyaya karşılık tek bir paslı kılıç ve bildiğimiz kadarı ile sadece ikiye bölünebiliyor. Karar vermek bizim için zor olmadı. Er'daln Harrdelin dengesiz güç kullanmaktan ve şanlı müsabakamıza hile karıştırmaktan dolayı sizi suçlu buluyor ve diskalifiye ediyoruz. Dövüşmeden ve onursuz bir şekilde buradan ayrılacaksınız’ &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen’in gözü istemsizce arkada duran kalabalığa kaydı. Suratında derin yara izleri bulunan kırmızı gözlü kötücül bir gülüşe sahip drow elini boğazına götürerek Er'daln Harrdelin’ e ölüm getirecek hareketi yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Durun!’ dedi Xen dayanamayarak ve izleyenlerin ve konseyin şaşkın bakışları arasında önündeki paslı kılıca atılıp, eliyle ejderha başlarını bulmaya çalıştı. Kılıç yaptığı hareketi onaylamadığını her hali ile belli edercesine elinde deli gibi titriyordu...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE&lt;br /&gt;IV. Bölüm Sonu&lt;br /&gt;Seçimler&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img691.imageshack.us/img691/7892/councilb.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-H5DR9yLeQbU/TWYqsH5_nMI/AAAAAAAAAGI/LjmKBlA8T7I/s1600/councilb.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://3.bp.blogspot.com/-H5DR9yLeQbU/TWYqsH5_nMI/AAAAAAAAAGI/LjmKBlA8T7I/s400/councilb.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img691.imageshack.us/img691/7892/councilb.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian ‘Ne yaptığını sanıyor bu…’ demeye kalmadan Xen’in eli kabzadaki ejderha başını buldu ve bir klik sesi duyuldu. İnanılmaz güzellikteki altın ve gümüş oymalarla elinde beliren iki kılıç herkesi kendine hayran bıraktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Lanet olsun derdim ama özgürlüğün tadı lafı ağzıma tıkıyor resmen…’ dedi Dui bir iç rahatlaması ile.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sen ne yaptığını sanıyorsun Xen?’ dedi Sui azarlarcasına.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen zihninden ‘Buna izin veremezdim’ diyebildi sadece. Drow sadece bir saniyeliğine ona minnetle baktı ve kimsenin anlayamayacağı sadece rakiplerin fark edebileceği bir el hareketi ile müsabakalarını onurlandırdığını ona belli etti. Xen için bu bile yeterdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Onca asil kan varken yüzyıllarca bizi o mağaramsı silah deposunda beklettin. Ne için bir yarım kan için ve bak o da nasıl biri çıktı… Vicdanlı… böhh’ Dui’ nin bir ağzı olsaydı şimdi kesinlikle onu büzüyor ve tiksinti hareketi yapıyor olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Çocuk kılıç konusunda çok iyi bunu sen de biliyorsun Dui saçmalamayı kes. Ayrıca bekleme kısmına gelirsek, bu ne senin, ne de benim seçimimdi. Bunu sen de benim kadar iyi biliyorsun’ dedi Sui iç çekerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İki kılıç ve Xen arasındaki konuşma hararetlenmeye başlamıştı ki Kılıç konseyinin başkanı ayağa kalktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Arayıcı içeriye gel!’ dedi Seniath‘ ın buyurgan sesi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen için dünya, mahkeme salonunun yan kapısı aralanıp içeriye arayıcı girince resmen durdu. Hayatında gördüğü hiçbir kadına ilgi duymamıştı fakat şimdi önlerinde duran arayıcı dedikleri kadın hayatına giren bütün kadınların öcünü alırcasına nefesini kesmişti. Koyu ve yer yer parlak kırmızı saçları, beyazın en açık tonu teni ile tam bir heykeli andırıyordu. Xen şaşkınlık içinde ağzının açık kalmaması için büyük çaba sarf etmek zorunda kaldı. Arayıcı süzülürcesine hafif adımlarla drowun eşyalarını yığdığı yere ilerledi ve yığının önünde durup gözlerini kapattı. İnce ve hüzünlü ses tonu ile Xen’ in ve o odada bulunan birçok kişinin yüreğini dağlayan bir şarkı mırıldandı. Şarkı sözleri her geçen saniye temposunu arttırdı ve müziğin bitimine yakın tiz bir çınlama duyuldu. Odadaki herkes kulaklarını kapatırken eşyaların üzerende gri ve siyah tonlarında ve biraz da yeşil renkte şeffaf dumanlar yükseldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Arayıcı hüzünlü ve kendine hayran bırakan sesi ile ‘ Genelde düşük ve bir de zayıf büyü kullanılmış sevgili Konsey üyeleri.’ Dedi&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen gözlerine, kulaklarına ve açıkçası vücudunun hiçbir yerine inanmak istemiyordu. Böyle bir güzellik hayatında görmemişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bir bu eksikti… Vicdan azabından ölmesini tercih ederdim. İyilik timsali ve aşık… Böhh. Yapmaya çalıştığımız şeyler için pek uygun.’ Diye dalga geçti Dui. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Aşk eğer doğru yolu bulabilirse muazzam bir güç verir Dui. Bizi asırlar önce asit denizinin ortasında koruma büyülerimiz olmadan kaldığımızda kurtaran şeydi hatırlarsan.’ Diye karşı çıktı Sui.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sanırım kusacağım.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ağzın yok Dui’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bunun için şükrediyorum ya. Sen bana laf yetiştirmeyi bırak da bu durumdan nasıl kurtulacağız onu söyle. O arayıcı cadı buraya gelince ne renk parlayacağımızı sen de biliyorsun değil mi?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bence her şey için çok geç bırakalım da kader ağlarını bir kez daha örsün. Biz elimizden geleni yaptık sonuçta’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kılıçlar konuşurken Xen bu konuşmaların tek kelimesine bile odaklanamadı. Gözünü bile kırpmadan arayıcının kendine ve iki elinde tuttuğu kılıçlara yaklaşmasını bekliyordu. Arayıcı hüzünlü şarkısına tekrar başladı ve tiz ses tekrar duyuldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Salondaki kimsenin sonucu bilmek için arayıcının cümlelerine ihtiyacı kalmamıştı. Şarkı biter bitmez kılıçların üzerinden bir altın bir de gümüş sis bulutu etrafa yayıldı ve dönerek bir girdap oluşturdular aralarından çıkan iki ejderha kafası sağa sola alevler saçtı ve geldikleri gibi girdabın içinde yok olup gittiler.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Salondaki herkesin ağzı şimdi açık kalmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bunu yapmak zorunda değildin.’ Dedi Sui azarlayan bir ses tonu ile.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Eh olayı kadere bırakacağımızı sen söyledin. Kader denen o pisliğin ne yapacağı belli olmaz. Vaktim varken eğleniyorum.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen bu kadar ciddi bir durumla bile dalga geçebilen ve yorum yapabilen kılıçlarına gülümsemeden edemedi. Şaşkınlığını biraz olsun üzerinden atıp kılıçları ile krallara layık bir reverans yaparak eğildi ve ‘Leydim ve sayın konsey üyeleri.’ Dedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Fruian seyircilerin arasından kimsenin görmemsine rağmen gözlerini devirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Xen devam etti. ‘Bildiğiniz gibi hava ırkının üyeleri belirli bir olgunluğa ve eğitim seviyesine geldiklerinde silah odasına götürülürler ve biz kılıçlarımızı değil kılıçlarımız bizi seçer. Çünkü onlar hayat boyu bizim öğretmenlerimizdir. Amacım ne müsabakanızı aşağılamak ne rakibimin karşısında üstünlük kurmaktı. Emin olun kılıçlarımın bu kadar güç sahibi olduğunu ben de müsabakanın ortasında öğrenebildim. Bu durumu göz önüne alarak eğer rakibim de kabul ederse müsabakamıza kaldığımız yerden devam etmeyi öneriyorum.’ Drowa döndü ve bir sonraki cümlesini kesinlikle kabul edeceğinin bilincinde devam etti ‘Tabi kabul etmezsen dövüşmeyebiliriz’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Drowun gözlerinde şimşekler çaktı. Bir drowa dövüşten kaçan bir korkak olduğunu ima etmek bile çok tehlikeliydi ve Xen tam o tehlike sınırında dolaşıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Drow yığına doğru bir hamle yaptı ve silahlarını kuşanmaya başladı. ‘ Konsey kabul ederse bu savaşı sonlandırmak istiyorum. Ailemin adını savaştan kaçarak lekelemeyeceğim.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Çocuk iyi… En azından ağzı laf yapıyor tabii bir yerlerden güzel bir kız her durumda temin edebilirsek, ve söylemiştim demeni istemiyorum Sui çeneni kapa ve hadi şu olayı bitirelim.’ diyebildi Dui ancak.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kılıç Konseyi başkanı ayağa kalktı ve derinden gelen sesi ile tekrar konuştu. ‘ Bu ne senin ne de rakibinin seçimi kara elf. Rakibinin elinde çok güçlü kılıçlar var ve biz ünvanımızı sadece eşit dövüşlerle kazanılan mücadelelerde veririz.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Dediklerimi aynen konsey başkanına söylemeni istiyorum Xen’ dedi Sui ve Xen onaylayarak başını öne bir kez eğdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Efendim… Kılıcım söyle...’ Dui sol elinde uyarırcasına titreyince Xen konuşmasını yarıda kesti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sen ne yaptığını sanıyorsun ahmak adam. Bizim konuştuğumuzu kimseye söyleyemesin. Sadece sen söylüyormuşsun gibi tekrar et yeter.’ Dui hala elinde sinirle titriyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Tamam tamam.’ Diye yarım ağızla mırıldandı Xen ve kılıcın kendine söylediklerini kendi cümleleri gibi tekrarlamaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Söyleyeceklerim yalnız sizin için Kılıç Konseyi gizli bir görüşme talebinde bulunuyorum.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kılıç konseyi üyeleri kendi aralarında fısıldaştılar. Her hallerinden bu talebe şaşırdıklarını belli ediyorlardı ama yine de bu isteği geri çevirmediler.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;---0---&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img204.imageshack.us/img204/7066/whenthedustsettlesbykay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ya9VKlETOBM/TWYq5LelcyI/AAAAAAAAAHM/RyUOx2BxKX8/s1600/whenthedustsettlesbykay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ya9VKlETOBM/TWYq5LelcyI/AAAAAAAAAHM/RyUOx2BxKX8/s320/whenthedustsettlesbykay.jpg" width="197" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img204.imageshack.us/img204/7066/whenthedustsettlesbykay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Fruian sabırsızlıkla ayağını yere vuruyordu. Mahkeme salonunda beklemediği bir takım olaylar gerçekleşmişti ve bunları hatırlamak bile endişelenmesine ve meraktan çatlamasına neden oluyordu. Gong tekrar çaldı ve Er'daln Harrdelin ile Xen arasındaki mücadele tekrar başladı. Drow belli ki aile şerefini ve kendi hayatını korumak için mücadele ediyordu. Xen ise şimdiye kadar sadece eğitimini gördüğü ve hakkıyla talep ettiği kılıç ustalığı ünvanını almak için. Fakat işler değişmişe benziyordu. Yıllardır yaptıkları dövüşlerde Xen, Furian ile karşılaşırken hep sabırlı, düzenli ve disiplinli olmuştu. Belki de yüz hamle sonra elde edebileceği bir avantaj için riske girmeden sabırla kılıçlarını dans ettirirdi. Furian’ın katlanamayacağı bir durum olsa da gerçek bir kılıç üstadının yapacağı gibi. Fakat şimdi Furian’ın karşısında gördüğü Xen, tam bir dövüş makinesi haline gelmişti. Hırsla saldırıyor, kendini zorluyor, gereken ve bazı gerekmeyen yerlerde riskler alıyor, rakibine ufak da olsa çizikler atmayı başarıyordu. Sanki birisi ondan en sevdiği şeyi istemiş ve o da bu müsabakayı kazanarak onu kurtaracakmış gibi. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen hızla geriye doğru koşup arenanın köşesine iki ayağını birden atıp kendi devinimi ile tekrar rakibine doğru kılıçları önde dalışa geçtiğinde, Furian istemsiz olarak gülümsedi. ‘Tam bana göre bir hareket’ dedi. Mükemmel bir denge ve mızrak gibi durarak rakibe uçmak rakibin saldıracağı alanı daraltmak dahianeydi. Bir o kadar da riskli. Saldırısı drow tarafından mızrağının savruluşu ile yavaşlatıldı ve drow yana takla atarak bu ölümcül saldırıdan kaçmayı başardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Xen içeride de söylediğimiz gibi bir seçim yapman gerekecek.’ Diyordu Sui makul bir şekilde. Sesinde hafif bir hüzün sezdi Xen. Kafasını sağa sola oynattı ve saldırmaya devam etti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian, Xen’in yüzünü okudu kılıçları ile konuştuğunu biliyordu. Az bir süreliğine de olsa o disiplinli katı savunma pozisyonunu tekrar alan arkadaşını inceledi. Drowun fırtınayı andıran kılıçlarını bir bir karşılayışını ve yüzündeki hüznü fark etti. Xen kendisinin bile zor duyabileceği bir şekilde fısıldadı; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bunu benden istemeyin.’ Diyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hava ırkının o muazzam mirası sayesinde havadaki en küçük değişimi ve titreşimi tüm bedeninde hissedebilen Furian arkadaşının dediklerini duymuştu fakat bu söylediklerine bir anlam veremiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bunu şimdi isteyemezsiniz. Tam her şey bir anlam ifade etmeye başlamışken… Tam yaşamıma değer katan şeyi bulmuşken’ Xen’in gözü arayıcının onu hüzünle süzen açık yeşil gözlerine takıldı. Kız ağlıyor muydu?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian ayağa kalktı. Bu işte bir terslik vardı. Kılıçlar Xen’den ne istemişlerdi ve Xen neden bu kadar hüzünlüydü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen hırs ile bağırdığında Furian’ın düşünceleri dağıldı. Sekiz yaşından beri tanıdığı çocuk bir kez bile olsun dövüşürken bağırmamıştı. Rakibine sağanak yağmuru andıran darbeler ile saldırdı ve onu geriye itti. Sağ omzuna bir çizik, sol ayak bileğine bir tekme ve karnına dirsek atıp tekrar yuvarlandı ve geriye kaçtı. Rakibini köşeye sıkıştırmıştı Xen ve çocukluğundan beri öğrendiği öğretilerde bu durumdan çıkmanın tek bir yolu vardı. Rakibi en riskli saldırısını ve tek vuruş şansını deneyecekti ve Xen ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Pozisyon aldı kılıçlarını iki yana açtı ve önünde kapatıp drowu karşılamak ve onu öldürmek için hazırlandı. Az önce mahkeme salonunda Drowu diğer drowların elinden kurtaran o değilmişcesine hırsla drowu bekledi. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian gözlerine inanamıyordu saniyeler sonra Xen bu müsabakayı kazanmış olacaktı yine de Xen in gözleri dolmuştu ve hüzünlüydü. Dudakları ‘Hayır.’ Diyordu bir yakarışla.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Sonrasında Furian’ın tüylerini diken diken eden ve şaşkınlıktan küçük dilini yutmasını sağlayacak olaylar gerçekleşti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Drow son bir saldırı için güç topladı ve yüzde doksan ölümü ile sonuçlanacak saldırısına umutsuzca başladı. Xen’in kılıçlarının pozisyonu çok doğruydu daha bu hareketi yaparken bile drow öleceğini biliyordu fakat onu bekleyen drowlar yerine bu onurlu savaşçının ellerinde ölmeyi tercih etmişti. Drow ileri doğru atıldı. Kendisini karşılaması gereken Xen’in sol eli bir tangırtı ile Xen’ i iki büklüm bırakarak yere düştü. Asıl saldırıyı yapacak olan ya da yapması gereken sağ eli ise bir ağırlık tarafından aşağı çekildi. Drowun ileriye uzattığı keskin mızrağı Xen’in vücudunu deldi ve arkadan bir kan seli ile birlikte geri çıktı. O an arenada çıt çıkmıyordu. Xen önce dizlerinin üzerine sonra da mızrakla beraber geriye düştü. İnsan annesinin mirası olan kırmızı kanlar arenanın granit taşlarını kaplarken, babasından kalan miras ile vücuduna yaşam veren buz gibi bir sis dalgası da havaya karışıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian ayağa kalktı ve arenaya atlayıp drowu kenara ittirdi. ‘Bu olamaz. Olmaması gerekiyordu!’ dedi. Etrafında kendisi gibi düşünen birini bulmak için gözlerini bir o yana bir bu yana deli gibi hareket ettirirken. Üstadına baktı fakat o da arkasını dönmüş çoktan arenayı terk etmeye başlamıştı. Ellerini sevinçle çırpan ilk dövüşteki gnome hariç kimseden ses çıkmıyordu. Ellerini Xen’in boynuna doğru uzattı ve arkadaşına son bir kez baktı. Sormak istediği o kadar çok soru vardı ki… ama o yine de en saçma olanı sordu ‘Neden?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Xen inanılmaz bir güçlükle tekrar nefes aldı ve ağzını itiraz edercesine açtı fakat konuşamadan bir öksürük nöbetine tutuldu. Öksürdüğü kan ve soğuk bir sis bulutunun ardından gözlerini son bir kez kapatıp kendini salıverdi…&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm V&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Geçmiş ve Gelecek&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img156.imageshack.us/img156/2173/arayici.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QLZI1n1hlgA/TWYqrXTKtiI/AAAAAAAAAF8/gJgDvgitkjM/s1600/arayici.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-QLZI1n1hlgA/TWYqrXTKtiI/AAAAAAAAAF8/gJgDvgitkjM/s320/arayici.jpg" width="265" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img156.imageshack.us/img156/2173/arayici.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img156.imageshack.us/img156/2173/arayici.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Melanot oturduğu kaya parçasından, az ilerisindeki yemyeşil çimenlerin üzerinde gülüşen ve eğlenen çocuklara baktı. Erkek çocuklar, ellerinde tahtadan yapılma kılıçları ile çiçeklerden yapılma taçlarını giymiş kızları trollerden koruyorlardı. Kendini bildi bileli yan komşularının kızı olan Anie’ nin etrafına toplanmış bir sürü çocuk vardı ve hepsi de onu korkunç canavarlardan kurtarma vaadinde bulunuyorlardı. Annie attığı kahkahanın ardından gözlerini Melanot’ a kilitledi ve yanındaki çocukları nazikçe iterek kendine yol açtı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Neden burada oturuyorsun Melanot?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Canım sıkıldı.’ Melanot kafasını önüne eğmişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sen beni trollerden korumayacak mısın?’ Annie, Melanot’u her zaman yumuşatmayı başarırdı bu cümlesi ile. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Zaten seni koruyan dört kişi var daha fazlasına ihtiyacın var mı ki?’ Melanot kendi sesindeki kıskançlığa inanamadı. Annie’ yi kendini bildi bileli seviyordu ve yine kendini bildi bileli ona açılamıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hem tahta bir kılıç ile bir trolü öldüremezdim.’ diye sesindeki kıskançlığı örtmeye çalıştı Melanot.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Eğer inanırsan tahta kılıcınla bir ejderhayı bile öldürebilirsin Melanot. Tek ihtiyacın olan kusursuz bir inanç.’ dedi Annie birden ciddileşmişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Yarın gidiyoruz Annie’ dedi Melanot. Sonunda. Ağzındaki baklayı çıkarmıştı. ‘Uzaklara… Annem babamın döneceğine dair ümidini artık kesti. Beni bir çeşit yatılı okula göndereceğini söylüyor.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Annie bir an ne diyeceğini bilemedi. Bir süre Melanot’ a baktı ve arkasına hızla dönüp eve koşmaya başladı. Melanot elini uzattıysa da onu yakalayamadı. Tahta kılıcını yerden alıp evine doğru ilerlemeye başladı. Kendisi ile her fırsatta dalga geçen diğer çocuklara veda bile etmemişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Evlerinin önüne geldiğinde, yan eve bakmak için bir süre durdu ve sonra odasına gidip eşyalarını toplamaya başladı. Bir çift yedek kıyafet, yolculuk pelerini, tahta bir kılıç ve babasının madalyonunu aldı. Kapının önüne çıktığında Annie kendisini bekliyordu. Yeşil gözleri kıpkırmızı olmuştu. Biri kıza bir şey yapmıştı! Hemen koşup yanına gitti ve kızı kollarından tuttu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Kim sana bunu yaptı!’ dedi. Sesi istediğinden de sert çıkmıştı. Bunun sorumlusunu bulur bulmaz onu doğduğuna pişman edecekti. Elindeki tahta kılıç belki Trollere karşı etkisizdi ama bir insanı sakat bırakabilecek cinsten sağlam bir ceviz ağacından yapılmıştı. Etrafta dolanan gözleri dikkatliydi ama hiçbir ipucu yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Annie biraz utanarak geri çekildi ve sonra aniden hafif sinirlenerek. ‘Sen…’ dedi. ‘Bunu sen yaptın ahmak!’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Melanot şaşırmıştı. Kızın kollarındaki elleri yana düştü. ‘Nasıl? Neden?’ diyebildi anlamsızca.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Annie başlarda biraz çekingendi ve utanmıştı ama şimdi hafif bir sinirle kelimeleri arka arkaya sıralıyordu. ‘Kendimi bildim bileli sana aşığım da o yüzden. Ne kadar aptalım ki başka çocuklarla hiç ilgilenmedim. Onlar hep beni canavarlardan korumaya yeminler ediyorlar. Bana prensesmişim gibi davranıyorlar. Sen ise benim sevgimi bile anlamayacak kadar körsün.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Melanot! Hemen buraya gel at arabası yola çıkmak üzere!’ Melanot annesinin sesini duyduğuna hiç bu kadar üzülmemişti. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ben… Sen…’ Melanot bir arkasına bir kıza bakıyordu. Aniden içinde oluşan bir dürtüye teslim olup, kızı kollarının arasına aldı ve onu dolgun dudaklarından öptü. ‘Ben de seni tanıdığımdan beri sana aşığım. Asıl sen benim sevgimi göremeyecek kadar körsün ve bunu tam şimdi ben giderken söylüyorsun!’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız öpücüğün etkisi ile şaşırmıştı ve Melanot’ un kendisine çıkışmasıyla iyice afallamıştı. İstemsizce gülümsedi ve annesi tekrar bağırırken o da Melanot’u öptü. İkisi de mıknatıs gibi birbirlerine yapışmıştı ama çocuk kollarını hafifçe gevşetti. At arabasının arkasındaki gıcırdayan tahtaların üzerine kendini attı ve kıza doğru el salladı. ‘Seni bulacağım Annie! Ve senden başkasını sevmeyeceğim’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;At arabası ilerlemeye başladı ve çıkan toz bulutunun arasından Annie’ de bir şeyler söyledi. Annesi ne söylediğini anlamamıştı ama Melanot bir şekilde anlamıştı. Hatta kelimeler kızın ağzından çıkarken havada bıraktığı titreşimleri bile hissetmişti. ‘Ben de…’ diyordu kızıl saçlı, beyaz tenli ve yeşil gözlü kız. Melanot hayatında hiç bu kadar güzel bir kız görmemişti. Orda arabanın gitmesini beklerken tıpkı bir heykeli andırıyordu. Kız ağlıyor muydu?