Angela & Michael

Posted by Malkavian On 13 Temmuz 2010 Salı 4 Kişi Düşüncesini Belirtti

Angela & Michael
Bölüm I
Angela

Kulağını inletircesine çalan alarmın sesiyle uyandığı gibi yatağının ucunda duran pembe terliklerini çalar saate atması bir oldu. Yataktan gözleri kapalı bir şekilde adeta zombi gibi yürüyerek önce beyaz uzun sabahlığını giyindi. Sonra da fırlattığı terliğini bulmak için sağ gözünü hafifçe araladı. Terlikleri giyer giymez saatin çok geç olduğunu fark ettiği için banyoya doğru koşturdu. Aceleyle dişlerini fırçalayıp, saçlarını gelişigüzel arkadan topladı. Odasında bulunan tek koltuğun üzerine çıkarmış olduğu dünden kalma kot pantolonunu ve dar bluzunu giydi ve dış kapının önünde aceleyle ayakkabılarını bağlamaya koyuldu. Saatini kontrol etti. İlk derse geç kalmıştı bile… Kapıyı açıp elindeki defter ve kitaplar ile hemen asansöre yönelmek niyetindeydi ki Michael ile çarpıştı.

Michael her zaman saçlarını dağınık bırakan ve her zaman hayata karşı umursamazmış gibi davranan gördüğü en rahat insanlardan biriydi. Uzun boylu, beyaz tenli ve siyah saçlı normal kiloda bir çocuktu işte. Tabii ki her zaman saçma sapan şeylerden bir koleksiyon oluşturup üzerine geçirmesi ve bunları kendine yakıştırmasını saymazsak. ‘Bu çocuk benim pembeler ve beyazlarla dolu dolabımı bile kurcalasa kendini inanılmaz erkeksi ve aynı zamanda da yakışıklı gösterecek bir şeyler bulabilir ‘ diye düşünürdü hep Angela. Michael her zamanki kibarlığı ve atikliği ile yerdeki defter yığınına ilk davranan oldu.  Daha Angela ne olduğunu anlayamadan eline düşürmeden önceki sırası ile dizilmiş defterlerini ve kitaplarını tutuşturan çocuğa tekrardan bakakaldı. Uzun zaman olmuştu. Neredeyse 6 yıldır Michael onun en yakın arkadaşıydı ve son 2 senedir de komşusuydu. Michael gülümsedi ve bir el işareti ile Angela’ yı önden gitmesi için teşvik etti. Asansöre bindiklerinde Michael nedense derin bir nefes verdi. Hep böyle yapıyordu aslında Angela şimdi fark etmişti. Garip zamanlarda garip tepkileri vardı arkadaşının. Asansöre binmeden hemen önce etrafı iyice koklamıştı. Ne garip çocuktu aslında. Bazen iki hafta evinden, hatta odasından dışarıya adımını atmaz fakat iki hafta sonra ilk çıktığı gün, sanki o kendini eve kapatan, insanlardan kendini dışlayan çocuk değilmiş gibi, o bar senin bu bar benim gezer ve hiç bir şey olmamış gibi eğlenirdi. Güncel haberlere asla uzak kalmazdı ve okulda çıkan son dedikoduları nasıl oluyorsa evinde geçirdiği iki haftanın sonunda bile şaşırmadan karşılardı.

‘Neden her asansöre binişimizde derin bir nefes veriyorsun? İnsanlar genelde asansörden inince bunu yapar diye biliyorum ben.’ dedi Angela her zamanki araştırmacı ses tonu ile.

‘Öyle mi? Hiç farkında değilim’ dedi Michael her zamanki umursamazlığı ile elinin tersini sallayarak, saçma bir düşünceyi savar gibi yaptı. ‘İşte geldik. Önden buyurmaz mıydınız hanımefendi? ’ diyerek ufak bir reverans yaptı.

Angela gülümsedi ‘ Ah çok naziksiniz beyefendi ama ilk derse geç kaldık farkında değilsiniz galiba.’