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HFjAnDfdtiA/TWYqr8i21JI/AAAAAAAAAGE/JeqRr051i9c/s1600/asdxxxccccc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-HFjAnDfdtiA/TWYqr8i21JI/AAAAAAAAAGE/JeqRr051i9c/s320/asdxxxccccc.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian kucağında ölen arkadaşını nazikçe yere bırakmaya çalıştı. Elleri şimdiye kadar varlığını hiç bilmediği bir yerinden gelen acı spazmları ile sarsılıyordu. Xen’i hep en büyük rakibi olarak görmüştü ve çocukluğundan beri onunla dövüşmek için bin bir türlü bahaneler üretmişti. Okuldaki savunmasız çocuklara yaptığı zorbalıkları bile sırf Xen onları korumaya çalışırken biraz olsun kaliteli bir dövüş bulabilmek adına yapıyordu. Rakibi, arkadaşı, şimdiye kadar ona denk dövüşebilen tek kişi; arenanın parlak taşlarla döşenmiş zemininde hareketsiz yatıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Beni eline al’ derinlerden gelen sesi zar zor duyabildi Furian ve kılıcını istemsizce eline aldı. Kılıcı başka bir silahla buluştu, fakat Furian bir rüyada gibiydi ve arkadaşının canlı olmadığı bu rüyadan hemen uyanmak istiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Kendine gel!’ diye bir uyarı geldi kılıcından ve Furian bu güçlü önermeye karşılık vererek kendisine doğru gelen ikinci kılıcı da savuşturdu. Kafasını sağa sola silkeleyerek kendine gelmeye çalıştı. Gözündeki yaşların oluşturduğu lanet olası bulanıklıktan dolayı görüşü sınırlıydı. Seyirciler, konsey üyeleri hepsi hareketsiz, oldukları yerde kalakalmışlardı. Furian kafasını kaldırıp baktığında kendine saldıran üç drow gördü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Neden? Neden bu haksız saldırıyı izliyorlar? Neden kimse bu işe karışmıyor?’ diye düşünürken kılıcı hemen cevabı verdi. ‘Drowlar zamanı geçici olarak durdurmak için büyü yaptılar.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ne?!’ diye hakırdı Furian ve şaşkınlığı ona topuklarını yerden kesen bir tekme olarak geri ödendi. Kara elflerle dövüşüyordu hem de üçü ile birden ve bir de baş belası gnome vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sorularını sonraya sakla Furian önümüzde bir dövüş var ve dövüştüklerin arkadaşının bedenini istiyor’ kılıç makul cevaplarla Furian’ın dağılan dikkatini toplamasına yardımcı oluyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İşte bu kadarı fazlaydı. Hiçbir şey anlamıyordu bu kara elfler neden arkadaşının ölü bedenini istesindi ki? Kafa yormayı bıraktı. Yeni kaybettiği arkadaşına duyduğu bağlılık sandığından da derindi. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Hayal meyal gördüğü görüntüler arasında çok ilginç şeyler vardı aslında. Arenada ilk dövüşü yapan savaş boyalı gnome koca bir gülümseme ve bir haykırış işe savaşa katılmıştı. Furian ne tarafa ait olduğunu kestiremiyordu bir türlü. Bazen drowlardan gelen saldırıları bazen de onun saldırılarını karşılıyordu. Fazla savaş beyin hücrelerini öldürmüş olmalıydı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘İstediğiniz şeyi ben hayatta oldukça alamayacaksınız.’ dedi boğuk bir sesle arkadaşının ölümüne az önce şahit olmuş Furian. Drowlar sadece sırıtmakla yetindiler ve saldırılarına devam ettiler. Gözünde biriken yaşlar ve boğazında oluşan bir yumru ile sadece reflekslerini kullanarak karşıladığı kılıçlardan birinin arkasından diğeri gelip koluna bir çizik atınca Furian bir anda kendine geldi. Vücuduna bir anda hücum eden acı, hırs, kin ve adrenalini birleştirdi ve arkadaşının tıpkı son dövüşünde yaptığı gibi bir çığlık attı. Rakipleri bu gür bağırış karşısında durakladılar. Hatta savaşı bırakıp kulaklarını tıkamak zorunda kaldılar. Furian’ ın kin ve nefret dolu haykırışı istediğinden güçlü çıkmıştı. Hava ırkından olan atalarına ait yazıtlardaki hikayeleri daha önce de dinlemişti Furian. Ama bunların deli saçması olduğunu düşünmüştü hep. Damarlarında dolaşan ve her hareketini hissettikleri havayı bilmeden de olsa bir silah gibi kullanmıştı. İstemsizce oluşturduğu güçlü ses dalgası rakiplerine çarptığı anda duraksayan üç kara elfe inanılmaz bir güç, atiklik ve hırs ile saldırdı. Belki de hayatında ilk defa dövüşürken yüzünde bir gülümseme oluşmadı Furian’ ın. Gnome şimdi hazırlıksız olan kara elflerden birine sağladığı kısa kılıçlarını bir tekme ile cansız bedenden çıkarmakla meşgulken Furian adına yakışır bir şekilde kılıçları ile dans edercesine büyük bir hızla savaşa katıldı. Savaş çılgınlığı içinde birçok yara almış ve birçok yara açmıştı rakiplerine ama rakipleri güçlüydü ve gnome tamamen apayrı bir konuydu. Kolunda ve belinde bulunan çizikleri o açmıştı. Kara elflerin üzerindeki yaralardan bazıları da onun eseriydi. Her kan akışında hevesle gülümsüyor ve kenara çekilip tekrar savaşa dahil oluyordu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Furian savaşın adrenali içinde unuttuğu fakat şimdi dövüş uzadıkça sızlayan belindeki yaraya elini götürdü ve eline gelen soğuk esintinin miktarından hemen anladı ki yarası derindi. Onu ölüme götürüyordu. Umursamadı arkadaşı ile aynı arenada onu korumak için ölecekse bu şerefli bir ölüm olurdu. Hava ırkının herhangi bir üyesinin isteyebileceği en onurlu ölümlerden biri olacaktı. Ölümün yanıbaşında onu beklediğini düşününce birden zihni tamamen açıldı Furian’ın. Bu daha önce hiç ulaşamadığı bir konsantrasyon seviyesiydi. Gözlerini kapattı ve gülümsemesine engel olamadan uzun kılıcını etrafında döndürmeye başladı. Drowlar akıllıca davranıp onu iki yanından sıkıştırmaya başlamıştı. Gnome ise şimdilik savaşın dışında kalmayı tercih eder gibiydi. Furian kılıcını döndürdüğü sırada kendi de etrafında dönüp kılıcın devinimini arttırmaya başladı. Vücuduna bir titreme yayıldı. Ölüm sandığından da kısa zamanda onu bulacaktı anlaşılan. Bir rahatlama ve serinlik hissi içinde hızla dönerek rakiplerine yaklaşmaya devam etti. Ölümü yaklaşmış hatta onu kucaklamış olmalıydı. Şimdiye kadar duyduğu en hüzünlü şarkı kulaklarına çalınırken Furian dönmeye devam etti. Kılıcı elinde şiddetle titrerken hatırladığı son şey kulaklarındaki o melodiydi. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Arenada önemli olayların olacağının belki de herkes bilincindeydi dostlarım. Fakat tanrılar sanki bütün büyük olayları tek güne sıkıştırmak için acele ediyordu o gün. Xen kendisi için çok önemli olan kılıç üstadlığı sınavına girmiş ve başarısız olmuştu. Kim bilir belki de başka şeyler kazanmıştı o gün. Çocukluğundan kalan silik ama unutamadığı bir anı mesela… Bedeni cansız bir şekilde kanlı arena taşlarının üzerinde dururken en yakın arkadaşı ve rakibi Furian ise hava ırkı tarihinde ilk defa kılıç fırtınasına dönüşmüştü. Evet yanlış duymadınız. Kılıç fırtınası. O kadar büyük bir konsantrasyon ve bilinçle hareket etmişti ki vücudunda zaten var olan çeviklik özellikleri birden kat be kat artmıştı. Karşılaştığı zavallı drowlar bir kılıç fırtınası hayatlarında hiç görmemişti ve ona yaklaştıkları anda vücutlarının muhtelif yerleri parçalanarak korkunç bir şekilde can verdiler. Unutmadan belirtmeliyim. Bu işin içinde başka birisi daha vardı tabi ki. Kendisine verilen tüm emirlere karşı gelerek Furian’a yardım eden o hüzünlü kız.&lt;br /&gt;Soru soran seslerinizi duyar gibiyim. Peki ya ne yaptığı anlaşılmayan deli gnoma ne oldu der gibisiniz. Eh bunu da başka bir kitabımda anlatırım size dostlarım.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Yazan Mithalos. Efsaneler Tarihi kitabından alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CBugra%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;DENGE&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm VI&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: orange;"&gt;Büyü Okulu&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img839.imageshack.us/img839/7445/tyrenk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vIKJvT-oMPQ/TWYq41fKZMI/AAAAAAAAAHI/xrmgvIm3GN4/s1600/tyrenk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-vIKJvT-oMPQ/TWYq41fKZMI/AAAAAAAAAHI/xrmgvIm3GN4/s320/tyrenk.jpg" width="234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img839.imageshack.us/img839/7445/tyrenk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yaklaşık yirmi kişilik bir gruptu. Bedenleri, üzerlerine giydikleri büyücü cüppelerine küçük geliyordu ama yine de tehlikeli bir gruba benziyordu. Ellerindeki kitaplar ve kemerlerine taktıkları keselerden baharatımsı kokular yayılıyordu. Her hallerinden bir çeşit büyücü oldukları belli oluyordu. En önde gruba liderlik eden Cordi’nin, elinde taşımakta zorlandığı bir kitap vardı ve bir yandan cüppesini çekiştirmekle meşguldü . Grup yolda tozlar çıkartan ilerlemesini durdurdu ve devasa kulenin önünde aniden durdular. Cordi bir adım öne çıktı ve kulenin kapısının hemen önünde bekleyen karartılmış metalden zırhlar içindeki, uzun boylu, geniş omuzlu kadına seslendi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Geçmemize izin ver ya da tutsağımız ol!’&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bunu söylemesi ile birlikte gruptan hevesli birkaç çığlık duyuldu. Zırhlı kadın kılıcı ile reverans yaptı ve yukarıya doğru çıkan kulenin sarmal merdivenlerinde gruba eşlik etti. Kulenin en tepesine geldiklerinde yirmi kişilik grup o kadar yorulmuştu ki artık sağa sola tehdit saçacak takatleri kalmamıştı. Koca zırhlarına rağmen, yılların vermiş olduğu eğitim ile hala atik ve hızlı bir şekilde merdivenleri çıkan Tyren hariç herkes oflayıp puflamakla meşguldü. Sonunda kapıya ulaştıklarında Tyren kapıyı saygı ile çaldı ve giriş izni verilmesini bekledikten sonra içeri girdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hoş geldin Tyren. Bu şerefi neye borçluyum?’ dedi çalışma masasının üzeri parşömenlerle dolup taşan Mithalos. Kısa kesilmiş saçlarının yanlarında hafif kırçıllar vardı ve yüzündeki o sıcacık gülümseme ile Tyren’ e baktı. Gözündeki altın işlemeli gözlükleri çıkartıp gözlerini kısarak şövalyenin arkasından oflaya puflaya merdivenleri çıkan gruba takıldı gözleri.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tyren ellerini iki yana açarak teslim olurcasına ‘Onları buraya getirmezsem beni tutsak alacaklarını söylediler efendim. Başka çarem yoktu yirmisi ile başa çıkamazdım’ dedi ve göz kırptı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Gelin bakalım ufaklıklar.’ dedi Mithalos en içten sesi ile. Her zaman ilk sınıf öğrencilerine tarih dersi anlatmaya bayılırdı. Zaten büyücülerin çoğu sadece ilk yıllarında tarihe önem verirlerdi. Büyü sanatını öğrenme hırsı diğer her şeyin önüne geçene kadar bütün çocuklara tarihin bir kısmını anlatmak için bu büyücülük okuluna gelmişti Mithalos. Böyle ünlü birini ağırlamanın onlar için büyük onur olduğunu düşünen yöneticilerin ona verdiği kulede tarihi yazmaya devam ediyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Biz ufaklık değiliz.’ Dedi Cordi. Biraz içerlemişti. ‘Biz artık büyücü olduk Mithalos’&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tyren bir kahkaha patlattı ve daha sonra özür dilercesine Mithalos’a bakarak çıkmak için izin istedi. Mithalos da iki gözünü kırparak ona çıkması için izin verdiğinde kapıyı arkasından kapatarak görev yerine dönmeye koyuldu kadın. Kapının arkasından duyulan kahkahaların giderek uzaklaşması ile sert görünümleri yumuşayan çocuklar cüppelerini çekiştirerek yerlere oturdular ve Mithalos’a beklenti içinde bakmaya başladılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bize tarih anlatır mısın Mithalos lütfen… Bize Xen’in hikayelerinden anlat…’ dedi yalvarırcasına Cordi. Diğer çocukların sesi de odada yankılanmaya başladı ‘Lütfen… Lütfen… Lütfen…’&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Mithalos ellerini kaldırdı ve şefkatle gülümsedi. ‘Eh pekala çocuklar bugün kayda değer bir olay olmadı zaten. Sanırım vaktimin bir kısmını size tarih anlatmakla geçirebilirim.’&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Mithalos sözünü bitirir bitirmez bir ‘Oleyyyy’ sesi yükseldi çocuklardan. Elindeki gözlükleri masaya bırakan Mithalos şöminenin yanına rahat bir koltuk çekti ve oturdu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Pekala çocuklar. Şimdi anlatacaklarımı çok iyi dinleyin ve sakın unutmayın. Xen daha doğmadan…’ Dedi Mithalos ve çocuklardan bir itiraz sesi yükseldi. ‘Biliyorum, Xen hakkında hikayelere bayılıyorsunuz ama bu anlatacaklarım zaten Xen ile ilgili. Doğmamış olsa bile…’ İtirazlar azalmıştı ve bütün çocukların zaten pürdikkat onu dinlediğini görünce gülümsemesine engel olamadı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;---0---&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img20.imageshack.us/img20/8062/siyahejder2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ejderhaların görkemli ve güçlü, şövalyelerin onurlu ve inatçı, kötülüğün saldırgan ve sinsi olduğu bir çağda geçiyor öykümüz çocuklar. İşte böyle bir zamanda tarihin en büyük, en görkemli ve en talihsiz savaşı olan Kaos Savaşı patlak vermişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;DENGE&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;BÖLÜM VII&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;KAOS SAVAŞI &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-MqRy5b4a7e4/TWYq3_QVC5I/AAAAAAAAAG8/_lk4NYr4kJE/s1600/siyahejder2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-MqRy5b4a7e4/TWYq3_QVC5I/AAAAAAAAAG8/_lk4NYr4kJE/s320/siyahejder2.jpg" width="251" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ejderhalar dünyaya gönderilmeden çok önce… Dünyaya tam bir kaos hakimdi. Kendinden büyük bir güç olmadığını düşünen insan ırkı sadece yakıp yıkmayı ve üstünlük kurmayı amaçlayan düşüncesizce davranışları ile dünyayı yaşanmaz kılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih kitapları der ki, Kaos Savaşı’ndan yüzyıllar önce ejderhalar dünyaya insanları yönetmek için gönderildi. Güçlü, zeki, yetenekli, kimilerine göre ölümsüz ve açgözlüydüler. Bir liderde olması gereken bütün vasıflara sahip bu ejderhalar çağlar boyunca Ejder Krallar olarak anıldılar. Dünyanın bölünmüş ve savaş içindeki her bir krallığına bir ejderha gönderildi ve onları yönetmeleri istendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrılar yanılmamıştı. Her bir Ejder Kral ülkesini başarıyla yönetti. İçlerinde bulunan muazzam büyü gücüne ve devasa fiziki güçlerine bir de zekâları eklenince bir anda insanların bu krallara karşı isyan başlatma istekleri azalmıştı. Ejder Krallar’ın en büyük zaafı değerli madenlere ve parlak taşlara olanıydı. Bu zaafları bile insanları yönetmede onların işine yarıyordu. Eksiksiz bir vergi sistemi ile her biri hazinesini ve dolayısı ile ülkesinin ekonomik gücünü büyütüyordu. Bu zenginleşme çağında savaşlara tam yüz otuz iki yıl boyunca ara verildi ve her krallık kendi içinde gelişmeye başladı. Hazine tepeleri büyüdükçe büyüdü ve çeşitli uzak ülkelerden gelen hediyelerle doldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek sorunları vardı; çok yalnızdılar. Bunun en büyük sebebi de cüsseleri ve etraflarına saçtıkları korkutucu auralarıydı. İnsanlar onlardan korkuyordu. Saygı duyuyordu ama onları bir türlü insan bir kralı sevecekleri gibi sevmiyorlardı. Savaşların ve kaosun son bulmasının yüz otuz yedinci yılında Güneyin büyük ve kudretli büyücüsü Ejder Kralların diyarına ziyarette bulundu. Ejder Krallar bu büyücüye önce temkinli yaklaştılar çünkü insanlar arasında kendi güçlerine denk bir büyü gücüne ve belki de daha fazlasına sahip tek bir kişi vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tBIc8FaKUI4/TWYq4fAmdaI/AAAAAAAAAHE/iUJPmdoGkJg/s1600/talu1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://1.bp.blogspot.com/-tBIc8FaKUI4/TWYq4fAmdaI/AAAAAAAAAHE/iUJPmdoGkJg/s320/talu1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img705.imageshack.us/img705/6735/talu1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Talu’ydu, Güney’in aman vermez çöllerinde yaşam mücadelesi veren halkın kralının adı. Söylenene göre büyü gücü o kadar kudretliydi ki; sıcaktan kavuran güneşin altında çağlayanlar oluşturabiliyordu. Denilene göre çölün ortasında, yemyeşil bitki örtüsü olan, çağlayan kenarına yerleştirilmiş bir kalede halkıyla beraber yaşıyordu. Ejder Krallar onu delicesine kıskanıyordu. Çünkü onda sahip olmadıkları tek şey vardı; Halkının sevgisi ve desteği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden açgözlülüğüne boyun eğen Ejder Krallar birer birer ordularını toplayıp, Güneyin mutlu görünen halkına saldırmaya başladılar. Talu ülkesini cesareti ve gücüyle korumaya devam ettikçe halkı onu daha çok sevip saymaya başladı. Onun için çölün dibinden büyük taşlar çıkarıp büyük surlar inşa ettiler. Onun heykelleri ile krallıklarının her yanını doldurdular. Açgözlülükleri ile Talu’ya saldıran Ejder Krallar’ın ülkesinde ise işler pek de iyi gitmiyordu. Her Güneye saldırılarında hazineleri azalıyor ve her başarısızlıklarında halkları onları daha çok isteksizce takip ediyordu. Tek istedikleri, tek kıskandıkları sevgi uğruna daha az seviliyorlardı günden güne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda tek başına Talu’ yu yenemeyeceğini anlayan ejder krallardan Than, Orix ve Atish bir araya gelip güneyin çöl ülkesine saldırdılar. Dev surlar ejderhaların nefesiyle arka arkaya dövüldü. Açılan deliklerden kuzeyin, yani ejder kralların orduları akın akın Talu’nun cennet parçası şehrine saldırdı. Yıllarca emek verip çalıştığı bütün her şeyin yıkılacağını anlayan Talu, teslim oldu ve krallığına zarar vermemeleri için ejder krallara geri çeviremeyecekleri bir teklifte bulundu.&amp;nbsp; Üç ejder krala, ömürlerinde görüp görebilecekleri en büyük yakutlardan verdi ve bunları öyle bir büyü ile doldurdu ki; ejder krallar bu taşları kullanıp istedikleri zaman insan suretine bürünebileceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talu’nun krallığını yalnız bırakan ejder krallar aynı zamanda çok akıllıca planlanan bir savunma stratejisinin de parçası olmuşlardı. Eğer Talu ölürse yakutların içindeki büyü gücü de solup gidecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece başladı tam kırk iki yıl süren Kaos Savaşları. Diğer ejderhalar da ordular toplayıp Talu’ dan zorla bu taşlardan istemeye çalıştılar ama ne zaman bunu deneseler, Than, Orix ve Atish ‘ den oluşan ittifak karşılarına çıktı. Savaşın kırk ikinci yılında Güneyin aman vermez çöllerinde at koşturan, on sekiz gümüş zırhlara bürünmüş şövalyenin eşliğinde Talu geldi. Bütün krallıklara birer şövalyesini gönderip onlara şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;‘Siz Ejder Krallar, yaptığınız savaşlar ve iktidar kavgaları yüzünden yıllardır fakir düştünüz. Çiftçilere ekin almaları için para vermek yerine askerlerinize kılıç ve kalkan aldınız. Bunun sonucunda halklarınız fakirleşti. Hepiniz ne kadar kötü krallar olduğunuzu bir kez daha kanıtladınız bizlere. Ben ise bunların hepsinin çaresini elimde bulunduruyorum. Krallığımın ücra köşelerinden bin bir türlü zorluklarla getirttiğim on sandık dolusu yakutu sizlerden sadece biri ile paylaşacağım. Bunlar öyle yakutlar ki; kullanana büyük güç ve kudret verecek. Druia Ovasında sandıklarımla birlikte bekliyor olacağım ve hayatta kalan son ejderhaya bu hazineyi hediye edeceğim.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ejder krallar akıllıydı akıllı olmasına fakat on sandık dolusu büyülü yakut iştahlarını kabartmıştı. Sonunda bu parlak taşlara olan isteklerini bastıramayan ejderhalar ordularını da toplayıp Druia ovasına akın ettiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talu’ dan hiçbir iz yoktu ve sandık öylece ovanın ortasına bırakılmıştı. İlk oraya ulaşan ejderha Unix sandıkları aldı ve büyülü bir koruma olmamasına şaşırmasına rağmen sandıklarla beraber krallığının yolunu tuttu. Fakat ejder krallar bir bir ovaya gelmeye başladığında yakutların Unix de olduğunu gördüler ve hep birlikte onu yok ettiler. Druia Ovası bir anda birbirine saldıran insanlar ve onarlın tepelerinde uçarak onları yakan alevler gönderen ejder krallarla doldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kSgLjO2edwY/TWYq4EuQXsI/AAAAAAAAAHA/h1ArAd87XpA/s1600/siyahejdersavas.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="167" src="http://3.bp.blogspot.com/-kSgLjO2edwY/TWYq4EuQXsI/AAAAAAAAAHA/h1ArAd87XpA/s320/siyahejdersavas.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img337.imageshack.us/img337/6039/siyahejdersavas.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tam üç gün ve üç gece süren savaş acı bir sonla noktalandı. Bütün insanlar ikinci günün sonunda ölmüştü ve geriye sadece sekiz ejder kral kalmıştı. Ejder kralların her birinin vücudunda ölümcül yaralar vardı ama inatla birbirleriyle savaşmaya devam ettiler. Üçüncü günün sonunda Than ve Orix bu savaşın kazananı olmayacağını anlamışlardı. Atish’in yerde yatan cansız bedenine bakan ikili bir karar verdi. Yakutlarını kullanıp insan suretine bürüneceklerdi ve yerde yatan ölü insanların arasına karışıp bu savaşı bilek gücü ile değil kurnazlıkları ile kazanacaklardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda pullarının arasından kızıl kanlar akan, zalimliği ve krallığında suç işleyen insanları bir bir yemesi ile nam salan Ritua ayakta kalmıştı. Son rakibini de yere serdi koca kızıl ejderha ve büyük bir kahkaha attı. Sendeleyerek yakutlara doğru ilerledi ve pençeli ellerini sabırsızca sandıklara uzattı. O sırada Than ve Orix’ in ona arkadan saldırmak için koştuklarını fark etmedi bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir kayalığın ardından savaşı yüzünde koca bir gülümseme ile izleyen Talu ellerini havaya kaldırdı ve çok kadim ve büyük güçte büyü sözlerini havada birikmekte olan bulutlara haykırdı. Gökyüzünde şimşekler çaktı ve büyük bir patlama ile sandıklar dolusu yakut etrafa saçıldı. Büyülü sözlerine devam eden Talu hafifçe sarsıldı ve dizleri üzerine çöktü. Yapmakta olduğu kolay bir büyü değildi ama içinde bu işi tamamlayacağına dair inanç vardı. Yakutlar bir araya geldi ve içlerinden bin bir renkte ışık parçası etrafa saçıldı. Birbirine girmiş ve hala savaşan üç ejderin etrafında bir çember oluşturdular. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fwckUvpoANs/TWYq1muOoII/AAAAAAAAAGk/RHap7Z7CUrA/s1600/xenation.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="241" src="http://3.bp.blogspot.com/-fwckUvpoANs/TWYq1muOoII/AAAAAAAAAGk/RHap7Z7CUrA/s320/xenation.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img807.imageshack.us/img807/6055/xenation.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Xenation kırmızı pelerini arkada delicesine sallanırken atını fırtınanın olduğu yöne doğru hızla sürmeye devam etti. Tam üç gün üç gecedir yoldaydı sürgündeki şövalye. Kaos Savaşı’nın son çarpışmasının başladığını haber alır almaz, Kuzey Doğudaki sürgün adasından yola çıkmıştı. Halkına olan sadakatini son kez yerine getirip huzur içinde Tanrıların katına çıkmaya niyetliydi. Zırhı ve kalkanı mat gümüş renginde kırmızı işlemelerle süslüydü. Miğferinin kafalığının kenarında şahin kanatları oyulmuştu. Bu onuru hak ediyordu da. En hızlı ve en cesur şövalye seçilmişti yıllar önce yapılan sayısız savaşta. Zaten bu yüzden zalim ejder kral Unix tarafından sürülmüştü uzaklara. Halk onu kraldan daha çok sevmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş alanına geldiğinde gözleri hayret ve tiksinti ile açıldı. Tüm insanlar, tüm savaşanlar vücutlarında yanıklar ve geniş yarıklarla yerde yatıyordu. Unix’in cansız bedeninin hemen yanı başında, savaş alanının ortasında hala savaşan üç ejderha büyülü bir şekilde ışık saçan yakutlar tarafından sarılmıştı. Büyük kan çukurlarına bata çıka dövüşmeye devam ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talu bu büyük büyüyü tek başına yapamayacağını biliyordu ama halkını korumanın tek yolunun bu ejder kralları sonsuza kadar yok etmek olduğunun da bilincindeydi. Bunun için yıllarca kendisini çelmeye çalışan Kaos Tanrısı Tarundi ile bir anlaşma yaptı. Kaos tanrısı, eğer ona istediği büyü gücünü verirse, o da üzerine düşeni yapıp tarihte görülmüş en büyük savaşı başlatacaktı. Üçüncü günün sonunda üç ejder dövüşürken Kaos Tanrısı doyumun doruklarına ulaşmıştı ve Talu’yu yüz üstü bıraktı. Nasıl olsa istediğini almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel ve düzgün fiziği olan üzerine sadece beyaz tülden elbise giymiş bir kadın büyücünün bulunduğu tepenin arkasında belirdi. Talu bile onu fark etmemişti ama o gizlice Talu’nun büyüsüne kendi gücünü kattı ve onu destekledi. Talu sonunda büyüsünü tamamladı ve dermanı kalmamış dizleri onu daha fazla taşıyamadı. Öne doğru sendeledi ve talihsiz bir şekilde uçurumdan düşerek can verdi. Savaşan ejder krallardan ise sadece ikisi hayatta kalmıştı ama ışık o kadar parlaktı ki hangileri olduğu seçilmiyordu Xenation. Büyü tamamlandığında savaşan ejderler yok oldu ve savaştıkları kan çukurunun üzerinde biri altın biri gümüş işlemeli iki kılıç belirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xenation kan çukuruna doğru hızla ilerledi tereddüt etmeden içine dalıp kılıçları çıkardı ve nefes nefese ellerine baktı. Kanın bir damlası bile kılıçlara bulaşmamıştı ve kılıçlar demirci ocağından yeni çıkmış gibi parlıyordu. Kılıçlar ellerinde titreyip onunla konuşmaya başladığında hayretle ağzı açıldı. Ejder Kralların ruhunun bu kılıçlara hapsolduğunu hemen anladı Xenation fakat hangi ikisinin ruhunun hapsolduğunu asla öğrenemedi. Defalarca ‘ Siz hangi Ejder Krallarsınız?’ diye sorduysa da cevap alamadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıçları eline aldıktan hemen sonra kan ile harmanlaşmış çamurla kaplı ovanın kenarında güzelliği ve ışıltısı ile dikkatini hemen çeken bir kadın gördü. Kadın o kadar uzakta duruyordu ki neredeyse kadın olduğunu bile zor seçebiliyordu ama yine de içten içe biliyordu dünyadaki en güzel kadındı bu. İstemsice ayakları onu bu kadına doğru götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın inanılmaz derece düzgün fiziğe sahipti ve vücudunun kıvrımlarını göstermekten zevk alırcasına omuzlarından aşağı sallanan beyaz incecik bir kumaşı sade görünen fakat yakından bakıldığında binlerce detaylı motife sahip olan gümüşten bir kemerle tutturmuştu. Konuştuğunda en pis savaş kokusunu bile silen bahar esintileri Xenation’ a doğru geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kuzeye git Xenation sürgün edildiğin adaya. Sonra kendine bir yelkenli inşa et ve yedi gün yedi gece boyunca Kuzeye git ben yelkenlerini hava ile dolduracağım.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xenation hiç ‘Neden?’ diye sormadı. Sormak aklına bile gelmedi. Elinde deli gibi titreyip ona zihninden konuşan ejderha kralları bile duymadı. Atına atladı ve üç gün at sürerek sürgün edildiği adaya ulaştı. Burada kendine yapabileceği en güzel yelkenliyi yaptı ve Güzel kadının söylediği gibi 7 gün boyunca Kuzeye yol aldı. Fırtınalarla boğuştu, dalgalar iki kez gemisini alaşağı etti ama o yılmadı. Ona söz verildiği gibi yelkenleri hep hava ile dolu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi günün sonunda bitap düşmüş şekilde karaya vurduğunda bacaklarında derman kalmamıştı.&amp;nbsp; Altı günü at sırtında on günü de aralıksız denizde geçiren Xenation kendini kaybetti ve sahile kendini bilinçsizce bıraktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MD6PGQX-eq8/TWYqt-3dVYI/AAAAAAAAAGQ/pIufBkwLH4s/s1600/hava1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="201" src="http://1.bp.blogspot.com/-MD6PGQX-eq8/TWYqt-3dVYI/AAAAAAAAAGQ/pIufBkwLH4s/s320/hava1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img94.imageshack.us/img94/4498/hava1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uyandığında etrafı küçük şelale havuzları ile dolu olan bir odadaydı. Temiz çarşafların ipeksi yumuşaklığından bir o tarafa bir bu tarafa dönerken keyif aldı. İnanılmaz güzel görünen meyvelerin kokusu burnuna kadar geldi. Meyveleri açlık ile ağzına tıkıştırırken bir yandan başında duran ve keşişler gibi giyinmiş adama göz gezdirdi. Son lokmayı da yuttuğunda adama dönüp ‘Nerdeyim ben?’ dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Senin gibi güney krallıklarından kaçan mülteciler arasındasın kardeşim.’ Dedi keşiş olabilecek en sakin ses tonu ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Benim gibi mi? Ben… Ben halkımın hepsinin öldüğünü sanıyordum.’ Dedi Xenation başını savaş alanının iğrenç görüntüsü ile önüne eğerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Burada yeni bir yaşam kurduk. Bu küçük yerleşim yerinde inzivaya çekildik ve kendi ırkımızdan olanları yetiştiriyoruz.’ Eliyle işaret etti keşiş ve dışarıya buyur etti yabancı savaşçıyı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar ellerinde soplar birbirleri ile dövüşürken kadınlar ellerinde sepetlerle onlara meyve ve ekmek taşıyorlardı. İleride büyük beyaz bir binanın avlusu çitlerle çevrilmişti ve genç erkeklerin çoğu bu çitlerin etrafına sıralanmıştı. Ortada ise birbiri ile duello yapan iki genç vardı. Gençlerden biri yapılan hamleyi savurdu ve karşı atağa geçti. Diğeri ise hamleyi karşılamak için çok geç olduğunun farkına vardı ve doğuştan gelen yeteneğini kullanıp havaya yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xenation aniden keşişe döndü ve ‘O…’ şaşkınlıktan cümlesini tamamlayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Evet’ dedi keşiş başını sallayarak ‘Bizler, yani ejder kralların zulmünden kaçanlar, burada bir yaşam olduğunu bilmiyorduk. Buraların bizim krallıklarımızdan bile daha geniş bir coğrafya olduğunu öğrendiğimizde senin gibi şaşırmıştık. Fakat bu ülkeye geldiğimizde damarlarımızda kan yerine havanın dolaştığını ve onu vücudumuzun her zerresinde hissedebildiğini öğrendiğimizde daha da şaşırdık. Bize burada Hava Irkı deniyor kardeşim. Aramıza hoş geldin...’&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;‘Ve böylece dövüldü ejder kralların ruhunu içinde barındıran güç kılıçları ve böylece bizim topraklarımıza taşındı.’ Dedi Mithalos hafifçe gülümseyerek. İzleyicileri dikkatlerini bir an olsun kaybetmemiş gözlerini bile kırpmadan onu dinlemişti ve soran gözlerle ona bakıyorlardı. &lt;br /&gt;‘Bu davetsiz misafir, adasından sürgün edilen şövalye aslında farkında olmadan beraberinde tüm Tanrıların sahip olmak için can attığı büyülü eşyalar getirmişti… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyilik Tanrısı Treal bu ejderlere sahip olursa kötülüğün ordularını def edeceğine inanıyordu ve kendine inananlardan büyü gücüne sahip olanlarını eğitmeye başladı. Kendini sırf bu kılıçları bulmaya adamış Arayıcılar topluluğu ilk olarak böyle ortaya çıktı. Her yerde büyüleri ile eşyaların büyü gücünü kontrol edip Tanrıları olan Treal’e mutlu haberi vermek için can atan bir mezhepti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötülük Tanrıçası Psaela ise emrinde çalışan en sinsi, en yetenekli ve en güçlü ırkın üyelerinden elit bir topluluk oluşturdu. Bu topluluk o kadar gizliydi ki bu gün bile isimleri bilinmez. Ama üyelerinin drowlardan oluştuğunu çok iyi biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaos Tanrısı Tarundi ve Tarafsızlık Tanrısı Seveal ise ordulara sahip değillerdi. Onlar iyi ve kötü gibi kavramlar için kavga etmezlerdi. Bu yüzden iki taraf da kendine bir şampiyon seçti ve onları büyük güçlerle donattılar. Böylece yeryüzünde Kaos Tanrısı’nın seçilmişi yüzyıllar boyunca ejder kralları ararken Seveal’ın seçilmişi bu kılıçları saklamak ve korumakla görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xenation’un Hava Irkı tapınağına ulaşmasının yedinci gününde o güzel kadın tekrar ziyaretine geldi ve ona dedi ki: ‘Sen ve senin soyundan gelenler cömertliğimle tanışacaklar ve büyük güç sahibi olacaklar. Nesiller boyu sen ve senin çocukların benim seçilmişim olacak ve elinde tutmuş olduğun kılıçları koruyacak. Şimdi elindeki kılıçları ver ki onları birleştirip daha az dikkat çeken bir hale getirebileyim.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şövalye tereddüt etmeden Tanrıçası Seveal’ın önünde dizleri üzerine çöktü ve kılıçları ona sundu. ‘And içerim ki kraliçem ben ve mirasçılarım size hayatlarımız pahasına hizmet edeceğiz.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seveal büyülü sözleri söyledi ve büyük bir ışık patlamasının ardından kayboldu. Az önce durduğu yerde eline aldığında hafifçe titreyen ama eski ihtişamlı kılıçların görkeminin yanından bile geçemeyecek kadar paslı bir kılıç duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet çocuklar doğru bildiniz bu şanlı şövalye Xen’in büyük büyük babasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arenadaki savaşa gelecek olursak. Şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur umarım O kötücül bakışlı drowların neden müsabakayla ilgilendiğini ve kılıçların bile neden kimliklerini açığa vurmak istemediğini. Hava ırkının üyelerinin dört yüz yıl kadar ömürleri olduğunu düşünecek olursak yaklaşık bin altı yüzyıldır saklı tutulan kılıçların arenada açığa çıkmasının ne kadar büyük bir olay olduğunu şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur. Kimilerine göre Kehanet adı verilen öngörüler gerçekleşmişti. Kim bilir belki de dünyanın sonunu getirecek olan ejder kralların gücü tekrar açığa çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir şeye emin olabilirsiniz. O gün arenada Tanrısının emirlerine harfiyen uyan tek bir seçilmiş vardı. O da pembe saçları ve savaş boyalı yüzü ile tanınan ne yaptığı belli olmayan deli gnomdan başkası değildi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;----o-----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="background-color: black; color: orange;"&gt;DENGE&lt;br /&gt;BÖLÜM VIII&lt;br /&gt;Değişen Hayatlar&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img811.imageshack.us/img811/4084/lonelyepicdeath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-w4cRqfOXgCs/TWYqu89XyRI/AAAAAAAAAGc/H3_VXo6Y7-Y/s1600/lonelyepicdeath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://3.bp.blogspot.com/-w4cRqfOXgCs/TWYqu89XyRI/AAAAAAAAAGc/H3_VXo6Y7-Y/s320/lonelyepicdeath.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img811.imageshack.us/img811/4084/lonelyepicdeath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;Parlak zırhlarla kaplı kaslı kolları ile uçan atın yelesine sıkıca tutunmuştu Xen.Yüzlerce farklı sancağı taşıyan, zırhlarından bulutlu havanın boğuk ışığı yansıyan şövalyeler düzenli bir şekilde savaş alanını terk ederlerken, hüzünlü bir melodi çalan bando takımı havadaki kasveti iyice arttırmıştı. Bu düzenli ordunun tam zıt yönünde her bir yana düzensice kabileler halinde dağılan, hatta dağılırken bile kendi aralarında kavga eden ork grupları yer alıyordu. Xen güçlü kolları ile tuttuğu yeleyi hafifçe çekti ve uçan atı yere doğru yöneltti. En çok değer verdiği dengeyi korumak adına en nefret ettiği şeyi yapmıştı yine. Dağılan orkların çaldığı kalın borular, şövalyelerin hüzünlü melodisine karışmıştı. Atından inip öldürdüğü şövalye ve orkların yerde bıraktığı kanlı izlerin önünde durdu. Kulağına çalınan hüzünlü müzikle ayaklarını sürüyerek savaş alanından uzaklaşan kalabalık ork grupları ve şövalyeler, arkadaşları için mi yoksa savaşamadıkları için mi bu kadar isteksizler acaba diye merak etmeden duramadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süre en iyi kılıç üstadlarından eğitim görmüştü Xen ve yüzyıllardır savaşıyordu. Amaçsızca duello yaptığı gençlik yılları ve bir amaç uğruna savaştığı uzun yılların görüntüleri zihninde birbirine karışmıştı. Şövalyelerin liderleri güvenli surlarının arkasına geçmek üzereydi. Bulutlu havanın hafif nemli ve güneş ışınlarından yoksun ferahlatıcı kokusu burnuna çalınırken, Xen havadaki titreşimleri şövalyelerin yanındaymışcasına duyabiliyordu. Onur, gurur, şan, şöhret ve orklara karşı zaferden bahsediyorlardı. Dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve sinirle gülümsedi. Kimse savaşın o kötü yüzünü görmek istemezdi. Savaşta düşenlere kutlamalar, şaşalı törenler, yakınlarına ise hediyeler sunulurdu. ‘Bir amaç uğruna cesurca öldü.’ denirdi hep. Oysa ki, Xen biliyordu. Hem de çok iyi biliyordu ki muharebe alanında bu anlatılanlar neredeyse hiç yaşanmazdı. &lt;br /&gt;&lt;span id="goog_1826846116"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_1826846117"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dümdüz uzanan Tenador Ovası’nın ortasında bulunan Seveal’ın sancağına tutundu ve bir dizinin üzerine çökerek çelik gibi sert bakan gözlerini usulca yumdu. Görüntüler hemen gözleri önünde akmaya başladı. Kalabalık ork güruhu, dört nala üzerlerine gelen parlak zırhlı şövalyeler ile karşılaşmak üzereydi. Dikkatle izledi Xen. Etrafında ne gurur, ne de onur görebiliyordu. Tek duyduğu ve keskin olarak tadabildiği şey olan ‘korku’ havayı doldurmuştu. Tüm benliğinde savaş alanındaki her bir orkun ve şövalyenin korkularını hissedebiliyordu. Büyük bir gürültü ile ilk sırayı oluşturan orkların devasa baltaları, şövalyelerin dört nala koşan atlı birliklerinin mızrakları ile buluştu. Bütün o ihtişamlı sözlerin unutulması için savaşın ilk saniyeleri bile yeterliydi. Hızla kafasını uzağa çevirdi Xen. Hayatında yeterince kan ve vahşet görmüştü. Kafasını çevirdiğinde gördüğü manzara karşısında gülümsedi tekrardan. Şanlı ve onurlu şövalyelerin bazıları savaş alanını terk etmeye başlamıştı bile. Hiçbir şeyden korkmayan vahşetle doğup kinle yaşayan orklar gibi. Kaçanların bazıları kendi askerleri tarafından katlediliyordu ve hain olarak damgalanıyordu. Kim bir metre önündeki arkadaşının parçalara ayrılıp her uzvundan kanlar fışkıran görüntüsünü görüp ümitsizliğe kapılmazdı ki? Körü körüne böyle bir savaşa devam etmek için deli olmak gerekirdi ve görünüşe göre yeterince deli bu alanda toplanmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse savaşın bu yönünü anlatmazdı. Belki de bunları görüp anlatacak kadar uzun süre yaşayamadıkları içindir kim bilir. Ama Xen çok iyi anlıyordu. Kuru toprağın bir saat içinde ter ve bolca kan ile sulanmış yapışkan bir çamura dönüşmesini izledi. Güç ve hızla saldıran gurupların birbirlerine yorgunluk, susuzluk ve ümitsizlikle, kalan güçlerinin son bir damlası ile etkisiz vuruşlarını izledi. Bir süre sonra balçığa dönen çamurun üzerinde dayanıklılık savaşı verilecekti. Zırhların ağırlığı alınan darbeler ile on kat artmış ve savaşanların üzerlerinde inanılmaz bir baskı yaratmaya başlamıştı. Ölümü açıkça davet etmek için bile olsa yorgunluktan bitap düşmüş şövalyeler, zırhlarından birkaç parçayı üzerlerinden çıkarmaya başladı. Yere düşenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki adım atacak yer bulmak çok zorlaşmıştı. Adım atacak yer bulunsa bile çamura gömülen ayaklarını geri çıkarmak ve yeni bir hamle yapmak işkence haline gelmişti.&amp;nbsp; Yerde yatanların neredeyse üçte biri yorgunluktan bayılmıştı. Güneş batarken ayakta kalabilen insan ve orklar birbirleri ile boğuşmaktan öteye gidemiyorlardı. Saçı başı kan, ter ve çamurla yıkanmış suratı artık görünmez olmuş bir şövalye parmaklarını bir Orkun gözüne batırdı. Acı çığlığı atan ork o anda sıktığı şövalyenin boğazını daha da hiddetle sıktı. İkisi birden birbirlerine kenetlenmiş şekilde, çamurla kaplı yer yer bordoya çalan ölü nehrine katıldılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img824.imageshack.us/img824/4676/savasalan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-a603Tb1iS8I/TWYq2_QT8PI/AAAAAAAAAG0/dENbMv41nIk/s1600/savasalan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="288" src="http://4.bp.blogspot.com/-a603Tb1iS8I/TWYq2_QT8PI/AAAAAAAAAG0/dENbMv41nIk/s320/savasalan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img824.imageshack.us/img824/4676/savasalan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;Kimse kızılımsı çamurdan, kesilen ve biçilen uzuvlardan, ölü yatarken gözleri kargalar tarafından çalınıp götürülen cesetlerden, baygın yatarken tek tek bıçaklanarak öldürülen cesur savaşçılardan, birbirine saldırırken suratlarında oluşan korku ve üzüntü ile ölümü bulan kahramanlardan bahsetmezdi. Çoğu savaşçının öleceğinin bilincine son anda varıp savaşırken ağladığını kimse bilmezdi. Bilenler de hayatları pahasına bu sırrı saklar ve ‘ Cesurca öldü.’ Demekle yetinirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen daha fazla dayanamayıp gözlerini tekrar açtı. Kendine her gün yeniden dengeyi sağlamak adına yaptıklarına dayanma gücü veren, Seveal’ın mükafatına şükretti. Eğer bu yerde yatan az sayıda şövalye ve orku öldürmeseydi ne olacağını az önce görmüştü gözlerini kapatınca. Şimdi yaptığından ve kendinden daha da emin ayağa kalktı. Bu yeteneği olmasaydı bir gün bile yeni yaşamına dayanamazdı. Balçıkla kaplanmış kan gölünün içinde yatan yüzlerce cansız bedeni düşündü. Tekrar kendi kendine fısıldadı kimsenin duyamayacağı şekilde ‘Üzgünüm…’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar uzun süre düşüncelere dalıp, kanla kaplı toprağın üzerinde hareketsiz durmuştu ki bir karga onu heykel zannedip üstüne konmaya kalktı. Asperi’den gelen sinirli bir kişneme ile son anda farklı yöne uçan karganın telaşlı kanat çırpışları Xen’i kendine getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alternatif geleceğe bakış onun yaşam enerjisini az da olsa götürmüştü. Duyuları yavaş yavaş eski haline dönerken atı tekrar kişnedi. Xen bu kişneme tonunu çok iyi biliyordu ve hızla sese tepki vererek yere yattı. Kafasının hemen üzerinden büyük bir vızıltı ile geçen çelik uçlu mükemmel yapılmış ok arkasındaki ağaca saplanırken, hızla kafasını kaldırıp elini kılıcına götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Üzülmene gerek yok Xen.’ dedi ilerideki çalılıktan bir ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xen ayağa kalkarken kılıcını tekrar kınına soktu. Bu derece düşük bir fısıltıyı ancak bir kişi duymuş olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bu savaşın arkasında senin olduğunu anlamalıydım Furian… Eski dostum’ dedi Xen ‘eski’ kelimesini vurgulayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ve ben de planlarımı mahvedenin sen ve senin lanet olasıca Tanrıçan olduğunu anlamalıydım’ dedi Furian. Yüzündeki gülücük Xen’in kılcını kınına sokması ile birlikte yavaş yavaş silinirken, kendini gizleyen çalılığın içinden çıkıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Neden Furian? Orkların insanları öldürmesi ne işine yarayacaktı? Neden bir zamanlar en yakın dostum olan sen bu yola düştün? Ve neden artık kaosa hizmet ediyorsun?’ dedi Xen bu soruları defalarca Furian’a sormuştu ama hiç doğru düzgün bir cevap alamamıştı. En yakın dostu bildiği birlikte eğitim aldığı. Hatta Arenadaki o savaşta hayatını –ya da ruhunu- kurtaran can dostu şimdi tek rakibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furian sadece ağzını açıkta bırakan başlığının altından fısıltı ile konuştu: ‘Göremeyen birine güneşi, nehirleri, dağları ve okyanusları anlatarak onun ufkunu aydınlatabilirsin, fakat görmemeyi seçmiş birine güneş bile karanlıktır Xen, eski dostum…Bu soruların ile her ne yapmaya çalışıyorsan boşuna uğraşıyorsun.’ Furian durakladı ve arkasını dönüp geldiği çalılıkta kaybolurken ekledi ‘Bir dahaki karşılaşmamızda attığım ok seni ıskalamayabilir. Aptallık edip savaş alanında bu kadar dalgın dolaşmaya devam etmezsin umarım.’ Ve gözden kayboldu Furian fısıltılı sesi daha anca Xen’in kulaklarına ulaşabilmişti.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-1944452826241984542?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/1944452826241984542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/denge.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/1944452826241984542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/1944452826241984542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/denge.html' title='DENGE'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qI9zYlRfXGw/TWYqd1CI1WI/AAAAAAAAAFs/3oN8IcN1BIA/s72-c/theknightbygrafik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-5641565854701312519</id><published>2010-07-06T02:07:00.000-07:00</published><updated>2011-02-24T02:03:40.284-08:00</updated><title type='text'>Kaos Döngüsü</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;KAOS DÖNGÜSÜ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Bölüm I&lt;/span&gt;&lt;br style="color: orange;" /&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Tikki Kızın Umursamazlığı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br style="color: orange;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Oh lanet olsun!’ dedi kaldırımda duran Jean.18 yaşlarında görünüyordu ve kahverengi hafif uzun ve dağınık saçlarını ellerinin arasına alarak tekrardan ‘Lanet olsun!’ dedi. Bol kıyafetleri ve bol gömleği içinde sadece kaldırımda olması gereken yerinde duran normal birisiydi ama sanki dünya tam ortadan ikiye ayrılmış ve kıyamet kopmuş gibi gözlerini iyice açmış etrafına bakıyordu. Gözlerinin altında hafif kızarıklıklar oluşmuştu. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Pardon ne dediniz?’ dedi o sırada kaldırımdan geçmekte olan aynı yaşlarda, olabildiğine açık sarı saçlı kocaman halka küpeler takmış, üzerindeki kıyafetlerin her bir tarafı parlak pullarla süslenmiş kız. Topuklu ayakkabıları çocuğa yaklaşırken kaldırımda ‘tak tuk’ sesler çıkarmakla meşguldü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jean saçlarını sıkı sıkıya tuttuğu ellerini birazcık bile oynatmadan sıktığı dişlerinin arasından konuştu ‘ Tam 15 dakikadır bu kaldırımdayım’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Yazık sanaaaa(!)’ diye dalga geçti Mauri. Ya da dalga geçmek istedi. Fakat Jean gayet ciddi bir tavırla onun acımasını baş hareketi ile kabul ettiğini belirtiyordu karşısında. Kız gülümsememek için kendini zor tutarak ‘ Tam olarak sorun ne?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Sana dedim ya! Tam 15 dakikadır bu kaldırımdayım ve sıra dışı hiçbir şey olmadı.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız gülümsemesini gizlemek için biraz daha çaba sarf etti. ‘Ne olmasını bekliyordun ki?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İyice kıstığı gözlerini aralayan Jean paranoyak bakışlarla etrafı süzdü. ‘ Ne bileyim ben. Şurada aniden bir fil belirip beni ezmeye çalışabilirdi mesela… Ya da bu kaldırım birden canlanıp beni üzerinden yola silkeleyebilirdi. Ama hayır… 15 dakikadır ufak bir köpek bile yanımdan geçerken bana düşmanca havlamadı. Çok tedirginim…’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız artık gülümsemesini gizleyemiyordu. Bir yandan da deli birine gülümseme fikri içinde hoşnutsuzluk yaratıyordu. ‘Annen veya yakının olan biri var mı? Cep telefonunu ver de arayalım.’ Diyerek yardımcı olmaya çalıştı kız.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Çocuk delirmişcesine başını iki yana salladı. ‘ Sen delirdin mi? Hiçbir kuvvet beni bir cep telefonu taşımaya ikna edemez. Gerçekten bazen çok yaramaz olabiliyorlar.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Bir yakının filan da mı yok? Seni evine götürecek herhangi biri?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Maalesef. O dediklerinin hiçbiri bende yok.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Adresini biliyor musun?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jean ellerini kızın omzuna koyup onu hafifçe silkeledi ‘ Sen beni dinlemiyor musun? Eminim çok büyük bir felaket gelecek başımıza. Bu fırtına öncesi sessizlik olmalı.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız bir an kendini adamın ellerinden çekip kurtarmak istedi. Fakat ne kadar kendine itiraf etmek istemese de adam şu ana gördüğü en yakışıklı insandı. Kırmızı gözleri dağınık saçları ve kendisine iki beden bol gelen pantolonunun içinde bile böyle ise bakımlı halini görmek kesin çarpıntıya uğramasına neden olacaktı. En sonunda pes ederek gerçekleri söylemeye karar verdi. ‘ Seni gerçekten anlamıyorum Uhmm… Adın her ne ise… Ve gerçekten etrafına şöyle bir bak. Sence de diğer insanlardan farklı ve abartılı davranmıyor musun?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Jean anladığını belirten bir işaretle başını salladı. Gözlerindeki delilik bir dakikalığına da olsa gitmiş görünüyordu. ‘ Üzgünüm. Ben düşünemedim ama geldiğim yerde hiç kimseye, hiçbir şeye ve hiçbir yere güvenmemeye alıştım. Ben Jean’ Elini ürkekçe kadına uzattı. ‘ Ve ahmm ben bir insan değilim sanırım aramızdaki iletişim sorunu bundan kaynaklanıyor.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız çocuğun söylediklerinin tek bir kelimesine bile inanmamıştı fakat sırf kur yapmak adına ‘ Geldiğin yeri merak ettim’ dedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘İstersen seni oraya götürebilirim’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız işve ile gülümsedi. ‘Bunu gerçekten çok isterim.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Fakat uyarıyorum bir kere oraya gittiğinde geri gelemezsin. Değişim tamamlanmış olur. Sen sonsuza kadar orda ben de sonsuza kadar burada olurum.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Peki tamam her neyse.’ Diye kestirip attı kız Jean’ın koluna girip. Bu hareketi Jean’ın korku ile yerinde sıçramasına neden oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Jean bol pantolonunun cebinden sıradan bir taşa benzeyen el büyüklüğünde pürüzsüz bir nesne çıkardı. ‘Elini buraya koy ve anlaşmayı kabul ediyorum de. ‘ Böylece ben ne zamandır planladığım gibi geldiğim yerden kurtulabilirim. Sizin bu hiçbirşey olmayan dünyanıza yerleşebilirim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız umursamazca ve belki de hayatında verdiği en aptalca karar ile elini taşın üzerine koydu ve ‘ Anlaşmayı kabul ediyorum’ dedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kelimeleri tamamlaması ile birlikte Jean yanından kayboldu. İleriden bir yerlerden kızın hiç dinlemediği bir türde müzik çalıyordu. ‘ Haggard-Eppur Si Muove’ Bir adım attı ve ayağının altındaki kaldırım bir anda suya dönüştü. Ayağının altında oluşan göle düşmemek için kendini kenara atmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Buz gibi suya düşüp teninin yandığını hissetti. Sudan çıkıp kıyıya vardığında ise titreyen dişlerinin takırtısını önlemek için tekrar suya girmeye çalıştı. Bir panda gelip kolunu ısırmaya çalıştı ve ondan kaçarken bir sarmaşığa takılıp düşmeye başladı. Fakat bir terslik vardı. Yukarıya düşüp aşağı doğru uçtu. Bulutlar çıktığında terden sırılsıklam olup, güneşli havada üşüdü. Adımını ileri attığında geriye doğru arkaya attığında sola gidiyordu. Bu olanlara inanmakta güçlük çeken Mauri bir çığlık attı&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Oh lanet olsun’ dedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Pardon yardım edebilir miyim?’ dedi bir zebra. Kafasının olması gereken yerde zenci bir adam kafası vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Yaklaşık 15 dakikadır buradayım ve başıma inanılmaz şeyler geldi’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Gerçekten mi(!) Ne geldi başına mesela?’ Dedi ağzı ile irice bir ot tutamını çiğneyen adam.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız başına gelenleri anlattı ve zebra adam gülümsedi. ‘ Sen deli filan değilsin değil mi? Bak deliler ile uğraşacak gerçekten hiç vaktim yok. Kaos ülkesinde bu saydıkların başına gelmemiş olsaydı senin bu delice tavırlarına belki anlam verirdim ama maalesef böyle bir durum yok. Şimdi iznin ile gitmem gereken bir yer var ve oraya nasıl ulaşacağıma dair aklımda en ufak bir fikir bile yok’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kız açık sarı saçlarını ellerin arasına aldı ve gözlerini deli gibi açarak etrafına bakındı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Zebra adam çiğnediği otu miğdesine indirirken; N’e garip görünüşlü bir kız böyle. Bu aptalca kıyafetleri de nerden bulmuş acaba’ diye düşündü. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-----0-----&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;KAOS DÖNGÜSÜ&lt;br /&gt;Bölüm II&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Şokların Şoku&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3kIhbdH3olk/TWYs6k9p1kI/AAAAAAAAAHY/ea9xS8GO5jA/s1600/Kaos+Dongusu-1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-3kIhbdH3olk/TWYs6k9p1kI/AAAAAAAAAHY/ea9xS8GO5jA/s320/Kaos+Dongusu-1.JPG" width="268" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/TDLyPo0xPwI/AAAAAAAAACI/faug3uxid7A/s1600/Kaos+Dongusu-1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Mauri en azından bir süreliğine dinlenebilmek ve başında oluşmaya başlayan ağrıyı dindirebilmek adına yerinde sabit kalıp düşünmek istedi. Fakat burada işler istediğinin tam tersine işliyor gibiydi. Mauri durmasına duruyordu fakat altındaki yol geriye doğru gitmeye başlamıştı bile. Tam ‘Eh en azından ileri doğru gidiyorum’ diye düşündü ve yol anında ona tepki verircesine sağa doğru ayaklarının altından kaymaya başladı. Mauri kıstığı gözleri ile mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyordu fakat bu tam bir kaos ortamıydı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Düşüncelere dalmışken birisi ile çarpıştı ve hemen irkilerek geriye adım attı. Karşısındaki de öyle. Gözlerini hafifçe yerden yukarı doğru kaldırıp adamı süzdü Mauri ve bir kahkaha attı. Bu hayatında gördüğü en saçma sapan giyimli insandı. Parmak arası terliklerin üstüne asker kamuflaj altı bir pantolon üzerine Küba tişörtü geçirmişti. Beline astığı pembe kemerin bir kenarında 6 patlar bir silah diğer tarafında saç kurutma makinesi asılıydı. Omzundan beline çaprazlama astığı bir kemere el bombaları dizilmişti. Sırtında çaprazlama olarak asılmış iki adet katanası vardı ve kafasına tüylü bir şapka takmıştı. Kirli sakalının çene kısmı sarı yanaklarına doğru kızıldı. Adamı inceleyen Mauri birden hayretler içinde adama bakakaldı. Sadece çok komikti. O kadar şaşırmıştı ki normalde olsa buna: ‘Oha falan oldum’ ya da ‘Şokların şoku!’ derdi ama bunun hiç zamanı olmadığını fark etti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Adam ona toslayıp geriye çekilirken bir anda ani bir el hareketi ile saç kurutma makinesini Mauri’ye doğrulttu. ‘ Olduğun yerde kal! Ya da kalmaya çalış. Sakin ters bir hareket yapma’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ne?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hey sen o pırıltılı şeyler ve o garip halka küpelerle çok ilginç görünüyorsun. Hele o topuklu ayakkabılarla nasıl yürüyebiliyorsun? Ve elinde bir kokarca kuyruğun bile yok bu yaşına kadar nasıl hayatta kalabildin?’ Adam bir elini Mauri’ye doğrultup bir kahkaha patlattı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Şaşırmıştı ve kıyafeti ile dalga geçilmesine hiç alışık değildi. Normalde erkekler ona dipleri düşerek bakardı. ‘ Asıl sen o saçma sapan görünümün ve aptalca hareketlerinle burada ne yapıyorsun. Ayrıca o kurutma makinesini bana doğrultmaktan vazgeçer misin? Bir kurutma makinesi bana ne gibi bir zarar verebilir ki?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Pardon kabalığımın kusuruna bakma. Seni ehmm bilirsin bir kokarca ile karıştırdım. Gerçekten çok benziyorsunuz.’ dedi adam belinden bir el bombası çıkardı ve pimini çekip kendilerine doğru gelmekte olan kocaman bir timsahın açık ağzına atıverdi. Konuşmaya ara vermeden ‘ Ben ee şey gölgemi kaybettim de… Onu buralarda görmüş olamazsın değil mi? Booom! Timsahtan saçılan et ve kan üzerlerine sıçradı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ne dedin sen?!’ Mauri patlamanın etkisi ile iyice korkmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Evet farkındayım. Bir insanın bu günlerde gölgesiz dolaşması çok tehlikeli ama bak önlemimi aldım’ Dedi üzerindeki ufak cephaneliğe ve garip birtakım aletlere işaret ederek. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ee senin gölgen nerde hiçbir yerde görünmüyor? Sen de mi benim gibi gölgeni kaybettin?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;O sırada gökten düşen bir yaban domuzu az ilerisinde duran bir kokarcanın zehirli bulutu tarafından anında etkisiz hale getirilince. Mauri karşısındaki adamın elindeki şarj ile çalışan kurutma makinesinin ne işe yaradığını anlamış oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Gölgem olması gerektiği gibi yerde ahmak.’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Adam inanmazlık içinde başını ve vücudunu hafifçe yana esneterek Mauri’nin işaret ettiği yere baktı. Gerçekten de orda bir gölge vardı. Ama saçma bir şekilde yerde duruyor ve Mauri ne yapıyorsa onu yapıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Vay bu harika! Gölgene nasıl söz geçiriyorsun bunu kesinlikle bana da anlatmalısın!’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Mauri çıldırmak üzereydi. Başına girmeye başlayan ağrıya rağmen adamı dikkatle inceledi. Şaka yapar gibi bir hali yoktu. Mauri adamın kirli sakallı yüzünü iyice incelerken hayretle bu adamı birine benzettiğini fark etti. Balık hafızası ile kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordu ki birden kafasının içinde köşeli bir jeton sert betona tangırdayarak düştü.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Jean?!!’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Hey seni tanıyor muyum?’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Beni buraya sen getirdin!’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;‘Ben hiç kimseyi bir yerlere getirmedim. Ah bir dakika! Sen benim gölgemle karşılaşmışsın! Hemen o hainin yerini söyle bana. Onunla bir iki çift laf etmem gerek. Bu arada o kocaman halka küpeleri çıkarsan hiç fena olmaz. Güneş tam tepede ve hiç bulut yok yakında bir fırtına kopacak gibi. ’&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Mauri hiçbir şey anlamamıştı ve anlamayı da reddediyordu. Basit bir gün her zamanki gibi suratına badana yapıp en mini eteğini giymiş ve tiki arkadaşları ile bir gece kulübünde eğlenecekti. Nasıl oldu da buraya gelivermişti. Geldiğinden beri içinde tuttuğu ne varsa salıverdi ve gözyaşlarına boğuldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ve aslına bakarsanız tam anlamı ile boğuldu. Çünkü ağladığı anda gözyaşları bir nehir olup onu ve gerçek Jean’ı akıntısına katıp götürmeye başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-5641565854701312519?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/5641565854701312519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/kaos-dongusu-bolum-i-tikki-kzn.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/5641565854701312519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/5641565854701312519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/kaos-dongusu-bolum-i-tikki-kzn.html' title='Kaos Döngüsü'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3kIhbdH3olk/TWYs6k9p1kI/AAAAAAAAAHY/ea9xS8GO5jA/s72-c/Kaos+Dongusu-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-7204138325867999127</id><published>2010-07-06T00:26:00.000-07:00</published><updated>2011-02-24T02:02:51.699-08:00</updated><title type='text'>Başlangıç ve Son</title><content type='html'>&lt;div style="color: orange; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;BAŞLANGIÇ ve SON&lt;br /&gt;(Dünya)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img268.imageshack.us/img268/3928/baslangicveson.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-OdiVceU0ask/TWYsun073NI/AAAAAAAAAHU/UWjsmz-yyvk/s1600/baslangicveson.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://4.bp.blogspot.com/-OdiVceU0ask/TWYsun073NI/AAAAAAAAAHU/UWjsmz-yyvk/s400/baslangicveson.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img268.imageshack.us/img268/3928/baslangicveson.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Yaklaşın insanlar, yaklaşın... Uzakta durmayın öyle. Yaklaşın ki size anlatacağım&amp;nbsp; hikayeyi rahatça dinleyin.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Evrendeki herhangi bir varlık var olmadan önce büyük bir boşluk vardı ve bunun yanında da büyük bir güç. Elementler veya evren yokken O vardı. Zamanın başında biz bile yokken...&amp;nbsp; O öyle bir güçtü ki her şeyi yoktan var etti. Hem de sadece sıkıntıdan... Ya da güçlerini yeni keşfeden bir çocuktu, kim bilir? Şimdi anlatacağım öykü de O'nunla başladı. Hikayemi can kulağıyla dinlemenizi tavsiye ederim. Böylece bileceksiniz ne umutlarla burada yaşadığınızı ve neden bu cezaya çarptırıldığınızı...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Dediğim gibi, büyük ve tek güç başlattı hepsini ve her şeyi. Zamanı başlatmadan çok önce büyük bir boşluk yarattı. Böylece içinde her şeyi koyabilecekti. Çünkü o biliyordu ki ışığı yaratması için önce karanlığın var olması gerekiyordu. Ardından bir ressam gibi bu boşluğun içini beyaz noktalarla doldurdu. Kim bilir, belki de bir şeyler yapıyor olmak hoşuna gitmişti. Her sanatçının yaptığı gibi hevesini alana kadar kendisi için küçük olan milyarlarca noktacık yarattı. Sizin gezegenler ve yıldızlar olarak bildiğiniz noktacıkları... Sonra yine her sanatçının yaptığı gibi ayrıntılara önem vermeye başladı. Çünkü mükemmeliyeti arıyordu. Uzun zaman bu arayışı sürdü. Taa ki son deneyi olan Dünya'yı oluşturana kadar.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ateş, su, hava ve toprak adında dört element yarattı. Sonra bu dört elemente bir araya gelmelerini ve dünyayı şekillendirmelerini emretti. Dört element uyum içinde çalışarak tam yedi yüz yılda dünyayı yaşanır hale getirdiler. Tabii bu bahsettiğimiz yaşama siz insanlar dahil değilsiniz. Elementlerin yaşayacağı bir gezegen haline gelmişti dünya. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;İlk başlarda hepsi uyum içinde, huzurlu bir şekilde yaşıyordu. Dünya tam dörde bölünmüştü. Alev çukurunda yaşayan Ateş, etrafını çevreleyen Toprak, onu çevreleyen Su ve hepsini çevreleyen Hava beraberce uzun yıllar yaşadılar. Ama bu barış o kadar da uzun sürmeyecekti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Anlatılana göre huzursuzluğu ilk başlatanlar hava ile su olmuştu. Aralarında şakalaşırken hava suya fazla güçlü üflemişti ve bir anda toprağı aşan su alevlerin arasına düşmüştü. Bu onların ilk bir araya gelişiydi ve ilk temasla birlikte oluşan nefreti hissettiler. Birbirlerine değdikleri anda su özünü kaybetmiş, havaya dönüşmüştü. Ateş ise benliğinin ve gücünün ondan alındığını hissederek toprağa dönüşmüştü. Ateş buna çok sinirlenip toprağın üstünden suya ulaşmaya çalıştı. Toprak özünün eridiğini ve alevlendiğini hissedince bir deprem yaratıp oluşan çatlaktan suyu ateşin üstüne saldı. Sonunda hepsi birbirlerine olan nefretleri katlanarak savaştılar. Dünyanın yüzeyinde milyonlarca yıl süren bir savaş patlak verdi. Toprağı deşen volkanlar fışkırdı, fırtınalar dünyayı sarstı, depremler her yeri çatlaklarla doldurdu. Hava ise öyle bir esip gürledi ki hortumu içine hem suyu hem de toprağı katarak ateşin üstüne yürüdü. Tam bir kaos ortamıydı. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Tabiî ki çok geçmeden büyük güç olaylara müdahale etti (Size çok vakit geçmiş gibi gelebilir ama elementler için bir milyon yıl ne ki?). Savaşmamalarını sağlamak için öyle akılıca bir çözüm buldu ki hepsi savaşı bırakmak zorunda kaldı. Büyük güç, topraktan insanı yarattı. Ateşle ona şekil verdi, hava ile içine nefes üfledi ve son olarak yaşamını sürdürmesi için bu varlığı suya muhtaç kıldı. Elementlerin hepsi birden bu işe şaşırmıştı. Bu kırılgan ama aynı zamanda kendilerinin parçası olan varlık ile ne yapacaklarını bilemediler. Kimse ona zarar vermek istemiyordu. Ne de olsa onlardan bir parça taşıyordu bu yaratık. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ateş üzülerek fark etti ki bu varlıklar kendisine karşı oldukça kırılgandı. Bir ara dünyadan gitmeyi bile düşündü sırf bu varlıklar için. Ama sonra fark etti ki ateşten etkilenen varlıklar kolaylıkla soğuktan da etkilenebilirdi. Ve onları böylesi bir soğuktan koruyabilecek tek element oydu. Böylece toprak ile anlaşıp Dünyanın merkezine geçerek büyük bir fedakarlık yaptı ve onları görmeden yaşamaya başladı. Topraktan rica etti ve toprak onu kapladı. Toprak, ateşi saklıyordu saklamasına ama bu işlem içini korkunç acıtıyordu. Yine de bu kırılgan insanları incitmektense kendisi incinmeyi göze aldı. Su ise bütün olanları uzaktan izliyordu. Toprağın acısını dindirmek için yeraltına özünün bir kısmını gönderdi. Havaya bir şey söylemelerine gerek yoktu. Yaşamlarını onlara üfleyen hava ufacık bir meltem bile yaratmaya korkar bir halde bekliyordu. Sonunda her yerde huzur vardı. Fakat bu da o kadar uzun sürmeyecekti.