‘Aksine o kadar farkındayım ki John’ dan benim ve senin yerine yoklamaya imza atmasını istedim bile. Eee kahvaltıyı nerde yapmak istersin. Kurt gibi acıktım ve ilk 3 derse girmek zorunda bile değiliz artık’

Angela tekrar gülümsedi. Hep bir adım önde diye düşünmekten kendini alamadı. Yanından geçtikleri bir fast food lokantasına doğru yönelmeye başladı ama Michael onu omzundan tuttu ve yönünü zorla değiştirdi. ‘Sabah sabah böyle şeyler yememelisin. Daha sağlıklı bir yerler seç lütfen’ dedi ve kızı elinden tutup çekiştirerek açık büfe bir salatacının önüne götürdü. Neredeyse bunu yaparken telaşlı görünüyordu. Dükkana girmeden önce sağına ve soluna tekrar tekrar baktı. Etrafı iyice kokladı ve sonra bir masa seçip oturdu. Angela arkadaşının bu davranışlarına alışmıştı ve itiraz etmeden masaya oturdu. Michael’in iki tepeleme doldurduğu salata tabağı ile kendisine doğru gelişini keyifle izledi. Yaklaşık bir saatlerini kahvaltı yaptıkları mekanda kahkahalar atarak geçirdiler. Michael eğer havasındaysa her zaman onu gözlerinden yaşlar gelene kadar güldürürdü. Eğer değilse Michael’ı da çevresindekileri de güldürmenin hiçbir yolu yoktu.

İlk üç dersin bitimine az bir süre kala okula vardılar ve kalan derslerine girdiler. Ders çıkışında Angela yurt dışından yeni gelen bir çocukla konuşuyordu ve Michael birden tepelerinde bitiverdi.

‘Akşam ne yapıyoruz Angela? Bir yerlere eğlenmeye gidelim mi?’dedi Michael umutla. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.

‘Süper fikir. Charles sen de gelmek ister misin? Hem bu gece bir şeyler içip biraz etrafı gezdiririz sana.’ Dedi Angela yeni insanlarla tanışmaktan hep inanılmaz keyif almıştı.

Michael bariz bir şekilde suratını buruşturdu ve kimseyi inandırmayacak bir ses tonu ile
‘Evet. Aramıza katılmanı gerçekten çok isteriz’ dedi.

Charles ‘ Çok isterim akşam 8 gibi işlerim bitiyor. Sizi cep telefonundan arayıp haberdar ederim.’ dedikten sonra gülümseyerek anfiden dışarı çıktı.

Daha Michael ağzını açamadan Angela ona doğru dönüp ‘ Bir kere de yeni tanıştığımız insanlara karşı bu kadar kaba olmasan ne olur sanki?’

‘Bir kere de yeni insanlarla tanışmasan da hali hazırda bulunan arkadaşlarımızı eğlenceye katsan ne olursa ondan olur canım.’ diye cevabı yapıştırdı Michael hemen.

 ‘Akşam 8 de görüşürüz Michael bazen çocuk gibi davranıyorsun.’

Michael derin bir iç çekti. ‘ Evet sanırım öyle davranıyorum ama yine de beni çok seviyorsun değil mi?’ dedi ve muzipçe sarıldı. Angela sarılmanın etkisi ile yumuşamıştı bile. ‘Şebek…akşam görüşürüz’ dedi ve o da anfiyi terk etti.