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Elementlerin her biri, yeni çocukları olmuş ebeveynler ne yaparsa onu yapıp işi abarttılar ve insanları şımartmaya başladılar.. Onları ilk şımartan toprak ve su oldu. Sırf&amp;nbsp; bu varlıklar yaşamını sürdürsün diye toprak, suyun gücünü de kullanarak üzerinde ağaçları ve bitkileri oluşturdu. Böylece gölgede oturup yumuşak çimlerde yatabileceklerdi. Su, ateşten toprağın üzerinde yeraltı tünelleri oluşturmasını rica etti. Bu insanların su bulmak için çok uzaklara gitmesini istemiyordu. Sonra da bu tünelleri su ile doldurdu. Ardından şelaleler, kaynaklar ve akarsular oluşturdu ve insanları her taraflarından çevreledi. Dünyanın soğuk zamanlarında hayatta kalmaları için Ateş dört bir yanda dağlar ve volkanlar oluşturdu ve insanları sıcak tuttu. Hava bile eserken insanların yaşadığı yere gelince yavaşlıyor ve tatlıca, sevgiyle yüzlerini okşuyordu. Yeni çocukları dünyaya gelince bütün savaş ve kırgınlık unutulmuştu. Artık tek düşündükleri şey insanlardı, yani siz... Hakkınızı teslim etmeliyim aslında. Başlarda barışı korumak konusunda oldukça başarılıydınız. Peki sonra ne oldu dersiniz?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Birbirinizi öldürmeye, denizleri ve havayı kirletmeye, ağaçları kesmeye başladınız. Huzurlu yaşamlarınızın yavaş yavaş nefretle lekelenmesine tanıklık eden elementler kahroldular. İçlerine kapanıp hep nerede yanlış yaptıklarını düşündüler ama bana sorarsanız onların hiçbir suçu yoktu. Ateşi bulan sizdiniz. İçinizden biri ilk kez ateşin ufak da olsa bir parçasını kullandığında onun gözündeki o mutluluğu görmenizi isterdim. Sonra ne yaptınız? Büyük katapultlar inşa edip alevli oklarla birbirinize saldırdınız. Sırf size zarar vermemek için dünyanın merkezinde kendini sürgün eden ateşi birbirinizi öldürmek için kullandınız. Sinirlendiğinde volkanlardan lavlar saçarak sizi uyarmaya çalıştı ama siz bunu görmediniz bile. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Dünyaya ve kendinize zarar vermeye devam ettikçe elementler de güçlerini yitirmeye başladılar. Fakat kendilerinden bir parça olan size de zarar veremediler. Dünya savaşları, atom bombaları, ozon tabakasına zarar veren yakıtlar... İşte tüm bunlardan ve büyük ihanetinizden dolayı cezalandırıldınız. Büyük gücün oluşturduğu dünyada var olan elementler ve yine büyük gücün bizzat oluşturduğu sizler huzurlu bir şekilde yaşarken bu sefer siz hataların en büyüğünü yaparak bizleri yarattınız.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Size kendimi ve arkadaşlarımı takdim edeyim. Şu yanda gördüğünüz altın sarısı devasa yaratığa Çöl derler. Biraz gerisinde, yeşil otlarla kaplı suratından sivri dişleri fırlayan iğrenç yaratık ise Yosun. Etraflarında dolanıp duran ve yanınıza geldiğinde hiçbir şey görmemenizi sağlayan, hatta sizi öksürten şu sersem ise Duman. Ben ise dostlarım yıllar yılı yaptığınız zalimlikler, yaktığınız ormanlar, yıktığınız evler sonucu yarattığınız Kül. Bizler sizin nefretinizle oluşmuş ve onunla beslenen ikinci sınıf elementleriz. Ve bu dörtlü konseyimiz işlediğiniz suçlardan dolayı sizi ölüme mahkum etti. Hepinizi tek tek avlayıp öldürene kadar da bu kararımızı uygulayacağız. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Ve tahmin edin ne oldu? Sizi koruyacak elementler sizler sayesinde güçlerini o kadar çok kaybettiler ki karşımıza çıkmaya cesaret bile edemiyorlar. Bekleyin bizi insancıklar, sizi avlamaya geliyoruz! Ve eğer elementler sizi savunmaya çalışırsa işte o zaman tekrardan başlayacak olan büyük savaşa bizzat tanıklık edeceksiniz! Siz insanlar ne diyordunuz o savaşa? Hah! "Kıyamet Günü"&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Editör: mit&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-7204138325867999127?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/7204138325867999127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/baslangc-ve-son.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/7204138325867999127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/7204138325867999127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2010/07/baslangc-ve-son.html' title='Başlangıç ve Son'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-OdiVceU0ask/TWYsun073NI/AAAAAAAAAHU/UWjsmz-yyvk/s72-c/baslangicveson.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-2865016371103957898</id><published>2009-12-07T04:18:00.000-08:00</published><updated>2009-12-07T04:29:21.368-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt; FIRTINA TOPLANIYOR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;THE GATHERING STORM&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt; ROBERT JORDAN &amp;amp; BRANDON SANDERSON&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ZAMAN ÇARKI SERİSİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;THE WHEEL OF TIME&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Geçenlerde kayiprihtim bünyesinde başlatılan bir proje kapsamında Hazal hanım ile birlikte Zaman Çarkı serisinin son kitabı olan Fırtına Toplanıyor kitabının Türkçe'ye çevirisini gerçekleştirdik. Herkezle paylaşmaktan gurur duyarım. İyi okumalar.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzyVNbQdMI/AAAAAAAAACA/ryMlXsggXVo/s1600-h/story_header-490.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzyVNbQdMI/AAAAAAAAACA/ryMlXsggXVo/s320/story_header-490.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt; &lt;span style="color: red;"&gt;Birinci Bölüm:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ÇELİKTEN GÖZYAŞLARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Çevirenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Buğra Şenyüz (Malkavian)&lt;br /&gt;Hazal Çamur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Editör:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Niran Elçi&lt;br style="color: red;" /&gt; &lt;br style="color: red;" /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt; İlk okuma:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hakan Tunç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Son okuma- Sayfa tasarımı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ozancan Demirışık&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;www.kayiprihtim.org&lt;/a&gt; sitesinin katkıları ile yayınlanmıştır...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt; &lt;span style="color: red;"&gt;Birinci Bölüm:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ÇELİKTEN GÖZYAŞLARI&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman Çarkı döner ve çağlar gelip geçer, ardında söylenceye&lt;br /&gt;dönüsen anılar bırakır. Söylenceler solup efsaneye döner;&lt;br /&gt;efsanelerse, ortaya çıkmalarını sağlayan çağ geri geldiğinde çoktan&lt;br /&gt;unutulmus olurlar. Üçüncü Çağ'da, bazılarınca Kehanetler Çağı&lt;br /&gt;olarak bilinen çağda, Dünya ve Zaman dengede durduğunda,&lt;br /&gt;Beyaz Kule olarak bilinen kaymaktasından yapılmıs kulenin&lt;br /&gt;etrafında bir rüzgâr yükseldi... Rüzgâr bir baslangıç değildi. Zaman&lt;br /&gt;çarkının dönüsünde ne baslangıçlar ne de sonlar vardır, ama yine&lt;br /&gt;de bir baslangıçtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr, büyüleyici kulenin etrafında kıvrılıyor; mükemmel bir&lt;br /&gt;sekilde yerlestirilmis tasları yalayıp, görkemli bayrakları&lt;br /&gt;dalgalandırıyordu. Yapı hem zarif hem de güçlüydü; üç bin yıldır&lt;br /&gt;içinde oturanlar için belki de bir metafordu. Üzerinden bakanların&lt;br /&gt;çok azı Kulenin özünün/yüreğinin parçalanmıs ve bozulmus&lt;br /&gt;olduğunu tahmin edebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr, isleyen bir baskentten çok bir sanat eserine benzeyen&lt;br /&gt;sehrin üzerinden esti. Bütün yapılar, en basit dükkân önlerindeki&lt;br /&gt;granitler bile titiz Ogier ellerince hayret ve güzellik uyandırmak&lt;br /&gt;üzere islenmisti. Burada, doğan günesi andıran bir kubbe. Orada,&lt;br /&gt;bir kulenin tepesinden çıkan ve zirveye geldiğinde çarpısan iki&lt;br /&gt;dalgayı andıran sular. Parke tasları döseli bir sokakta, genç kız&lt;br /&gt;biçimi verilmis bir çift üç katlı bina karsı karsıya duruyordu. Yarı&lt;br /&gt;mesken yarı heykeli andıran bu yapılar, saçları arkalarında sanki her&lt;br /&gt;bir teli rüzgârla dalgalanıyormus gibi canlı ve zarifçe oyulmus,&lt;br /&gt;birbirlerini sanki selamlarcasına ellerini birbirlerine uzatmıslardı.&lt;br /&gt;Sokakların kendisi daha az ihtisamlıydı. Onlar da Beyaz&lt;br /&gt;Kule’den etrafa yayılan günes ısınları gibi özenle yerlestirilmisti.&lt;br /&gt;Yine de o ısık, kusatma süresince yasanan sıkısıklığın sebep olduğu&lt;br /&gt;çöpler ve dağınıklık nedeniyle kararmıstı ve belki de bu&lt;br /&gt;bakımsızlığın tek sebebi dısarıdaki kalabalık değildi. Tastan levhalar&lt;br /&gt;ve tenteler uzun zamandır temizlenmemis ve cilalanmamıs gibi&lt;br /&gt;görünüyordu. Sinekleri ve fareleri üstüne çeken ve diğer herkesi&lt;br /&gt;kendinden uzaklastıran çöpler, atıldıkları yollarda yığıntılar&lt;br /&gt;olusturmustu. Tehlikeli kabadayılar sokak köselerinde aylaklık&lt;br /&gt;ediyorlardı. Eskiden asla cesaret edemedikleri bir sey; özellikle de&lt;br /&gt;bu kibirle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Kule yani kanun neredeydi? Aptal gençler, sehrin&lt;br /&gt;basına gelenlerin sadece kusatmanın suçu olduğunu ve&lt;br /&gt;ayaklanmalar bastırılınca her seyin yoluna gireceğini söylüyorlardı.&lt;br /&gt;Daha yaslı olanlar ise yılların kırlastırdığı kafalarını sallayıp, yirmi yıl&lt;br /&gt;önce Aieller Tar Valon’u kusattığında bile islerin hiç bu kadar kötü&lt;br /&gt;olmadığını mırıldanıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüccarlar, yaslıları da gençleri de umursamıyordu. Onların&lt;br /&gt;kendi sorunları vardı; ırmak yoluyla sehre giris çıkısın yapıldığı&lt;br /&gt;Güney Limanı’nda ticaret durma noktasına gelmisti. Kırmızı sal&lt;br /&gt;takmıs Aes Sedai’nin gözleri önünde genis göğüslü isçiler, kadının&lt;br /&gt;Tek Güç kullanarak zayıflattığı tasları zahmetle kırıp uzağa&lt;br /&gt;tasıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsçilerin gömlekleri kollarından kıvrılmıstı ve kadim taslara&lt;br /&gt;çekiçleriyle vururlarken koyu, kıllı kolları meydana çıkıyordu. İsçiler,&lt;br /&gt;sehri nehirdeki yoldan ayıran zincirlere vurdukça taslar büyük&lt;br /&gt;kayalara ya da kazdıkça yaklastıkları suya dökülüyordu. Bu zincirin&lt;br /&gt;yarısı simdi, bazılarınca yürek tası da denilen, yok edilemez&lt;br /&gt;cuendillardandı. Onu bağlarından kurtarmak ve sehre geçisi&lt;br /&gt;sağlamak yorucu bir isti. Limanın tas isçiliği gücün kendisiyle&lt;br /&gt;islendiği için muhtesem ve sağlamdı. Bu yorucu is isyankârlar ile&lt;br /&gt;Kuleyi ellerinde bulunduran Aes Sedai’ler arasında sürüp giden&lt;br /&gt;soğuk savasın sonuçlarından yalnızca biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr, aylak hamalların tası yontarak suyun üzerinde&lt;br /&gt;yüzecek gri-beyaz toz zerreleri fırlatan isçileri izlediği rıhtımlarda&lt;br /&gt;esti. Hisleri güçlü olanlar -ya da çok az olanlar- bu isaretlerin&lt;br /&gt;sadece tek bir seyin habercisi olduğunu fısıldadılar. Tarmon&lt;br /&gt;Gai’don, son savas, kısa süre sonra kapılarında olacaktı.&lt;br /&gt;Rüzgâr, limanlardan dans ederek uzaklastı ve Parıldayan&lt;br /&gt;Duvarlar olarak bilinen yükseltilerin üstünden astı. En azından&lt;br /&gt;burada, ellerinde okları dikkat kesilmis ve düzgünce sıralanmıs Kule&lt;br /&gt;Korumaları bulunabiliyordu. Tehlikeli bir sekilde hazır, yılanlar gibi&lt;br /&gt;bekleyen temiz tıraslı okçular, kırısıklıktan ve yıpranmadan yoksun&lt;br /&gt;kolsuz kısa paltolarını giymis halde barikatlarını gözlüyorlardı. Bu&lt;br /&gt;askerler onlar görevdeyken Tar Valon’un düsmesine izin vermeye&lt;br /&gt;niyetli değillerdi. Tar Valon simdiye kadar bütün düsmanlarını&lt;br /&gt;defetmisti. Trolloclar duvarlarını geçmis fakat sehrin içinde bozguna&lt;br /&gt;uğratılmıstı. Arthur Sahinkanadı, Tar Valon’u ele geçirmekte&lt;br /&gt;basarısız olmustu. Aiel Savasları sırasında toprakları yakıp yıkan&lt;br /&gt;kana susamıs Aieller bile sehri asla ele geçirememisti. Birçokları&lt;br /&gt;bunu büyük bir zafer ilan etmisti. Diğerleri ise eğer Aieller&lt;br /&gt;gerçekten sehrin içine girmeye niyetleri olsaydı ne olurdu diye&lt;br /&gt;düsünmekten kendilerini alamıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr, Erinin nehrinin batı çatalının üstünden geçip, Tar&lt;br /&gt;Valon’u arkada bıraktı. Düsmanları üzerinden geçmeleri ya da&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölmeleri için kıskırtarak sağa doğru yükselen Alindear köprüsünü&lt;br /&gt;astı. Köprüyü geçince, Tar Valon’un yanındaki birçok köyden biri&lt;br /&gt;olan Alindear’a doğru kaydı. Bu köy, aileler köprüyü asıp sehre&lt;br /&gt;sığınmak için kaçtıklarından dolayı nüfusu en çok azalan köydü.&lt;br /&gt;Düsman ordusu uyarmaksızın sanki bir fırtınayla gelmis gibi birden&lt;br /&gt;ortaya çıkmıstı. Çok azı nedenini merak etmisti. Bu asi ordusu Aes&lt;br /&gt;Sedailer tarafından yönetiliyordu ve Beyaz Kule’nin gölgelerinde&lt;br /&gt;yasayanlar Aes Sedailer’in ne yapıp ne yapamayacağı konusunda&lt;br /&gt;nadiren iddiaya girerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asilerin ordusu dengeli ama kararsızdı. Aes Sedailer’in küçük&lt;br /&gt;kampının etrafında halka seklinde dizilmis elli bin civarında asker&lt;br /&gt;vardı. İç kampla dıs kamp arasında oldukça az bir mesafe vardı ve&lt;br /&gt;bu mesafenin içinde özellikle saidin’i bükebilen erkekler&lt;br /&gt;yerlestirilmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan asilerin bu kampta kalıcı olduğunu düsünecekti&lt;br /&gt;neredeyse. Günlük çalısmaları onlara genel bir canlılık katıyordu.&lt;br /&gt;Beyaz kıyafetli, çömez giysili ve bu renklere yakın kıyafetleri olan&lt;br /&gt;insanlar etrafta telasla kosusturuyordu. Yakından bakan biri&lt;br /&gt;çoğunun genç olmaktan çok uzak olduğunu fark ederdi. Bazıları&lt;br /&gt;çoktan olgunluk çağına ulasmıstı, fakat onlara ‘çocuklar’ deniyordu.&lt;br /&gt;Dingin yüzlü Aes Sedailer’in gözetimi altında elbiseleri yıkayıp,&lt;br /&gt;halıları dövüp, çadırları fırçaladıkları için itaatkâr görünüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aes Sedailer’in, nadiren de olsa, Beyaz Kulenin çivi gibi&lt;br /&gt;görünümüne bakarken rahatsız ve tedirgin göründüklerini düsünen&lt;br /&gt;yanılırdı. Aes Sedailer duruma hâkimdi. Her zaman. Unutulmaz bir&lt;br /&gt;yenilgi aldıklarında bile: Asi ordunun Amyrlin Makamı olan Egwene&lt;br /&gt;al’Vere yakalanmıs ve Beyaz Kule’ye hapsedilmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr birkaç elbiseyi havalandırdı, bazı çamasırları asıldıkları&lt;br /&gt;yerden düsürdü ve aceleyle batıya doğru yol aldı. Batıda&lt;br /&gt;Ejderdağı’nın dağılmıs ve puslu zirvesini geçti. Kara Tepelerin&lt;br /&gt;üstünden Caralain Otlağı’nı süpürerek yoluna devam etti. Burada&lt;br /&gt;avuç dolusu korunmus kar, Karaorman Dağı’nın sarp çıkıntılarının&lt;br /&gt;ardında kalan gölgelere sıkı sıkıya sarılmıstı. Baharın gelmesine pek&lt;br /&gt;az kalmıstı. Kısın dökülen yaprakların arasından yeni bitkilerin&lt;br /&gt;topraktan fıskırmasının ve yeni tomurcukların kısa dallı söğütlerin&lt;br /&gt;üstünde filizlenmesinin vakti geldi de geçiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bunlardan çok azı meydana gelmisti. Topraklar, sanki&lt;br /&gt;nefesini tutmus bir seyleri bekler gibi, hâlâ uykudaydı. Geçen sene&lt;br /&gt;yasanan olağanüstü sıcak güz kısa kadar sarkmıs ve toprakları en&lt;br /&gt;kuvvetli bitkiler dısında uykuda bırakmıstı. Kıs sonunda geldiğinde&lt;br /&gt;ise buz fırtınaları, kar ve kolay kolay geçmeyen öldürücü soğukları&lt;br /&gt;beraberinde getirmisti. Simdi soğuk nihayet geri çekildiği için dört&lt;br /&gt;bir yana dağılmıs çiftçiler umutla bekliyorlardı, ama nafile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr, kahverengi kıstan kalma çimleri yalayıp hâlâ&lt;br /&gt;yapraksız duran ağaçları salladı. Arad Doman diye bilinen -&lt;br /&gt;yükseltilerle ve kısa tepelerle taçlanmıs- topraklara ulasana kadar&lt;br /&gt;batıya ilerledi. Bir seyler aniden rüzgâra çarptı. Kuzeydeki&lt;br /&gt;karanlıktan yayılan, görünmeyen bir seyler. Normal hava akımlarına&lt;br /&gt;karsı gelen bir seyler. Rüzgâr, onun tarafından hazmedildi ve&lt;br /&gt;dönerek güneye doğru yol almaya basladı. Alçak tepeleri ve&lt;br /&gt;kahverengi dağ eteklerini geçerek Arad Doman’ın doğusundaki&lt;br /&gt;çamlık tepelerde yalnız duran kütük malikâneye doğru esti. Rüzgâr&lt;br /&gt;evin tentelerini ve çam ağaçlarının iğnelerini sallayarak geçti.&lt;br /&gt;Rand al’Thor, Yenidendoğan Ejder, elleri arkasında, evin açık&lt;br /&gt;penceresinde duruyordu. Hâlâ onları elleri olarak düsünüyordu ama&lt;br /&gt;çok iyi bildiği gibi sadece bir tanesi kalmıstı. Sol kolu güdük&lt;br /&gt;bitiyordu. Rand, saidar’la iyilestirilmis pürüzsüz deriyi iyi olan eliyle&lt;br /&gt;hissedebiliyordu. Dokunduğunda, öbür elinin orda olması&lt;br /&gt;gerektiğini hissediyordu hâlâ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeliktenim, diye düsündü. Ben çeliktenim. Bu düzeltilemez ve&lt;br /&gt;bu yüzden yoluma devam etmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domani zenginliğiyle taçlandırılmıs, kalın sedir ve çam&lt;br /&gt;kerestelerinden yapılmıs bina, rüzgârla inledi. Rüzgârın bugünlerde&lt;br /&gt;bozuk et kokusu tasıdığı oluyordu. Et hiçbir belirti olmaksızın&lt;br /&gt;bozulmaktaydı; hatta bazen kesimden hemen sonra. Karanlık Varlık’ın dokunusu gün geçtikçe daha da büyüyordu. Ne kurutmak&lt;br /&gt;ne de tuzlamak bir ise yarıyordu. Ne zaman Tek Gücün erkekler&lt;br /&gt;tarafından kullanılan tarafı olan saidindeki yağımsı ve mide&lt;br /&gt;bulandırıcı leke kadar bunaltıcı olacaktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğu oda genis ve uzundu, kalın kütükler&lt;br /&gt;dısarıdaki duvarı olusturuyordu. Diğer duvarları ise -hâlâ reçine ve&lt;br /&gt;cila kokan- çam ağacından yapılmıs olanlar olusturmaktaydı. Oda&lt;br /&gt;birkaç parça mobilyayla dösenmisti: Yerde bir post halı, ocağın&lt;br /&gt;üstünde çaprazlanmıs bir çift eski kılıç, yer yer kabuğu üzerinde&lt;br /&gt;kalmıs tahtalardan yapılmıs mobilyalar. Tüm mekân, bunun insanı&lt;br /&gt;büyük sehirlerin kosusturmacısından uzaklastıran pastoral bir ev&lt;br /&gt;olduğunu ifade edecek biçimde dekore edilmisti. Bir kulübe de&lt;br /&gt;değildi elbette – bunun için oldukça büyüktü ve savurganlıkla&lt;br /&gt;dösenmisti. Bir inziva yeriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rand?” dedi yumusak bir ses.&lt;br /&gt;Dönmedi ama Min’in parmaklarının omzuna dokunduğunu&lt;br /&gt;hissedebiliyordu. Bir süre sonra kızın kolları, beline doğru indi ve&lt;br /&gt;kızın basını kolunda hissetti. Onun ilgisi, paylastıkları bağdaydı&lt;br /&gt;sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çelik, diye düsündü.&lt;br /&gt;“Hoslanmadığını biliyorum–” diye basladı Min.&lt;br /&gt;“Dallar,” dedi basını pencereden dısarıya sallayarak. “Su&lt;br /&gt;çamları görüyor musun, Bashere’nin kampının oradakileri?”&lt;br /&gt;“Evet Rand. Ama–”&lt;br /&gt;“Yanlıs yöne esiyorlar,” dedi Rand.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Min tereddüt etti; buna rağmen fiziksel bir tepki vermedi.&lt;br /&gt;Bağ Rand’i alarm konumuna getirmisti. Pencereleri malikânenin üst&lt;br /&gt;katındaydı ve dısarıda, kampın üzerine kurulmus sancaklar&lt;br /&gt;kendilerine karsı dalgalanıyorlardı: Isık Sancağı ve Rand için Ejder&lt;br /&gt;Sancağı, Bashere Evi’ni temsil etmek için ise daha küçük mavi bir&lt;br /&gt;bayrak üç kırmızı kralfoyası tomurcuğunu resmetmisti. Üçü de&lt;br /&gt;gururla onlara doğru estiler, çam ağaçlarının üzerindeki iğneler ise&lt;br /&gt;tam ters yöne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Karanlık Varlık harekete geçti Min,” dedi Rand. Sebebiyet&lt;br /&gt;verdiği olayları düsününce, bu rüzgârların kendi ta’veren doğasının&lt;br /&gt;bir sonucu sayılabileceğini düsünmüstü. Aynı anda iki farklı yöne&lt;br /&gt;esen tek bir rüzgâr... Çamların üstündeki küçük iğneleri tam olarak&lt;br /&gt;seçemese de, bu ağaçların hareketinde bir yanlıslık olduğunu&lt;br /&gt;seziyordu. Görüs gücü, elini kaybettiği saldırıdan bu yana aynı&lt;br /&gt;kalmamıstı. Sanki… Sanki bir suyun içindeki çarpık bir seye bakar&lt;br /&gt;gibiydi, ama yavas yavas, iyilesiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bina, Rand’in son birkaç haftadır kullandığı uzun sıra&lt;br /&gt;halindeki malikânelerden, evlerden ve diğer saklanma yerlerinden biriydi. Semirhage’le basarısız geçen bulusmadan sonra, sürekli&lt;br /&gt;yerini değistirmek istemisti. En azından düsünecek, tartacak ve&lt;br /&gt;kendisini takip eden düsmanların aklını karıstıracak kadar zaman&lt;br /&gt;kazanmayı umuyordu. Lord Algarin’in Tear’daki malikânesinde&lt;br /&gt;kalmak için sahipleriyle anlasılmıstı, ne yazık. Kalacak iyi bir yerdi,&lt;br /&gt;ama Rand hareket etmek zorundaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asağıda, Bashere’in Saldaeanları malikânenin çayırında bir&lt;br /&gt;kamp kurmuslardı -çayırın açık kısmı köknar ve çam ağaçlarıyla&lt;br /&gt;sarılmıstı. Bugünlerde oraya çayır demek biraz ironik olurdu.&lt;br /&gt;Ordunun gelisinden önce bile bir çayır sayılmazdı – parça parça&lt;br /&gt;duran kahverengi kıs çimleri sadece birkaç aceleci bitki tarafından&lt;br /&gt;bozulmustu. Simdi botlar ve güçlü at toynaklarıyla dövülen bu&lt;br /&gt;bitkiler zaten sarı ve hastalıklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayır, çadırlarla kaplanmıstı. Rand’in ikinci katta durduğu&lt;br /&gt;yerden, düzenli bir sekilde sıralanmıs çadırlar, oyun tahtasının&lt;br /&gt;üzerindeki kare tasları andırıyordu. Askerler de rüzgârı fark etmisti.&lt;br /&gt;Bazıları isaret etti, bazıları zırhlarını parlatarak, kılıçlarını ve mızrak&lt;br /&gt;uçlarını keskinlestirerek, at sıralarına kovalarla su tasıyarak baslarını&lt;br /&gt;yere eğdi. En azından yine ölüler yürümüyordu. En sağlam yürekli&lt;br /&gt;erkekler bile ruhların mezarlardan kalktığını görünce inançlarını&lt;br /&gt;yitirirdi. Ve Rand’in ordusunun güçlü olmasına ihtiyacı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyaç artık Rand’in arzuladığı ya da dilediği bir sey değildi.&lt;br /&gt;Tüm yaptıkları ihtiyaca odaklanmıstı ve ihtiyaç duyduğu sey, onu&lt;br /&gt;takip edecek kisilerin hayatlarıydı. Savasacak ve ölecek, dünyayı Son&lt;br /&gt;Savas’a hazırlayacak askerlere. Tarmon Gai’don geliyordu. Su anda&lt;br /&gt;Rand’in tek istediği onların kazanacak kadar güce sahip olmasıydı.&lt;br /&gt;Malikâne yesilliğin soluna doğru mütevazı bir tepenin esiğine&lt;br /&gt;kurulmustu. Bu yesillik, mese ağacının baharda yeni açmıs&lt;br /&gt;tomurcuklarını yalayan, kıvrıla kıvrıla akan bir dere tarafından&lt;br /&gt;kesiliyordu. Açıkçası küçük bir suyoluydu ama ordunun temiz su&lt;br /&gt;ihtiyacını karsılamak için yeterliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencerenin hemen dısında, rüzgârlar aniden kendilerini&lt;br /&gt;göstermisti. Bayraklar diğer yöne doğru dönerek sertçe dalgalandı.&lt;br /&gt;Sonuçta anlasılıyordu ki ters yöne sallanan çam ağacının iğneleri&lt;br /&gt;değil bayraklardı. Min hafifçe içini çekti ve Rand kendisi için&lt;br /&gt;endiselenmesine rağmen kadının rahatladığını hissetti. Bu son&lt;br /&gt;zamanlarda sürekli hissettiği bir duyguydu. Aklına girmesine izin&lt;br /&gt;verdiği üç kadının hepsini ve oraya zorla kendini sokan bir kadını&lt;br /&gt;hissedebiliyordu. Birisi yaklasıyordu. Aviendha, Rhuarc ile birlikte&lt;br /&gt;Rand’la bulusmak için ona doğru geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört kadının her biri ona bağlanmayı reddedebilirdi. En&lt;br /&gt;azından onu seven üçüne bu kararı reddetmelerine izin vermek&lt;br /&gt;isterdi, ama gerçeği söylemek gerekirse Min’in gücüne ve sevgisine ihtiyacı vardı. Onu da diğer birçok kisiyi kullandığı gibi kullanacaktı.&lt;br /&gt;Hayır, içinde pismanlığa yer yoktu. Sadece suçluluğu kolayca yok&lt;br /&gt;edebilmeyi diliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilyena! dedi bir ses Rand’in kafasında. Askım... Lews Therin&lt;br /&gt;Telamon, Kardeskatili, bugün nispeten sessizdi. Rand elini&lt;br /&gt;kaybettiği gün Semirhage’in dediklerini düsünmemeye çalıstı. Kadın&lt;br /&gt;Terkedilmislerden biriydi; eğer hedefinin acı çekeceğini düsünürse&lt;br /&gt;her seyi söyleyebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini kanıtlamak için bütün bir sehre iskence etti, Lews&lt;br /&gt;Therin fısıldadı. Bin kisiyi bin farklı yolla sırf birbirlerinden ne kadar&lt;br /&gt;farklı çığlık atacaklarını görmek için öldürdü. Yine de nadiren yalan&lt;br /&gt;söyler. Nadiren.&lt;br /&gt;Rand kafasındaki sesi uzaklastırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rand,” dedi Min geçen seferkinden daha yumusak bir sesle.&lt;br /&gt;Kıza bakmak için döndü. Kıvrak, ince ve kısa yapılıydı ve bu&lt;br /&gt;yüzden sürekli onun yanında kule gibi durduğunu hissediyordu.&lt;br /&gt;Üzgün ve derin gözleri kadar siyah olmayan kısa, bukleli saçları&lt;br /&gt;vardı. Her zaman bir ceket ve pantolon giyerdi. Bugün daha çok&lt;br /&gt;dısarıdaki çamların iğnelerine benzeyen koyu yesil renkleri tercih&lt;br /&gt;etmisti, ama seçtiği tarza aykırı bir biçimde, kıyafeti üzerine tam&lt;br /&gt;oturacak sekilde diktirmisti. Kol mansetlerinde gümüs çançiçeği islemeli sekiller ve kollarında danteller vardı. Belki de daha yeni&lt;br /&gt;aldığı sabundan dolayı lavanta kokuyordu.&lt;br /&gt;Üzerini dantelle süsleyecekse neden pantolon giyiyordu ki?&lt;br /&gt;Rand kadınları anlamaya çalısmaktan uzun süre önce vazgeçmisti.&lt;br /&gt;Onları anlamak onu Shayol Ghul’a ulastırmayacaktı. Ayrıca, kadınları&lt;br /&gt;kullanabilmek için onları anlamaya da gerek yoktu. Özellikle de&lt;br /&gt;ihtiyacı olduğu bilgilere sahiplerse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dislerini gıcırdattı. Hayır, diye düsündü. Hayır, geçmeyeceğim&lt;br /&gt;çizgiler var. Benim bile yapmayacağım bazı seyler var.&lt;br /&gt;“Yine onu düsünüyorsun,” dedi Min neredeyse suçlar bir&lt;br /&gt;tonda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca tek bir yöne doğru çalısan bir bağ olup olmadığını&lt;br /&gt;sıklıkla merak ediyordu. Onlardan biri çoktan kendisine verilmis&lt;br /&gt;olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rand, o Terkedilmislerden biri,” diye devam etti Min. “Hiç&lt;br /&gt;düsünmeden hepimizi öldürürdü.”&lt;br /&gt;“Beni öldürmeyi düsünmüyordu,” dedi Rand sakince, tekrar&lt;br /&gt;arkasını dönmüs ve pencereden dısarıya bakmaya baslamıstı. “Beni&lt;br /&gt;elinde tutardı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Min acı ve endiseyle sindi. Kız, Semirhage’in Dokuz ayın&lt;br /&gt;kızının kılığına girerek getirdiği çarpıtılmıs erkek a’dam’ını&lt;br /&gt;düsünüyordu. Terkedilmis’in kamuflajı, Cadsuane’nin ter’angreal’i tarafından bozulmustu. Rand’e ya da en azından Lews Therin’e,&lt;br /&gt;Semirhage’i tanıması için fırsat vermisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takas, Rand’in bir elini kaybetmesi karsılığında&lt;br /&gt;Terkedilmislerden birini tutsak olarak almasıyla sona ermisti. En son&lt;br /&gt;buna benzer bir duruma düstüğünde, sonu hiç de iyi olmamıstı.&lt;br /&gt;Hâlâ Asemodean denen o sinsinin nereye gittiğini ya da neden&lt;br /&gt;kaçtığını anlamamıstı, ama Rand adamın planlarını ve hareketlerini&lt;br /&gt;ihbar ettiğini tahmin ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O öldürülmeliydi. Hepsi öldürülmeliydi.&lt;br /&gt;Rand basını salladı, sonra durdu. Bu Lews Therin’in düsüncesi&lt;br /&gt;miydi yoksa kendisininki mi? Lews Therin, diye düsündü Rand.&lt;br /&gt;Orada mısın? Kahkahayı duyduğunu düsündü. Belki de bir hıçkırıktı.&lt;br /&gt;Kavrulasıca! diye düsündü Rand. Konus benimle! Zaman&lt;br /&gt;yaklasıyor. Bildiklerini bilmem gerek! Karanlık Varlığın hapishanesini&lt;br /&gt;nasıl mühürledin? Yanlıs giden neydi ve o neden hapishaneden&lt;br /&gt;kaçtı? Konus benimle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu kesinlikle hıçkırıktı, kahkaha değil. Söz konusu Lews&lt;br /&gt;Therin olunca bazen hangisi olduğunu anlamak zor oluyordu.&lt;br /&gt;Semirhage’in söylediği gibi ölü adamı kendisinden ayrı bir birey&lt;br /&gt;olarak düsünmeye devam etti. Saidin’i temizlemisti! Leke gitmisti ve&lt;br /&gt;artık aklına dokunamayacaktı. Delirmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıraktığı kalıcı delilik mirası belki de tersine çevrilebilirdi…&lt;br /&gt;Kızın diğerlerinin duyması için söylediği sözleri duydu. Sonunda&lt;br /&gt;sırrı ortaya çıkmıstı. Min görülerinde, Rand’i ve öteki adamı birlesik&lt;br /&gt;görmüstü. Bunun anlamı onun ve Lews Therin’in iki ayrı insan&lt;br /&gt;olduğu değil miydi? Aynı bedende zorla birlestirilmis iki farklı&lt;br /&gt;birey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesinin gerçek olup olmaması hiç fark etmez, demisti&lt;br /&gt;Semirhage. Aslında, bu onun durumunu daha da kötülestirir…&lt;br /&gt;Rand, altı askerden olusan özel bir grubun çimenlerin sağ&lt;br /&gt;tarafı boyunca uzanan atların olusturduğu hattı denetlemelerini&lt;br /&gt;izledi; çadırların olduğu son hattın arkasındaki ve ağaçların&lt;br /&gt;yolunun. Toynakları teker teker kontrol ettiler.&lt;br /&gt;Rand kendi deliliği hakkında düsünemiyordu. Aynı zamanda,&lt;br /&gt;Cadsuane’in Semirhage’le ne yaptığını da düsünemiyordu. Geriye&lt;br /&gt;sadece kendi planları kalıyordu. Kuzey ve doğu bir olmalıydı. Batı&lt;br /&gt;ve güney bir olmalıydı. Bu ikisi bir olmalıydı. Kırmızı tastan giristeki&lt;br /&gt;yaratıktan aldığı cevap buydu. İlerlemesi gerek, her sey bundan&lt;br /&gt;ibaretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey ve doğu. Ülkeleri barıs için baskı yapmak zorundaydı,&lt;br /&gt;onlar istese de istemese de. Doğuda hassas bir dengeye sahipti;&lt;br /&gt;İllian, Mayene, Cairhien ve Tear… Hepsi öyle ya da böyle onun&lt;br /&gt;kontrolü altındaydı. Seanchan güneyde yönetiliyordu: Altara, Amadicia ve Tarabon onların kontrolündeydi. Murandy yakında&lt;br /&gt;onların olacaktı, eğer bu yolda baskı yapmaya devam ederlerse.&lt;br /&gt;Geriye Andor ve Elayne kalıyordu.&lt;br /&gt;Elayne. O uzaktaydı, doğunun ötesinde, ama Rand onun&lt;br /&gt;demet halindeki duygularını hâlâ zihninde hissedebiliyordu. Bu&lt;br /&gt;kadar mesafeden daha fazlasını söylemek zordu, ama ona göre&lt;br /&gt;Elayne… Rahatlamıstı. Bunun anlamı, Andor’da güç için verdiği&lt;br /&gt;savasın iyiye gittiği olabilir miydi? Ordulardan hangileri onu&lt;br /&gt;kusatmıstı? Ve su Sınırboylular neyin pesindeydi? Görev yerlerini&lt;br /&gt;terk etmis, bir araya gelmis ve topluca güneye yürüyerek Rand’i&lt;br /&gt;bulmuslardı; ancak ondan ne istediklerine dair hiçbir açıklama&lt;br /&gt;yapmamıslardı. Onlar, batıdaki Dünya’nın Omurgası’nın en iyi&lt;br /&gt;askerlerinden bazılarıydı. Yaptıkları yardım Son Savas’ta çok&lt;br /&gt;kıymetli olacaktı. Ama kuzey topraklarını terk etmislerdi. Neden?&lt;br /&gt;Ama yeni bir savasa yol açacağı korkusuyla, onlarla&lt;br /&gt;yüzlesmekten kaçınıyordu. Isık! Gölge’ye karsı savasında en çok&lt;br /&gt;Sınırboyluların desteğine güvenebileceğini sanıyordu o da.&lt;br /&gt;Su an için hiç fark etmezdi. Barısa, ya da ona yakın bir seye,&lt;br /&gt;birçok ülkede sahipti. Tear’daki bastırılan isyanı, istikrarsız Seanchan&lt;br /&gt;sınırlarını ya da Cairhien’deki soyluların entrikalarını düsünmemeye&lt;br /&gt;çalıstı. Ne zaman belli bir ulusu güvenceye aldığını sansa, bir düzine baskası darmadağın oluyordu. Barıs istemeyen insanlara nasıl barıs&lt;br /&gt;getirecekti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Min’in parmakları kolunu sıkınca, derin bir nefes aldı Rand.&lt;br /&gt;Elinden geleni yapmıstı ve su an için iki hedefi vardı: Arad&lt;br /&gt;Doman’da barıs ve Seanchan’la ateskes. Kapıdan almıs olduğu&lt;br /&gt;sözler artık netti: Seanchan ve Karanlık Varlık’ın ikisiyle aynı anda&lt;br /&gt;savasamazdı. Son Savas bitene kadar Seanchanların ilerlemesini&lt;br /&gt;engellemeliydi. Ancak bundan sonra, Isık hepsini yakabilirdi.&lt;br /&gt;Seanchanlar neden görüsme talebini reddetmisti ki?&lt;br /&gt;Semirhage’i yakaladığı için ona kızgın mıydılar? Sul’dam’ı serbest&lt;br /&gt;bırakmıstı: Bu, onun iyi niyetini göstermiyor muydu? Arad Doman&lt;br /&gt;niyetini kanıtlayacaktı. Eğer Almoth Ovası’ndaki çatısmayı&lt;br /&gt;bitirebilirse, Seanchan’a barıs için olan davasında ne kadar ciddi&lt;br /&gt;olduğunu gösterebilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rand, camdan dısarıyı kesfederek, derin bir nefes aldı.&lt;br /&gt;Bashere’in sekiz bin askeri sivri çadırları kuruyor ve yesilliğin&lt;br /&gt;etrafına topraktan bir hendek ve duvar kazıyordu. Yükselen&lt;br /&gt;siperlerin koyu kahverengi hali beyaz çadırlarla zıtlık olusturuyordu.&lt;br /&gt;Rand, Asha’man’a kazmaya yardım etmelerini emretti; bu mütevazı&lt;br /&gt;isten keyif aldıklarından kuskulu olsa da, islemi büyük bir hızla&lt;br /&gt;ilerletiyordu. Ayrıca, Rand onların -tıpkı onun gibi- gizlice saidinin&lt;br /&gt;zevkini çıkarmak için nedenleri olduğundan süphelenmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir grubun sert, siyah ceketleri içinde, baska bir toprak&lt;br /&gt;parçasını kazarken etraflarında dönen dalgaları görebiliyordu.&lt;br /&gt;Kampta onlardan on tane vardı; gerçi sadece Flinn, Naeff ve&lt;br /&gt;Narishma tam Asha’man’dı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saldaeanlılar hızlı çalısıyordu; kısa ceketleri içinde atlarıyla&lt;br /&gt;ilgileniyor, at bağlayacakları halatları çekiyorlardı. Diğerleri&lt;br /&gt;Asha’manların yığdığı çamuru kürek kürek alıyor, bunları siperlere&lt;br /&gt;istifliyorlardı. Rand, atmaca burunlu birçok Saldaeanlı’nın yüzündeki&lt;br /&gt;hosnutsuzluğu görebiliyordu. Ormanlık bir alanda kamp kurmaktan&lt;br /&gt;hoslanmamıslardı; seyrek çamlarla beneklenmis bir yamaçta olsa&lt;br /&gt;bile. Ağaçlar süvarilerin hücumunu zorlastırıyordu ve düsmanın&lt;br /&gt;yaklasırken saklanmasını sağlayabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davram Bashere gür bıyıklarının arasından emirler savurarak&lt;br /&gt;yavasça kampa geldi. Yanında Lord Tellaen yürüyordu: Cüsseli,&lt;br /&gt;uzun ceketli, ince, Domani bıyıklı bir adamdı. Bashere’in bir&lt;br /&gt;ahbabıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lord Tellaen Rand’i koruyarak kendini riske atmıstı;&lt;br /&gt;Yenidendoğan Ejder’in bölüğünü barındırmak vatana ihanet olarak&lt;br /&gt;görülebilirdi. Ama orada onu cezalandıracak kim vardı? Arad&lt;br /&gt;Doman kaostaydı; taht, birkaç asi grubun tehdidi altındaydı. Ve&lt;br /&gt;sonra, muhtesem Domani generali Rodel Ituralde ve onun sasırtıcı&lt;br /&gt;biçimde ise yarayan, güneye karsı Seanchan’e verdiği savas vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı kendi adamları gibi, Bashere zırhsız, kısa, mavi bir&lt;br /&gt;gömlekle dolanıyordu. Aynı zamanda kendi tercih ettiği türden bol&lt;br /&gt;bir pantolon giymis, paçalarını dizine kadar gelen çizmelerinin içine&lt;br /&gt;sıkıstırmıstı. Bashere, Rand tarafından ta’veren ağında&lt;br /&gt;yakalanmasıyla ilgili ne düsünüyordu? Tam olarak kraliçesinin&lt;br /&gt;emirlerine karsı geliyor olmasa da onu rahatsız edecek bir tarafta&lt;br /&gt;bulunması hakkında ne düsünüyordu acaba? Yasal kralına durumu&lt;br /&gt;rapor ettiğinden beri ne kadar olmustu? Rand’e, kraliçesinin&lt;br /&gt;desteğinin hızla gelmekte olduğuna dair söz vermemis miydi? Kaç&lt;br /&gt;ay önce olmustu bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Yenidendoğan Ejderim, diye düsündü Rand. Bütün&lt;br /&gt;anlasma ve yeminleri bozdum. Eski sadakatler artık önemsiz. Sadece&lt;br /&gt;Tarmon Gai’don önemli. Tarmon Gai’don ve Gölge’nin hizmetkârları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Graendal’ı burada bulup bulamayacağımızı merak&lt;br /&gt;ediyorum,” dedi Rand düsünceli bir biçimde.&lt;br /&gt;“Graendal?” diye sordu Min. “Burada olabileceğini sana ne&lt;br /&gt;düsündürdü?”&lt;br /&gt;Rand kafasını salladı. Asmodean, Graendal’in Arad Doman’da&lt;br /&gt;olduğunu söylemisti. Gerçi bu aylar önceydi; hâlâ orada olabilir&lt;br /&gt;miydi? İnandırıcı görünüyordu: Arad Doman, bulunabileceği birkaç&lt;br /&gt;önemli ülkeden biriydi. O, diğer Terkedilmisler’in pusularının&lt;br /&gt;olduğu yerden uzakta, gizli bir güç merkezine sahip olmayı severdi; Andor, Tear ya da İllian gibi bir yere yerlesmezdi. Ne de&lt;br /&gt;güneybatıda yakalanırdı. Seanchan istilası varken değil…&lt;br /&gt;Bir yerde gizli bir sığınağı olmalıydı. Bu tam ona göreydi.&lt;br /&gt;Muhtemelen dağlarda, tenhada, kuzeyde bir yerdeydi. Arad&lt;br /&gt;Doman’da olduğundan emin olamıyordu: Gerçi bu kulağa doğru&lt;br /&gt;geliyordu, onunla ilgili bildiklerine dayanarak. Lews Therin’in onla&lt;br /&gt;ilgili bildiklerine dayanarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu sadece bir ihtimaldi. Onu izlerken dikkatli olacaktı.&lt;br /&gt;Her bir Terkedilmis’i temizlemek Son Savas’ı daha kolay mücadele&lt;br /&gt;edilebilir bir hale getirecekti. Bu…&lt;br /&gt;Yumusak ayak sesleri kapalı kapıya yaklastı.&lt;br /&gt;Rand, Min’i bıraktı ve ikisi birden hızla döndüler. Rand kılıcına&lt;br /&gt;uzandı – artık faydasız bir hareket. Elini kaybetmesi -gerçi bu onun&lt;br /&gt;öncelikli kılıç eli değildi- yetenekli bir rakibin karsısında onu&lt;br /&gt;savunmasız bırakacaktı. Saidinle daha çok güçlü silah sağlayabilse&lt;br /&gt;de, ilk aklına gelen kılıçtı. Bunu değistirmek zorundaydı. Bir gün&lt;br /&gt;öldürülmesine neden olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı açıldı ve Cadsuane uzun adımlarla içeri girdi; saraydaki&lt;br /&gt;herhangi bir kraliçe kadar kendinden emin biçimde. Kara gözleri ve&lt;br /&gt;kemikli yüzüyle etkileyici bir kadındı. Koyu gri saçlarını topuz&lt;br /&gt;yapmıstı ve düzinelerce küçük, altın aksesuarlar -her biri ter’angreal&lt;br /&gt;ya da angrealdi- saçlarından sarkıyordu. Elbisesi basit, kalın yündendi; belinden sarı bir kemerle sıkılmıs, yakası sarı islemelerle&lt;br /&gt;süslenmisti. Elbisenin kendisi, o Ajah içinde alısılagelmis olduğu&lt;br /&gt;gibi, yesildi. Rand bazen, onun o katı yüzünün -yası belli olmayan,&lt;br /&gt;tıpkı yeterince Güç’le çalısmıs diğer Aes Sedailer gibi- Kızıl Ajah’a&lt;br /&gt;daha uygun olduğunu düsünürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıcın üzerindeki elini gevsetti, ama bırakmadı. Bez sarılmıs&lt;br /&gt;kabzasına parmaklarıyla dokundu. Silah uzundu, hafif kavisliydi ve&lt;br /&gt;cilalı kınına uzun, yılankavi, kırmızı ve altından bir ejderha&lt;br /&gt;resmedilmisti. Rand için özel tasarlanmıs gibi duruyordu – ve asırlık&lt;br /&gt;olmasına rağmen yakın zamanda ortaya çıkarılmıstı. Bu silahı simdi&lt;br /&gt;bulmus olmaları ne kadar garip, diye düsündü Rand, ve ellerinde ne&lt;br /&gt;tuttuklarını hiç bilmeden bana hediye etmeleri.&lt;br /&gt;Kılıcı alır almaz üzerinde tasımaya baslamıstı. Parmaklarının&lt;br /&gt;altına aitmis gibi hissediyordu. Kimseye, Min’e bile, silahı tanıdığını&lt;br /&gt;söylememisti. Ve gariptir ki, Lews Therin’in hatıralarından değil -&lt;br /&gt;Rand’in kendininkilerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadsuane’a birkaç kisi eslik ediyordu: Nynaeve’in gelisi&lt;br /&gt;beklenen bir seydi: Son zamanlarda, kendi bölgesine dadanmıs&lt;br /&gt;rakip kediyi izleyen bir kedi gibi, Cadsuane’i takip edip duruyordu.&lt;br /&gt;Koyu saçlı Aes Sedai, kendisi ne derse desin, Emond Meydanı’nın&lt;br /&gt;Bilge’si olmaktan hiç ve kendi koruması altındaki birine hakaret ettiğini düsündüğü kimsenin karsısında geri adım atmazdı. Elbette,&lt;br /&gt;hakaret eden bizzat Nynaeve olmadığı sürece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, gri elbisesiyle, kemerinin üzerine sarı bir kusak&lt;br /&gt;giymisti -yeni bir Domani modasıydı, bunu duymustu- ve alnında&lt;br /&gt;geleneksel kırmızı bir benek vardı. Uzun, altın bir kolye ve ince, altın&lt;br /&gt;bir kemer takmıstı. Bilezik ve yüzükleri de onlarla uyumluydu;&lt;br /&gt;ikisine de genis, kırmızı, yesil ve mavi mücevherler kakılmıstı.&lt;br /&gt;Takılar, ter’angrealdi -daha doğrusu çoğu öyleydi, bir de angreal&lt;br /&gt;vardı- tıpkı Cadsuane’in taktıkları gibi. Rand arada sırada&lt;br /&gt;Nynaeve’in, zevksiz taslarla süslü ter’angreal mücevherlerini&lt;br /&gt;kıyafetine uydurmanın imkânsız olduğunu mırıldandığını&lt;br /&gt;duyuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nynaeve’in gelmesi sürpriz değilken, Alivia öyleydi. Rand,&lt;br /&gt;eski damane’in bilgi toplama isinde yer aldığını bilmiyordu. Hâlâ,&lt;br /&gt;Tek Güç’te Nynaeve’den bile daha güçlü olduğu farz ediliyordu;&lt;br /&gt;belki de destek olarak getirilmisti. Bir Terkedilmis söz konusu&lt;br /&gt;olduğunda, ne kadar dikkatli olunsa azdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alivia’nın saçlarında beyaz çizgiler vardı ve Nynaeve’den biraz&lt;br /&gt;daha uzundu. Saçındaki beyazlar yasını söylüyordu – Tek Güç’ü&lt;br /&gt;kullanan bir kadının saçındaki beyaz ya da grilik yası belirtir.&lt;br /&gt;Oldukça ileri bir yası. Alivia dört asır yasında olduğunu söylüyordu.&lt;br /&gt;Bugün, eski damane göz alıcı kırmızı bir elbise giymisti; gelenekle zıt bir tesebbüstü bu. Birçok damane, bir kez serbest&lt;br /&gt;bırakıldıklarında, çekingen davranırdı. Alivia değil – onda neredeyse&lt;br /&gt;Beyazcübbeleri andıran bir yoğunluk vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Min’in kaskatı kesildiğini ve hosnutsuzluğunu hissetti. Alivia,&lt;br /&gt;Rand’in ölümüne yardım edecekti sonuçta. Bu, Min’in görülerinden&lt;br /&gt;biriydi – ve Min’in görüleri asla yanılmazdı. Moiraine konusunda&lt;br /&gt;yanıldığını söylemesi hariç. Belkide bunu anlamı, zorunda&lt;br /&gt;olmayacağı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Son Savas’a kadar yasayacağına dair herhangi bir&lt;br /&gt;düsünce, umut besleyeceği herhangi bir sey, tehlikeliydi. Ona&lt;br /&gt;doğru gelen sey her ne ise bunu kabullenecek kadar güçlü&lt;br /&gt;olmalıydı. Zamanı geldiğinde ölecek kadar güçlü.&lt;br /&gt;Ölebileceğimizi söylemistin, dedi Lews Therin’in sesi zihninin&lt;br /&gt;gerisinden. Söz vermistin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadsuane yatağın önündeki küçük servis masasına sessizce&lt;br /&gt;gidip kendine bir kupa baharatlı sıcak sarap hazırladı. Sonra kırmızı&lt;br /&gt;sedir sandalyelerden birine oturdu. En azından kadın Rand’den&lt;br /&gt;sarabı onun için kaynatmasını istememisti. Bu tip seyler bir kadının&lt;br /&gt;yapmayacakları arasında değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pekâlâ, ne öğrendin?” diye sordu Rand kendine sarap&lt;br /&gt;kaynatmak için pencereden uzaklasırken. Min yatağa -sedir&lt;br /&gt;çerçeveli, koyu kırmızımsı kahverengi cilalı, aralıklı yontma yöntemiyle süslenmis bir yataktı- doğru yürüdü ve ellerini kucağına&lt;br /&gt;alarak oturdu. Alivia’ya dikkatle bakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadsuane, Rand’in sesindeki keskinlik karsısında tek kasını&lt;br /&gt;havaya kaldırdı. Rahatsızlığını belli ederek iç geçirdi. Rand kadından&lt;br /&gt;danısmanı olmasını istemis ve onun kosullarını kabul etmisti. Min,&lt;br /&gt;Cadsuane’den öğrenebileceği çok önemli bir sey olduğunu&lt;br /&gt;söylemis -bir baska görü- ve doğrusunu söylemek gerekirse, Rand&lt;br /&gt;bu tavsiyeyi birden çok konuda yararlı bulmustu. Kadının daimi&lt;br /&gt;nezaket taleplerine değerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sorgulama nasıl gitti Cadsuane Sedai?” diye sordu Rand&lt;br /&gt;daha normal bir ses tonuyla.