----0----

Akşamki buluşmaları çok eğlenceliydi. Evde oturup vişne-votkalarını içmişler, ardından Angela’nın yeni aldığı karaoke oyunu ile kahkahalar doruk noktasına çıkmıştı. Taa ki gece boyu yapmacık gülüşlerle eğlenip Charles’ı süzen Michael  ‘Artık bu kadarı fazla!’ diyerek Charles’a okkalı bir yumruk sallayana kadar. Angela gördüklerine inanamıyordu. Sinirden kudurmuş gibi Charles’ın üzerine yürüyen ve birbiri ardına yumruklarını sıralayan Michael durmak bilmiyordu. Her yumrukta adamın suratından daha da fazla kan geliyordu ama Charles hiç bir şey olmamış gibi kendi yumruklarını savuruyordu. Gözlerinin önünde ölümüne dövüşen iki adam da kanlar içinde kalmıştı. Bu kadar vahşi bir kavgada beyaz halısının üzerinde nasıl olup da bir damla kızıllık olmadığını merak edecek dikkati toplayamamıştı tabi ki Angela. ‘Lanet olasıca defol git buradan!’ diyen Michael son bir yumruk salladı ve Charles koşarak evin kapısına çarptı. Sersemlemiş gibi kafasını sağa sola salladıktan sonra neredeyse ışık hızıyla evden çıkıp kapıyı sertçe arkasından kapattı. Michael gördüğü vahşet karşısında gözyaşlarını tutamayan Angela’nın yanına doğru seğirtti ve sanki suratında ve vücudunun muhtelif yerlerinde yaraları olan o değilmiş gibi ‘Sen iyi misin? Sana bir şey yapmadı değil mi?’ dedi. Angela çıldırmak üzereydi ve gözlerinden yaşlar istemsizce akıyordu. ‘Bunca yıldır neden bana söylemedin?’ dedi hıçkırıklarının arasından.
Michael şaşırmıştı. Bu nasıl olabilirdi? Sonunda onu gerçekten anlamış mıydı Angela? Ağzını açıp tek kelime bile edemedi. Heyecandan titriyordu.

Angela gözlerindeki yaşları elinin tersi ile silerek gülümsemeye çalıştı. ‘Bana aşık olduğunu neden daha önce söylemedin Michael?’

Michael’in aldığı onlarca yumrukla bir nebze bile etkilenmeyen duruşu sarsıldı ve omuzları bir anda düştü. Elini alnına götürdü ve ‘Hayır.. Bu olamaz…’ dedi, kendini yere bırakırken.


-----0-----

Angela & Michael
Bölüm II
Michael

Dünyaya kalın bir sis perdesinin arkasından bakan siz insanlara bazen acıyorum. Hep mi böyleydiniz yoksa sonradan mı bu büyük inkarı seçtiniz bilmiyorum, ama yüzyıllardır benim gördüklerim –yani gerçekler- sizin gözleriniz önünde çarpıtılmış birer Polyanna hikayesine dönüşüyor.


Saçlarım her zamanki gibi dağınık ve yine dolabımda duran kıyafet benzeri kalitesiz şeylerden bir koleksiyonu üzerime geçirmiş vaziyette, kapımın önünde tam yarım saattir bekliyorum. Angela sanırım uyuya kaldı. Normalde benim durumumdaki biri bu gecikmeden endişelenirdi ama ben bunun önemsiz bir geç kalkma sorunu olduğunu bilecek kadar Angela’ yı tanıyorum.

Cep Telefonumu çıkarıp hemen ortak arkadaşımız olan John’un numarasını çevirdim. ‘’ Selam. Nasılsın?... Eee senden bir iyilik isteyecektim. Ben ve Angela biraz geç kalktık. İlk derslere gelemeyeceğiz bizim yerimize yoklama kağıdını imzalar mısın? .... Çok teşekkürler sana bir yemek borcum var.’’ Telefonumu kapatıp cebime attım. O sırada Angela’ nın oturduğu dairenin kapısı hızla açıldı. Angela her zamankinden dağınık bir şekilde geç kalmanın telaşı kıyafetlerindeki her bir zerresinden yansıyarak bana tosladı. Hemen yere eğilip dağılan kitaplarını topladım ve ona çaktırmadan bir güzel kokladım. Behh… Yine o güzel parfümü sürmüştü. Bunun neresi kötü diyebilirsiniz. Size şöyle açıklamaya çalışayım. Diyelim ki sessiz bir sahilde, en ufak böceklerin bile çıkardığı sesleri duymak amaçlı dikkat kesilmiş bir yandan da dalgaların sesini dinliyorsunuz. İşte tam bu anda 1 metre ötenize bir yolcu uçağı düşse çıkan ses sizi nasıl rahatsız ederse işte bu koku da beni öyle rahatsız etti.  Bu parfüm aynı zamanda tehlike olup olmadığını kontrol etmemi de engelliyordu. Defter ve kitapları düşmeden önceki sırası ile Angela’ ya uzatırken gülümsedim. Asansörün kapısını açıp önden onu buyur etmeden önce asansörü birkaç kez koklayarak kontrol ettim. Tehlike yok gibiydi.