&lt;br /&gt;Kadın gülümsedi. “Yeterince iyi.”&lt;br /&gt;“Yeterince iyi mi?” diye terslendi Nyneave. Sonuçta o,&lt;br /&gt;Cadsuane’ye medeni olmak konusunda hiçbir söz vermemisti. “Bu&lt;br /&gt;kadın beni çileden çıkartıyor.”&lt;br /&gt;Cadsuane sarabından bir yudum aldı. “Merak ediyorum da&lt;br /&gt;bir insan Terkedilmislerden baska ne bekleyebilir, çocuk? Çileden&lt;br /&gt;çıkarıcılık konusunda pratik yapmak için oldukça fazla zamanları&lt;br /&gt;var.”&lt;br /&gt;“Rand, bu… yaratık tastan yapılmıs.” dedi Nynaeve, ona&lt;br /&gt;dönerek. “Günlerce süren sorgulamaya rağmen, ancak bir tek&lt;br /&gt;yararlı cümle elde edebildik! Tek yaptığı; ara sıra, sonunda hepimizi öldüreceğini söyleyip ne kadar bayağı ve geri kalmıs olduğumuzu&lt;br /&gt;belirtmesi.” Nynaeve uzun ve tek örgüsüne uzandı ama onu&lt;br /&gt;çekmeden hemen önce kendini durdurdu. Bu konuda daha iyiye&lt;br /&gt;gidiyordu. Rand sinirinin ne kadar aleni olduğunu göz önünde&lt;br /&gt;bulundurunca, kadının neden bu kadar umursadığını merak etti.&lt;br /&gt;“Kızın bütün o dramatik konusmalarına rağmen,” dedi&lt;br /&gt;Cadsuane, basıyla Nynaeve’yi isaret ederek, “olay hakkında mantıklı&lt;br /&gt;bir saptaması var. Pöf! ‘Yeterince iyi’ dediğimde, bundan bize&lt;br /&gt;verdiğin talihsiz kısıtlamalar altında bekleyebileceğinin en iyisi&lt;br /&gt;anlamını çıkarman gerekiyordu. İnsan, bir sanatçının gözünü&lt;br /&gt;bağlayıp sonra o sanatçı çizecek hiçbir sey bulamadığında&lt;br /&gt;sasırmamalı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu bir sanat değil Cadsuane,” dedi Rand kuru kuru. “Bu&lt;br /&gt;iskence.” Min, Rand’ e bir bakıs attı ve endisesini hissetti. Onun için&lt;br /&gt;endiselenmek mi? İskence gören o değildi ki.&lt;br /&gt;Kutu, diye fısıldadı Lews Therin. O kutuda ölmeliydik. O&lt;br /&gt;zaman… O zaman bitmis olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadsuane sarabını yudumladı. Rand kendininkinin tadına&lt;br /&gt;bakmamıstı. Baharatların sarabı nahos bir tada dönüstürecek kadar&lt;br /&gt;sert olduğunu simdiden biliyordu ve bu alternatifinden daha iyiydi.&lt;br /&gt;“Bizi sonuçlar için sıkıstırıyorsun çocuk,” dedi Cadsuane, “ve&lt;br /&gt;yine de onları almamız için gereken aletleri reddediyorsun. Sen istersen bunu iskence, sorgulama ya da yemek pisirme olarak&lt;br /&gt;adlandır: Ben bunun aptallık olduğunu söylüyorum. Simdi, eğer izin&lt;br /&gt;verirsen…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır!” diye hırladı Rand. Elini meydan okurcasına kadına&lt;br /&gt;salladı. “Onu incitmeyecek ve tehdit etmeyeceksin.”&lt;br /&gt;Kara bir kutuda dıslanarak ve sürekli dövülerek geçirilen&lt;br /&gt;zaman. Kendi kontrolündeki bir kadına bu türlü bir muamele asla&lt;br /&gt;yapılmamıstı. Terkedilmislerden birine bile. “Onu sorgulayabilirsin&lt;br /&gt;ama bazı seylere asla izin vermeyeceğim.”&lt;br /&gt;Nynaeve burun kıvırdı. “Rand, o Terkedilmislerden biri.&lt;br /&gt;Gereğinden fazla tehlikeli.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tehlikenin farkındayım,” dedi Rand donuk bir sesle, eskiden&lt;br /&gt;sol elinin bulunduğu yeri tutarak. Ejderha dövmesinin, metalik altın&lt;br /&gt;ve kırmızı rengi lambanın ısığında parıldadı. Ejderhanın bası&lt;br /&gt;neredeyse Rand’i öldürecek olan alevlerde yanmıstı.&lt;br /&gt;Nynaeve derin bir nefes aldı. “Evet, peki, o zaman normal&lt;br /&gt;kuralların onun için geçerli olmadığını görmüssündür!”&lt;br /&gt;“Hayır dedim!” dedi Rand. “Onu sorgulayabilirsin ama ona&lt;br /&gt;zarar vermeyeceksin!” Bir kadına olmaz. İçimdeki bu ısık parçasına&lt;br /&gt;tutunacağım. Gereğinden fazla kadının ölmesine ve acı çekmesine&lt;br /&gt;sebep oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer isteğin buysa çocuk,” dedi Cadsuane kısaca, “dediğin&lt;br /&gt;gibi yapılacak. Sadece, bırak diğer Terkedilmislerin yerini&lt;br /&gt;öğrenmeyi, dün kahvaltıda ne yediğini bile öğrenemezsek sızlanma.&lt;br /&gt;İçimizden biri neden bu gülünç duruma devam ettiğimizi merak&lt;br /&gt;edene kadar. Belki de onu basitçe Beyaz Kule’ye teslim edip&lt;br /&gt;bununla yetinmeliyiz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rand yüzünü çevirdi. Dısarıda savasçılar atlarının üstünde sıra&lt;br /&gt;halinde bekliyordu. İyi görünüyorlardı: Esit ve düzenli. Hayvanlara&lt;br /&gt;sadece gerekli miktarda hareket serbestisi veriliyordu.&lt;br /&gt;Onu Beyaz Kule’ye vermek mi? Asla olmazdı. Cadsuane&lt;br /&gt;istediği cevapları almadan Semirhage’i asla serbest bırakmazdı.&lt;br /&gt;Dısarıda rüzgâr hâlâ esiyor, kendi bayrakları gözünün önünde&lt;br /&gt;dalgalanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onu Beyaz Kule’ye teslim edelim mi diyorsun ha?” dedi&lt;br /&gt;odaya tekrar bakarak. “Hangi Beyaz Kule? Onu Elaida’ya mı teslim&lt;br /&gt;etmek istersin? Yoksa diğerlerini mi kastediyorsun? Egwene’in&lt;br /&gt;kucağına bir Terkedilmis bırakmamdan memnun olacağına&lt;br /&gt;süpheliyim. Belki de Egwene basitçe Semirhage’in gitmesine izin&lt;br /&gt;verir ve yerine beni tutsak eder. Beyaz Kule’nin adaleti önünde&lt;br /&gt;eğilmeye zorlar ve beni sırf kemerine baska bir çentik atmak için&lt;br /&gt;yalıtır.”&lt;br /&gt;Nynaeve kaslarını çattı. “Rand! Egwene asla…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O Amyrlin,” dedi Rand kupasını kaldırıp bir yudumda hepsini&lt;br /&gt;içerek. Tadı hatırladığı gibi berbattı. “Köküne kadar Aes Sedai. Ben&lt;br /&gt;onun için sadece bir baska rehineyim.”&lt;br /&gt;Evet, dedi Lews Therin. Hepsinden uzak durmalıyız. Biliyorsun&lt;br /&gt;ki bize yardım etmeyi reddettiler. Reddettiler! Bana planımın çok&lt;br /&gt;cüretkâr olduğunu söylediler. Bu da beni sadece yüz yoldasla bir&lt;br /&gt;basıma bıraktı; bir çember olusturacak kadın olmaksızın. Hainler! Bu&lt;br /&gt;onların suçu. Fakat… Fakat Iylyna’yı öldüren bendim. Neden?&lt;br /&gt;Nynaeve bir seyler söyledi, fakat Rand onu duymazdan geldi.&lt;br /&gt;Lews Therin? dedi içindeki sese. Yaptığın sey neydi? Kadınlar yardım&lt;br /&gt;etmedi? Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Lews Therin tekrar hıçkırmaya baslamıstı ve sesi giderek&lt;br /&gt;uzaklasıyordu.&lt;br /&gt;“Söyle bana!” diye bağırdı Rand, elindeki kupayı yere&lt;br /&gt;fırlatarak. “Kavrulasıca, Kardeskatili! Konus benimle!”&lt;br /&gt;Oda sessizliğe büründü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rand gözünü kırptı. Asla… Asla Lews Therin’le baskalarının&lt;br /&gt;duyabileceği bir yerde sesli konusmamıstı. Ne var ki, onlar&lt;br /&gt;biliyordu. Semirhage’in duyduğu bu sesle konustuğunu ve Rand’i&lt;br /&gt;deli bir adam olarak teshis ettirmek istediğini biliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rand uzandı ve saçına elini götürdü. Ya da bunu denedi…&lt;br /&gt;ama sadece uzuvdan olusan kolunu kafasına götürmüstü. Hiçbir&lt;br /&gt;sey basaramadı böylece.&lt;br /&gt;Isık! diye düsündü. Kontrolümü kaybediyorum. Bu zamanların&lt;br /&gt;yarısında hangi ses kendimin hangisi onunki bilemiyorum bile.&lt;br /&gt;Saidin’i temizlediğim zaman bu durumun düzelmesi gerekiyordu!&lt;br /&gt;Güvende olmam gerekiyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvende değil, diye homurdandı Lews Therin. Biz zaten&lt;br /&gt;deliydik. Artık geri dönüsümüz yok. Kıkırdamaya basladı, fakat&lt;br /&gt;kahkahaları giderek hıçkırıklara dönüstü.&lt;br /&gt;Rand odada gözlerini gezdirdi. Min’in ona bakan gözleri&lt;br /&gt;öylesine endiseliydi ki yüzünü çevirmek zorunda kaldı. Semirhage’ın&lt;br /&gt;takasını o delen gözleriyle izleyen Alivia, çokbilmis görünüyordu.&lt;br /&gt;Nynaeve sonunda pes etti ve örgüsünü çekistirmeye basladı. İlk&lt;br /&gt;defa Cadsuane, Rand’i patlamasından dolayı cezalandırmadı. Bunun&lt;br /&gt;yerine sarabından bir yudum aldı. Bütün bu olanlara nasıl&lt;br /&gt;dayanıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düsünce saçmaydı. Gülünç. Gülmek istedi, ama ses çıkmadı.&lt;br /&gt;Alaycı bir homurtu bile çıkaramamıstı; artık değil. Isık! Buna devam&lt;br /&gt;edemem. Gözlerim sanki sisli havada etrafa bakıyormusum gibi&lt;br /&gt;görüyor; elim yandı ve göğsümün yan tarafındaki yaralar sökülerek&lt;br /&gt;açıldı. Nefes almaktan biraz daha güçlü bir hareket yapamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kullanılmıs bir kuyu kadar kuruyum. Buradaki isimi bitirip&lt;br /&gt;Shayol Ghul’a gitmeliyim. Bunu yapmazsam geriye benden, Karanlık&lt;br /&gt;Varlığın öldürebileceği bir sey kalmayacak.&lt;br /&gt;Gülümsemeye sebep olacak bir düsünce değildi; onu&lt;br /&gt;umutsuzluğa sürüklemisti. Fakat Rand çeliktendi. Bundan dolayı,&lt;br /&gt;gelmeyen gözyasları için sızlanmadı.&lt;br /&gt;O anda, Lews Therin’in feryatları ikisi için de yeterli gibi&lt;br /&gt;görünüyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-2865016371103957898?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/2865016371103957898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/firtina-toplaniyor-gathering-storm.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/2865016371103957898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/2865016371103957898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/firtina-toplaniyor-gathering-storm.html' title=''/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzyVNbQdMI/AAAAAAAAACA/ryMlXsggXVo/s72-c/story_header-490.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-7946538531251614809</id><published>2009-12-05T15:16:00.000-08:00</published><updated>2011-02-24T02:04:40.496-08:00</updated><title type='text'>Lanetli</title><content type='html'>&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CMALKAV%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0in;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:8.5in 11.0in;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Yxr9dIpjnsc/TWYtH2Q3yYI/AAAAAAAAAHc/9dSJXvIoouM/s1600/Black_Forest_by_thelordbaphomet.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="261" src="http://4.bp.blogspot.com/-Yxr9dIpjnsc/TWYtH2Q3yYI/AAAAAAAAAHc/9dSJXvIoouM/s400/Black_Forest_by_thelordbaphomet.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxrpxI4-aRI/AAAAAAAAABM/rjewqk3MAKk/s1600-h/Black_Forest_by_thelordbaphomet.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b style="color: #990000;"&gt;Vlad 22 Eylül 2006&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hoşgeldin Stan. Kapı açık girebilirsin' diye bağırdım içeride oturduğum koltuktan. İşte başlıyoruz. Kısa bir bakış, 10 saniye bile Stan'i tanımama yetti. Daha o kapıyı çalmadan içeriye buyur etmemin ardından vücudunda akan kanın hızlanmasını, kalp atışlarının davulu andıran sesini, vücudundaki her kasın gerginlik içinde kasılmasını, alnında oluşan küçücük ter zerreciklerini hissettiğim gibi onun ruhunu ve canlılığını da hissettim. Tahmin ettiğim gibi makul ölçülerde ırkımdan korkuyor ve bir yanı da benimle konuşmak ve içindeki merakı gidermek için yanıp tutuşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Merhaba Vlad. Öncelikle beni buraya kabul ettiğiniz için...' Benimle temasa geçen belki de onüçüncü gazeteciydi Stan. Hepsine hikayemi anlattım ama içlerinden hiçbiri bunları yayınlatamadı. (Neden acaba? Varlığımızı hala birçok insan kahrolası bir peri masalı sandığı için olabilir mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bu kısımları atlayabilirsin teşekkürlere harcayacak vaktim yok. Merak ettiğin asıl şeyi sor.' (Vaktim yokmuş... Saçmalık. Dünyada en bol vakti olan kişilerdenim.&amp;nbsp; Lanet bir ölümsüzüm ama yine de güzel bir tabir ve kişileri aklındakileri anlatması için ikna ettiği sürece bir fok balığı olduğumu bile söyleyebilirim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'İlk gün... Yani ilk dönüştürüldüğünüz zaman neler hissettiniz?' Cebinden bir kayıt cihazı çıkartıp masaya koydu ve sorusunu cihazı çalıştırmadan sorduğu için dudaklarını ısırdı. Tekrardan soruyu sormakla sormamak arasında gidip geliyordu ve ben bu sahneye daha fazla dayanamadığım için cevap verdim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Pekala... Karnın açken gözüne mükemmel görünen kokusunu 10 metre öteden alabildiğin yemeklerin, tatlıların, meyvelerin tokken gözüne nasıl göründüğünü düşün. İşte biz de gözlerimizi böyle bir isteksizlikle geceye açarız. Her pazartesi aynı işe gideceğini, aynı şeyleri yapacağını bildiğin için pazar gecesinden üstüne çöken isteksizlikle sokaklarda dolaşırız. Heryer karanlığa gömüldüğünde küçücük bir mumun bile sana ne kadar değerli geldiğini düşün. Ölüm olmadığı zaman yaşam da değerini yitiriyor. Sırf bu yüzden bazılarımız işi ilginçleştirmek için çeşitli oyunlar,hileler yapıp yönetimde veya önemli yerlerde kendilerini gösterirler. Sırf bu sıkıntıyı ve isteksizliği biraz olsun entrikalarla azaltabilmek için. Bana sorarsan kendilerini daha derin bir bataklığa saplıyorlar.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Peki şu an beni etkin altına alıp bunlara inandırmaya çalışmadığını nerden bilebilirim. Bunu yapabildiğinizi duymuştum' Bir mendille alnındaki teri sildi ve gergince cevap vermemi bekledi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hadi ama biz sihirbaz değiliz. Sadece doğru olan şeyleri birazcık vurgulayabiliriz ki böylece gerçek siz ölümlülerin gözüne daha kolay görünür olsun. Mesela sana bütün elmaların aslında siyah renkli olduğunu söylesem bana inanır mıydın? Sanmıyorum.* Ayrıca sevgili dostum...** Sizleri inanmadığınız birşeye inandırmaya çalışmak özgür iradenize müdahale olurdu. Ben bunu açıkçası pek etik bulmuyorum.*** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslına bakarsanız bunu yapmak mümkündür hatta defalarca yapmışlığım vardır. Bir insanın kalp atışlarını 1-2 metre öteden duyup damarlarında kanın akışını hissettiğimiz gibi bir insanın neye inanıp neye inanmayacağını da kestirebiliriz. Bu da bize karşımızdakine inanabileceği sınıra kadar yalan söyleme yetisini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Aslında siz insanları kandırmamıza bile gerek yok. Örneğin şu an karşımdaki insan sırf elimde yeterli ve fazlası güç olmasına&amp;nbsp; ve ben kötülüğün saf formu olmama rağmen ona zarar vermediğim için beni güvenilir statüsüne koydu. Kendini kandırmakta sizler kadar üstün bir ırk yok bunu bütün içtenliğimle söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Etik bulmuyorum ama bu kimin umrunda ki...En azından benim olmadığı kesin&lt;/div&gt;&lt;div style="border-color: -moz-use-text-color -moz-use-text-color windowtext; border-style: none none solid; border-width: medium medium 1pt; font-family: Verdana,sans-serif; padding: 0in 0in 1pt;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border: medium none; padding: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Vlad- Gün Belirsiz &lt;/span&gt;(Günlüğümün bu sayfasının ilerleyen satırlarında belirteceğim)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Uyanış. İlk hissettiğim ağzımdaki garip tat ve içimdeki derin boşluktu. Göz kapaklarımın inanılmaz ağırlığına rağmen inatla gözlerimi açmayı dendim. Gözlerimi açıp açmadığımdan pek emin değilim ama birşeyler görmeye başlamıştım bile. Kendimi bir uçakta seyahat ederken buldum. Oldukça alımlı, esmer, mini etekli bir hostes hanım bana doğru gülümseyip ' Sizin için başka yapabileceğim birşey var mı efendim?' diye sordu. Elimdeki viski bardağını hafifçe kaldırıp tam teşekkür etmek üzereydim ki kendimi pahalı bir Fransız restoranının koyu kırmızı hatta bordoya çalan atmosferinde buldum. Elimdeki viski bardağı şarap kadehine dönüşmüştü. Karşımda duran oldukça güzel, hafif balık etli, sarışın bukleleri olan hanımefendi oldukça içten bir kahkaha atıyordu.* Ben de bu neşeye ortak olmak için kahkaha atmaya başladım ama komando kıyafetleri içinde kirli sakallı iri yarı bir adam kocaman elini ağzıma kapatıp sessiz olmam konusunda beni sert bir dille uyardı ve kaşlarını çatarak uzaklarda bir noktaya bakmaya başladı. Silah sesleri o kadar yüksekti ki bağırarak şarkı söylesem bile kimse beni duymazdı. Yakınıma düşen bir el bombasının etkisini biraz olsun azaltabilmek için geriye bir adım attım ve düşmeye başladım. İlk baştaki olaylara tepki verme isteğimi dizginleyip yaşamış olduğum ve benim için yaşanan hayatların** anıları içime tekrar dolarken hareketsiz kaldım. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Sonunda bu yorucu işlem tamamlandığında gözlerimi yavaşça araladım. Önümde rahat beyaz kumaş elbiseler giyinmiş iki insan duruyordu. İkisi de oldukça esmerdi ve kömür gibi saçlara sahipti. Ayaklarındaki sandaletlere ve ne kadar temiz olsalarda üzerlerindeki toz zerreciklerine dikkat edince çöl iklimi olan bir bölgede olduğumu anladım. Derin rutubet ve çürümüşlük kokusu odaya hakimdi ve&amp;nbsp; bu koku benden geliyordu. Üzerime baktığımda lanet olası birinci sınıf, özene bezene ve oldukça bedel ödenerek alınmış takım elbisemin toza dönüştüğünü üzlerek fark ettim. Karşımdaki insanlar fal taşı gibi açılmış gözlerle temkinli bir mesafeden ne yapacağımı kestiremediklerini belli eden bir tedirginlikle beni bekliyorlardı. Bayan olanın elinde kendi giydiklerine benzer beyaz kıyafetler olduğunu fark ettim. Eh gözlerimi açmaktan biraz daha fazla hareket beni öldürmezdi! Değil mi? Hele ki ölümden yeni dönmüş birini kesinlikle öldürmezdi... Vücudumdaki her bir kemiğin birleşim yerlerinden gelen gıcırtı ve çıtırdama sesleri geniş odada yankılandı. İlk hareketimle birlikte derin bir rahatlama hissettim. Önce durduğum yerde doğruldum ve keyifle iki insanın bir adım gerilemelerini izledim. Derin rutubet kokusundan ve ortamdaki serin havadan çıkardığım kadarıyla yeryüzünden oldukça aşağıda bir yerdeydim. Bulunduğum geniş odayı aydınlatmak için yüzeyden odaya kadar bir ayna sistemi yerleştirilmişti. Dışarıdaki güneşin yakıcı ışınları bu odayı ancak loş bir ışıkla aydınlatabiliyordu ve bu benim tahammül sınırlarım içerisindeydi. İnsanlardan kadın olanına dönüp parmağımla yanıma gelmesini işaret ederken parmağımdan gelen gıcırtı ve çıtlama sesi kadını oldukça tedirgin etti. Elbiseleri güvenli bir sınıra kadar getirdikten sonra devam etmek için içten içe kendini cesaretlendirmesini ve yüzünde oluşan ifadeleri izlerken oldukça eğlendim. Elindeki kıyafetleri nihayet bana uzattı ve saygısını belli eden hafif bir reveransla benden uzaklaştı (Aslına bakarsanız uzaklaşmaktan çok kaçmaya daha yakındı). Kıyafetlerimi giyinirken aklımda şiddetini arttırıp diğer bütün düşüncelerimin önüne geçen iki soru oluştu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Birincisi; ben sıradan davranmayı, (Birini etkilemeye çalışmıyorsam) lafları doğrudan söylemeyi, (Karşımdakinin kafasını karıştırmak istemiyorsam) yapmacıklıktan uzak durmayı severim. (Evet bunu her zaman yapmaya çalışıyorum) Hal böyle olduğu için şimdiye kadar her kim benden birşey isterse doğrudan söyler&amp;nbsp; ve iş bitince teşekkür ve ya küfür eder. Fakat, bu kadın sanki önemli biriymişim gibi saygılı ve çekingen davranıyordu.(Mezarları karıştırmış olmalı...)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; İkincisi ise o lanet olasıca Stan' in*** beni uyandırması gerekiyordu bu iki hilkat garibesinin değil. Bunun dışında rahatsız edici bir tanıdıklık hissediyordum bu iki insana.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Kıyafetlerimi giyindikten sonra adımımı, koca pürüzsüz taşların üstüne birikmiş beş santimlik ince kuma attım ve yüzümü insanlara döndüm. Konferans vermeye hazırlanan bir profesör edası ile bir iki kere öksürüp ustaca ses tellerimi denedim. Herşey yolunda gibiydi. Ses tellerimi fazla zorlamamak adına fısıldayarak ' İçinizden biri bana burada ne haltlar döndüğünü anlatacak mı?' diye sordum. (Kendime not: Fısıldayan bir vampir insanlara oldukça korkutucu gelir. Bunu bir daha yapma!) İki üç adım gerilediler, arkalarını bir sütuna verdikten sonra yüzlerindeki tedirgin ifade merak ve aptal aptal bakışlara dönüştü. Suratlarının her karesinden söylediğim şeylerden hiçbirini anlamadıkları okunuyordu. Ben de sorumu bildiğim bütün dillerde (Toplam 15 dilde) tekrar ettim. Hala bir reaksiyon alamamış olmam bende ufak da olsa bir merak uyandırmaya başlamıştı. Sonunda erkek olan elini göğsüne götürerek 'Thar' dedi. (Bilirsiniz filmdeki gibi Tarzan-Jane, Jane-Tarzan) İşte yine o saygı dolu eğilme.. Sonra çekingen bir ses tonu ile devam etti. ' Avente di tira senta' &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Aptal aptal bakma sırası bana gelmişti ve bunu hakkını vererek yaptım. Uzun süre - yaklaşık 3 dakika- duraksadım. Bir aydınlanma hissi eşliğinde kelimelerin anlamını çözdüm ve insanlara dönüp ' Lanet olasıcalar Latinceye ne yaptınız böyle!' dedim. Sesim istediğimden biraz yüksek bir tonda çıkmış olmalı ki kadın bir çığlık atıp kaçmaya başladı. Thar da aynısını yapmak üzereydi ama onu kolundan sıkı sıkıya tuttum ve Latince ' Bana hangi yılda olduğumuzu söyle' dedim. Biraz çekindi ve ağzında birşeyler geveledi. Anlamadığımı görünce duraksadı ve işaret parmağını bana gösterdi. Ardından yerdeki kum tabakasına parmağıyla yukardan aşağı doğru düz bir çizgi çekti. Durdu ve bu sefer elini açıp beş parmağını bana gösterdi ve yere bir ' V' işareti yaptı. Başımı salladım ve iki elimi ona gösterip yere 'X' yazdım. Anladığımı gördüğünde derin bi rahatlama ile yere şunları yazdı: 'II-IV-III-VII'&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Gözlerimi fal taşı gibi açıp okkalı bir küfür savurdum. Adamı bu zayıf halimle bile olsa hızlıca kendime çekip dişlerimi boynuna geçirdim. Yıllardır... Düzeltiyorum her ne halt olduysa artık yüzyıllardır çektiğim susuzluğu giderircesine kana kana içtiğim ılık kanın boğazımdan aşağıya inerken bıraktığı tarif edilemez güzellikteki tadı içime çektim. Damarlarıma yayılan güç ile dolup taştım. Bu karşımdaki insan bozmasının (Tadı insan gibi değildi... Birşeye benziyordu ama çıkaramadım. Takdir edersiniz ki biraz meşguldüm) bütün anıları bir bir hafızama nüfuz ederken**** hayretler içinde kaldım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Thar ölümün sınırına yaklaşmadan önce onu bıraktım ve dayanılmaz kanın tatlı çekiminden büyük bir isteksizlikle ondan uzaklaştım. İçime dolan yeni gücün ihtişamı ve güveni ile titredim. Sonra ilk başta adamın bana ne dediği aklıma takıldı. ' Büyük efendiler uyandı' demişti. Bu ne saçmalıyordu böyle. Büyük efendiler de kimdi?&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;-------------------------------------o----------------------------------------&lt;/div&gt;&lt;div style="border-color: -moz-use-text-color -moz-use-text-color windowtext; border-style: none none solid; border-width: medium medium 1pt; font-family: Verdana,sans-serif; padding: 0in 0in 1pt;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border: medium none; padding: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Oldukça güzel bir espiriydi sanırım. Kaçırmış olmam ne yazık.&lt;br /&gt;**Irkım sadece beslenme amacıyla insanlardan yararlanmaz. Kanınızın tadını aldığımızda yaşanmış anılarınızın da bir kısmını alma yetisine sahibiz.&lt;br /&gt;***Evet doğru tahmin ettiniz gazeteci olan. Eh ne diyebilirim ki benimle tanışan her insanın yaşamı şu veya bu şekilde değişir.&lt;br /&gt;****Şimdi bana neden bunu ilk başta yapmadın diyenleri duyar gibiyim. Ben ölümsüzüm dostlarım işleri gereğinden biraz fazla uzatmak umrumda bile değil. Aslında bundan zevk bile alıyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #990000; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Vlad, 27 Ocak 1452&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Dondurucu bir kış günüydü. Hiçbir yere kar yağmamıştı ama esen en ufak rüzgar bile insanın kemiklerine işleyen bir soğuğu beraberinde getiriyordu. Yürüdüğüm etrafı çimlerle kaplı çamur patikanın ilerisinde iki kadın bana doğru yaklaşıyordu. Ellerimi ağzıma götürüp nefesimle ellerimi ısıttım*. Kadınlardan biri ekinleri hakkında yakınıyordu. ‘ Asıl soğuğu biz yiyoruz. Ekinlerimiz hep heba oldu. Surların içerisinde yaşayanlar için hava hoş tabi…’ Bana soracak olursanız bir insan yeterince boş kalırsa yağmurun neden yukarıdan aşağı yağdığı konusunda bile yakınabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Bu insanlara duyduğum tiksintiden mi yoksa botlarımın çamura bulanmasından sıkılmamdan mı bilmem patikadan ayrıldım ve en yakındaki kasabaya doğru yöneldim. Bir iki saatlik yürüyüşün ardından geniş bir mezarlığın yanından geçtim. Mezarlıklardan nefret ederim. Ölme lüksüne sahip bir sürü insan ile dolu bir yer ve çoğunu oraya ben gönderdim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Ben Vlad dostlarım** dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kiralık katili. Boşuna zahmet edip araştırmayı denemeyin. Adımı tarih kitaplarında bulamazsınız. Çünkü tarih kitapları kilit görevdeki insanları öldürüp halkına koca bir savaşı kazandıranları asla yazmaz, savaşta bire bir çarpışıp hayatlarını kaybedenleri nadiren yazar. Hayır… Tarih kitapları parası olan soyluları ve kralları yazar. Çünkü kağıt oldukça pahalıdır ve yazarlar açgözlüdür. Hem ayrıca adım bir yerlerde geçiyor olsaydı bu işimi pek de iyi yapmadığım anlamına gelirdi. Size bir örnek vereyim tarih kitaplarında beni ancak bu şekilde görebilirsiniz. &lt;b&gt;‘’ Kosova Savaşı sonrasında savaş meydanını gezerken bir Sırp askerince sırtından hançerlenerek öldürülen 1. Murat…’’ &lt;/b&gt;Sizce de oldukça şüphe uyandırıcı değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Sonunda kasabanın binaları yavaştan kendilerini göstermeye başladılar. Bulutlu bir geceydi. Dolunayın geceyi gündüze çevirircesine etrafa saçtığı ışınlar koca bir bulutun arkasına gizlenmişti. Kasabadaki yegane taş binaya yaklaştım. Kapısında zırhlara bürünmüş iki tane nöbetçi dikkat kesilmiş etrafı izliyordu. Bu ise benim doğru yere geldiğimin işaretiydi. (Sıradan insanları pek öldürmem)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Arkaya dolanırken hızımı arttırdım ve karşıda duran ahşap binanın asma katına ayaklarımı atıp destek aldım ve tekrar taş binaya doğru zıpladım. Bir göz kırpması süresinde taş binanın terasındaydım. Kimsenin bu zarif hareketlerimi görüp takdir etmemesi ne yazık. Altımda kalan pencereye kaydım ve seri bir takla ile içeri girdim. Kolumdaki dart okunu çıkarırken sessiz bir küfür savurdum. Etkili ve hızlı ölüm sağlayan ısırgan zehrinin ekşimsi tadını damarlarımda hissettim. Neyse ki daha fazla ölemem! Daha dikkatli bir şekilde kocaman altın kaplama tahtalarla yapılmış şatafatlı yatağında yatan adama doğru ilerledim. Hızla ilerlerken büyük yuvarlak taş zemindeki bazı taşların arasında toz bulunmadığını fark ettim hemen adımlarımın bir iki tanesini yandaki duvara attım ve taşların normale döndüğü yerin güvenli zeminine zararsızca kondum. Bu tip tuzakları insanlar neden odasına koyar anlamıyorum. Buraya kadar girecek yeteneğe sahip biri genellikle bu tuzakları da atlatabilir. Hem ayrıca her sabah uyandığında bu tuzakları etkisiz hale getirmek daha büyük bir işkence olsa gerek. Uykuluyken birine basıp şimdiye kadar ölmemesi büyük şans. Belimde asılı olan tavşan derisi kılıfından en sevdiğim hançerimi çıkardım ve genç sayılabilecek sarışın uzun boylu atletik bir yapıya sahip adamın boynuna sapladım. Hemen hançeri çıkarıp seri bir şekilde kalbine ve karnına sapladım. (İşimi şansa bırakmayı pek sevmem). Boynunda asılı duran madalyonu kopararak avucumun içine aldım ve çatıdan çatıya atlayarak hızla geceye karıştım. 12. ordu komutanı Ilyus yazıyordu madalyonda. Gülümsedim. Bundan tam bir yıl sonra kuşatacağımız şehrin tam 12 tane ordusu vardı ve ben hepsinin komutanlarını öldürmeyi başarmıştım. Madalyonu cebime attım karargaha doğru yola koyuldum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Ben Vlad. Dünyanın en iyi suikastçisiyim, ama ben bile hata yapabilirim. Yıllar önce oldukça gençken bana bir teklifle gelen Sırp hükümdarının teklifine aldandım ve bu halk için önemli birini öldürdüm. Paramı da ödememişti adi herif ben de onu bir güzel bıçakladım hem de evleneceği günden bir gün önce. İnanın ban beni kızdırmak istemezsiniz. Her neyse bunun bir hata olduğunu bu halkı tanıdıktan sonra anladım ve borcumu ödemek için bu güne kadar binlerce kişi öldürdüm ve bugün borcumu tamamen ödedim. Bizanslı 12. ordu komutanı Ilyus sağolsun. Yine de bu insanlara kanım kaynadı. Liderleri oldukça başarılı ve ahlaklı birisi ve şimdiye kadar defalarca denenmiş ve başarılamamış bir şeyi tekrar deneyecek.Hem de 18 yaşında... Kim bilir belki savaşa katılırım. Hasan ile girdiğimiz surlara kimin en önce bayrağı dikeceği konusundaki iddiayı kimin kazanacağını da merak ediyorum. Benim için pek zorlayıcı bir görev değil, sonuç şimdiden belli sayılır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ne nefesim sıcaktı ne de ellerimin ısıtılmaya ihtiyacı vardı.&lt;br /&gt;** Dostum kelimesini pek sık kullandığımı fark etmişsinizdir. Dostum olmayanları mezara yollamaktaki üstün başarılarım göz önüne alınınca bu dünyada pek düşmanım kalmadığını tahmin edersiniz. Bu yüzden gönül rahatlığı ile herkese dostum diyebiliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-7946538531251614809?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/7946538531251614809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/lanetli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/7946538531251614809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/7946538531251614809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/lanetli.html' title='Lanetli'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Yxr9dIpjnsc/TWYtH2Q3yYI/AAAAAAAAAHc/9dSJXvIoouM/s72-c/Black_Forest_by_thelordbaphomet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-6939013474742079238</id><published>2009-12-05T14:52:00.000-08:00</published><updated>2011-02-24T02:05:16.654-08:00</updated><title type='text'>Mat</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JiPxu6KK0RU/TWYtT2vfHKI/AAAAAAAAAHg/Kd-t18GRMUE/s1600/whenthedustsettlesbykay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-JiPxu6KK0RU/TWYtT2vfHKI/AAAAAAAAAHg/Kd-t18GRMUE/s320/whenthedustsettlesbykay.jpg" width="197" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxrkgBD_QtI/AAAAAAAAABE/8lNWK23__4k/s1600-h/When_the_Dust_Settles_by_Kaytara.png.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kahverengi ayıcıklarla süslü pijaması içinde Mat, kendisine bir iki boy büyük gelen sandalyesinden aşağı süründü ve annesinin onun için masaya koyduğu büyük bir bardak suya uzandı. Diğer eliyle bir ekmek parçası ağzına attı bir iki tane de küçük üzüm ve bir şeyler daha…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Mat oyalanmadan yatağına yat tamam mı? Dinlenmek senin için çok önemli’ Bunları bir hüzünle söylemişti annesi.&lt;br /&gt;Mat 9 yaşındaydı ve ne zaman yatağa gideceğine normalde kendi karar verirdi. Omuz silkti.Bu günlük böyle olsun dedi ve yatağına gidip gözlerini kapadı.&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;Sör Tavin yapılı 1.80 boyunda ve kaslı bir adamdı. Dalgalı kahverengi saçları kulaklarının arkasından omuzlarına dökülüyordu. Üstündeki zırh gibi mavi gümüş ejderha motifleri ile süslenmiş miğferini başına geçirdi. Atını hafifçe çevirerek etrafa bir göz attı. Ölülerle dolu bir savaş alanı… Yüzünü tekrar adamlarına çevirdi. Tam 250 adet cesaretleriyle nam salmış asker emirlerini bekliyordu. Normalde konuşma yapmak pek ona göre değildi. Adamlarına hiçbir şey söylemesine de gerek yoktu. Onlar zaten onu kıyamet çukuruna kadar izlerlerdi. Bugün farklıydı… Bugün düşman çok güçlüydü. Savaşın başlamasının ardından üç gün geçmesine rağmen düşman birlikler hala direniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Birçoğunuzla yıllardır at sürüyorum.’ Sör Tavin konuşmaya başlayınca buna alışık olmayan adamları kendi aralarında mırıldandılar. ‘Biliyorum ki hepiniz bu civarda bulunabilecek en iyi askerlersiniz. Bu yüzden karşımdaki bu kıyımı, bu yaratıkları görünce korkmuyorum.’ Onaylar mırıltılar ve baş sallamalar eşliğinde konuşmaya devam etti. ‘ Size dürüst olacağım çocuklar. Bugün belki de hiçbirimiz bu savaştan sağ çıkamayacağız.’ Başını hafifçe öne eğdi. Son cümlesini biraz kısık bir sesle söylemişti.’ Arkasında savaşmakta olanları gösterdi. Yılan başlı insan bedenli yaratıklar kendisi gibi mavi gümüş zırhlara bürünmüş insanlarla çarpışıyordu. Bir yandan zehirlerini bulabildikleri her açık et parçasına yayıyorlardı. Arkalarında 4 adam boyunda devasa 12 tane kırmızı gözü ve sayısız bacağı olan büyük örümcekler vardı. Ağlarıyla yakaladıkları ve savaştıkları şövalyeleri tek tek acımasızca yiyorlardı. Savaşan iki tarafın da üstü kan revan içindeydi ve yerlerde kan çukurları oluşmuştu. Manzaranın vermiş olduğu dehşet içinde kısık sesle devam etti ‘Bizi bu yaratıklardan ayıran bir amaç var çocuklarım.’ Konuştukça yükselen bir ses tonu ile devam etti Sör Tavin. ‘Biz bu yaratıklar gibi habis bir lorda hizmet edip onun boyunduruğu altında ülkemize dehşet getirenleri bu yurttan atmak için buradayız. Dediğim gibi yaşama ihtimalimiz çok zayıf ama yine de bizden sonra gelecekler için oldukça büyük hediyeler bırakalım olur mu çocuklar!’ 250 kişi birden bir yumruklarını kaldırıp bağırdılar. ‘ Biz sıradan bir birlik değiliz. Bu yüzden bırakın şu küçük yılanlar diğer birliklerle boğuşsun. Şu örümcekleri güzel bir hediye paketi yapalım ne dersiniz’ Bir tezahürat daha koptu. ‘ Aranızdan ayrılmak isteyenler varsa anlarım.’ Bir süre bekledi askerlerin hiç biri kılını bile kıpırdatmıştı. Kılıcını kınından çekti ve savaş alanının üstündeki kocaman dağı işaret etti. ‘Hedefimiz o dağa ulaşmak ve eğer ulaşırsak savunabildiğimiz kadar savunmak. Sizinle savaşıp ölmek bir onur olacak!’ Bu son cümle ile atı ileriye atıldı. Arkasındaki adamlar çok bilinmeyen kadim zamanlardan kalma bir savaş marşı söylüyordu. Üçgen şekli alıp savaşın ortasına daldılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan 6 saat geçmişti. Sör Tavin ve birliği –daha doğrusu birliğinden arta kalanlar- dağın zirvesine oldukça yakın bir yerde dizlerinin üstüne çökmüş doğru anı bekliyorlardı. 38 kişi kalmıştı o koca birlikten. Yitirilen onca değerli askeri düşününce Sör Tavin in vücudundaki sayısız yara tekrar tekrar sızladı. Savaş anını düşündü. O büyük örümceklerden 6 tanesini öldürmüşlerdi ve savaş kendi lehlerine dönmeye başlamıştı. O sırada çıkagelen alev ejderhaları adamlarının çoğu ile birlikte kendi soyunu da öldürmüştü. Büyük bir mucize eseri tam zamanında yetişen her askerin tek tek armasını taşıdığı buz ejderhaları imdatlarına yetişmişti. Adamlarından biri koluna hafifçe dokununca bu düşünceleri kafasından attı. Zamanı gelmişti. Son saldırı ve ölümün o ferahlatıcı serinliği için zaman gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Mat uyan artık’ dedi annesi üzgün bir ses tonu ile odanın kapısını aralarken.&lt;br /&gt;Mat zaten yarı uyanıktı heyecanla annesinin yanına geldi. &lt;br /&gt;Annesi avucunun içini Mat in alnına koydu. ‘ Ateşin düşmüş şükürler olsun’ dedi&lt;br /&gt;Mat heyecanla annesine döndü ve oyuncak kılıcını aldı. ‘ Boğazım da ağrımıyor artık. Sör Tavin sayesinde anne. O ve birliği bütün o canavarları tek tek öldürdü biliyor musun ? ve… ve sonra da kötü alev ejderhaları geldi’ ellerini pençe şekline getirip korkunç bir yüz ifadesine büründü ‘Neredeyse hepsini öldüreceklerdi ama sonra mucize eseri buz ejderhaları geldi ve onlarla savaştı’&lt;br /&gt;Annesi Mat e şüphe ile bakıyordu. ‘Belli ki biri gece fazla ateşlenmiş ve kötü rüyalar görmüş. Gece uyandırıp sana ateş düşürücü vermiştim bilinç altın bunu garip bir rüyaya çevirmiş’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mat inatla konuşmaya devam etti. ‘Sen ne dersen de anne. Sör Tavin gerçekti ve beni hastalıktan kurtardı.’ Bir dizinin üstüne çöktü ve kılıcının ucu yere gelecek şekilde koydu. Kafasını kılıca yasladı ve konuştu: ‘İşte böyle duruyordu anne o kadar yara almasına rağmen ve o dağın zirvesini korudu. Savaşacak gücü kalmamıştı ama yine de ayakta kaldı. Onu gören adamları cesaretlendi ve ona yaklaşan bütün o yılan adamları uzaklaştırdılar.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi gülümsedi ve Mat in yanağına sevgi dolu bir öpücük kondurdu. ‘ Ah Mat tamam senin dediğin gibi olsun. Bu tür şeyleri ben nerden öğrendiğini biliyorum ama’ dedi gülümseyerek. ‘ Sanırım artık o kayıprıhtım denen siteye girmeni yasaklamam gerekecek.’ Mat tam itiraz etmek üzereydi ki espiri yaptığını ortaya çıkaran bir gülümseme ile oğluna sarıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-6939013474742079238?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/6939013474742079238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/mat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6939013474742079238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/6939013474742079238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/mat.html' title='Mat'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-JiPxu6KK0RU/TWYtT2vfHKI/AAAAAAAAAHg/Kd-t18GRMUE/s72-c/whenthedustsettlesbykay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5833069443318914123.post-8073173987175569355</id><published>2009-12-05T14:06:00.000-08:00</published><updated>2011-02-25T23:34:54.246-08:00</updated><title type='text'>Şans ve Hırs</title><content type='html'>&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CMALKAV%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0in; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gYQBiTDEAtE/TWYtfdlmOFI/AAAAAAAAAHk/f_nf2fDX4Ws/s1600/sdfdsv22222.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://1.bp.blogspot.com/-gYQBiTDEAtE/TWYtfdlmOFI/AAAAAAAAAHk/f_nf2fDX4Ws/s400/sdfdsv22222.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxrjH6Nsb_I/AAAAAAAAAA0/3avVQWls-Hg/s1600-h/wishyouwerehereup0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxrjiaclRUI/AAAAAAAAAA8/bsxHDexoMs4/s1600-h/sdfdsv22222.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Göz kamaştırıcı güzellikteki kanatlarından etrafa mavi beyaz pırıltılar saçarak sanki yaşamı kendi ağır çekimine uydururcasına hareket eden devasa ejdarhaya bakakaldı. Ejderhaya doğru kibirli bir bakış attı. İçinde büyümeye başlayan o korku hissini dizginlemeye çalıştı. 'Sakin ol' dedi kendi kendine ' Bu sadece her ejderhanın sahip olduğu genetik bir özellik.' Bunu çok iyi biliyordu ama yine de dizlerinin hafifçe titrediğini ve dişlerinin birbirine sıkı sıkıya kenetlendiğini fark etti. Devasa ejderha az ilerisinde durup ona doğru kafasını ağır hareketlerle çevirdi. Acelesi yokmuş gibi davranıyordu ve bu konuda oldukça haklıydı. Boyutlarına bakılacak olursa en az beş yüz yıl yaşamıştı. İnat ve gururla ayakta kalmayı ve dev yaratık ile böyle yüzleşmeyi deli gibi istiyordu ve bu yüzden bütün iradesini kullandı , fakat ağır ağır önce tek dizinin üzerine çöktü sonra da yere kapaklandı. Vücudu onun isteklerini yerine getirmekte pek başarılı değil gibi görünüyordu. Korkudan ve panikten kafasını yerden kaldıramıyordu, ama Maxen inatçılığı ve kararlılığı ile ün salmış büyük bir büyücüydü. Ejderhayı, en azından kendisine o ölüm getiren zehirli soğukluk dalgasını üflemeden önce görmeye çalıştı inatla.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Uyandı... İlk hissettiği omzundaki ve sırtındaki derin kesiklerden gelen derin acı sinyalleri oldu. Çoktan ölmüş olması gereken yerde yatıyordu. Sağlam eliyle yerden bir avuç toprak aldı ve eline gelen ince kum taneli sarı toprağı hissedince kahkaha atmak istedi, ama tek yapabildiği öksürmek ve bir kaç damla kan tükürmek oldu. Ölümü beklemek, ölümü istemek o an için en kolay seçenek gibi görünüyordu. Maxen bu düşünceleri aklının en uzak köşesine itti ve düşündü. Dikkatini ve konsantrasyonunu bir toparlayabilse onu buradan uzaklara taşıyacak olan büyüyü yapmaya başlayabilirdi, fakat ölümle burun buruna gelmişken büyü sözleri içindeki yaşam enerjisi gibi sönerek yok oluyordu. Güneşin yakıcı ışınlarından çatlamış ve kurumuş dudağını ağzındaki kan ile ıslattı. Çöl… diye düşündü. Kazanacağına o kadar emindi ki rakibi ile karşılaşacakları yer olarak bir çölü uygun görmüştü. Ne de olsa o ünlü büyücü Maxen' dı. Kendisini duello teklif eden bu taşra büyücüsünü tabii ki yenecekti ve eğer rakibi yara alacak olursa kaçamasın diye de koca bir kum yığınını seçmişti. İçinden kahkaha atmak istedi. Hayatının en büyük hatalarını yapmıştı ve hepsini de bir güne sığdırmıştı. Belki de yaşayacağı son güne. Kibir ve rakibini küçük görmek. Ancak bir salaktan beklenebilecek hatalardı. Sonra rakibi aklına geldi. Yaptıkları duello. Hayır... Rakibi hile yapmıştı onu aldatmıştı. Savaşın o adrenalin dolu anlarına geri gitti. Duelloyu kazanıyordu onu büyüsü ile hapsetmişti, fakat rakibi kullanmaması gereken inanılmaz güçlü bir büyülü eşyayı kullanmış ve onu arkasından vurmuştu. Vücudu öfke ile alevlendi. Kalp atışları gittikçe hızlandı. Demin ihtiyacı olduğu halde yapamadığı büyüyü hırsı ve kini ile havada ördü. İşe yaramıştı. Az önce Maxen'ın yattığı yerde kırmızı bir kan gölü ve çöl kumlarından başka bir şey kalmamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Beyaz ve gümüş renkli yerlere kadar gelen sakalını okşadı uluların ulusu büyü tanrısı. Bu Maxen denen adam bir insan için oldukça sıra dışı bir güç gösterisinde bulunmuştu. Eh… Eğer bu adam yaşarsa onu nasıl olsa bir şekilde bulurdu, ama şimdi ilgilenmesi gereken bir sürü iş vardı. Tapınaklarında ona daha fazla para için dua eden insanlar, maden için yalvaran cüceler, statü isteyen elfler, çok azı da mutluluk istiyordu. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bunların nesi vardı böyle? Bir gün öleceklerini fark edememişler miydi daha?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-zt8ElaqCzvQ/TWitEkKnsnI/AAAAAAAAAH8/QQ_pPdLgNtU/s1600/avatar_792.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh6.googleusercontent.com/-zt8ElaqCzvQ/TWitEkKnsnI/AAAAAAAAAH8/QQ_pPdLgNtU/s1600/avatar_792.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZyIMIc3qfX8/TWgrNrAjayI/AAAAAAAAAH0/2ximrP5dF6A/s1600/Lava-k.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZyIMIc3qfX8/TWgrNrAjayI/AAAAAAAAAH0/2ximrP5dF6A/s320/Lava-k.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-02iXP0Qs9gE/TWgrN6HysuI/AAAAAAAAAH4/ZDkbQZtv1OI/s1600/uldin-k.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-02iXP0Qs9gE/TWgrN6HysuI/AAAAAAAAAH4/ZDkbQZtv1OI/s320/uldin-k.JPG" width="228" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5833069443318914123-8073173987175569355?l=malkavian-vlade.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/feeds/8073173987175569355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/sans-ve-hrs.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/8073173987175569355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5833069443318914123/posts/default/8073173987175569355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malkavian-vlade.blogspot.com/2009/12/sans-ve-hrs.html' title='Şans ve Hırs'/><author><name>Malkavian</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09077042782330691927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_bsPWvqr7lxU/SxzrkTWu_gI/AAAAAAAAABg/ZgZOJqGX-O8/S220/n591728882_152534_8152.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-gYQBiTDEAtE/TWYtfdlmOFI/AAAAAAAAAHk/f_nf2fDX4Ws/s72-c/sdfdsv22222.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