Asansöre girdiğimize derin bir nefes aldım. Ufak iblisciklerin nerden çıkacakları son zamanlarda gerçekten belli olmuyor. Neyse ki bu asansörü koruma alanıma dahil edeli uzun zaman oluyordu. Halatları gümüş tellerle örülü üzerlerine kutsal su dökülmüş titanyum kaplama bir asansör şimdilik yeterliydi güvenlik açısından. Angela bana gülümseyip nefes verip rahatlamam ile ilgili bir soru sordu. Umursamadan geçiştirdim şimdi onu korumak gibi daha önemli işlerim vardı. Sizin o kör gözlerinizle baktığınız dünya, aslında gerçekten tehlikeli bir yer ve Angela sandığınız sıradan bir geçten daha kırılgan.

Her neyse 14. yüzyıllardan kalma saçma bir alışkanlıkla düşüncelere dalmış aklım reverans yapan bedenime engel olamadı. Eh herneyse kibar birkaç söz ve bir gülümseme ile işi espiriye vurdum ve Angela’nın ders ile ilgili sorduğu soruya

‘Aksine o kadar farkındayım ki John’ dan benim ve senin yerine yoklamaya imza atmasını istedim bile. Eee kahvaltıyı nerde yapmak istersin. Kurt gibi acıktım ve ilk 3 derse girmek zorunda bile değiliz artık’ dedim ve onu dışarıya çıkması için teşvik ettim. Her zaman söylerim. Dünayda bir üniversite kadar tehlikeli yer yoktur. Bu yüzden Angela’ya kahvaltı teklifinde bulunmuştum. Ama o her zamanki parlak yeme odaklanmış bir balık gibi saçma bir fast food dükkanına doğru ilerlemeye başladı.

Kasada duran şirin kız görünümündeki çalışanın, benim algısı yüksek gözlerimle bakıldığında sivri dişlerinden yeşil asitler akan, kocaman sarı gözlere sahip küçük bir iblis olduğunu bilse eminim şoka girerdi. Onu nazikçe ve şakayla karışık omuzlarından tuttum ve güvenli olduğunu bildiğim açık büfe bir salata restoranına doğru çekiştirdim.
‘Sabah sabah böyle şeyler yememelisin. Daha sağlıklı bir yerler seç lütfen’ dedim ve gülümseyerek iki tabağı da ağzına kadar sağlıklı olduğunu sandığım yemeklerle doldurdum. Aslında neyin sağlıklı olup olmadığını anlama konusunda biraz zayıfım. Sonuçta yemek yemeye ihtiyacım yok.

Vaktimizin çoğunu konuşarak ve kahkaha atarak geçirirken etrafı düzenli aralıklarla kokladım ve bir sorun olup olmadığını kontrol ettim. Bugüne güzel başlamıştık. Şimdilik bir tehlike yok gibiydi. Bu durum benim keyfimi oldukça arttırdı ve esprileri ardı arkasına patlattım. Angela gülümsediğinde yanaklarında oluşan gamzelere bayılıyordum.

Güzel geçirdiğimiz vakitler çabuk geçti ve o iblis yuvası olan üniversiteye dönmek zorunda kaldık. Sadece tek bir dersi Angela’dan farklı alıyordum ve o yine gidip benim tanımadığım önceden kontrol etmediğim biriyle tanışmayı başarmıştı bile. Bu kızın tehlikeye atılmaktaki bu başarısı gerçekten inanılmazdı. Karşısında duran yakışıklı adamı gözlerimle inceledim pek bir sorunu yok gibi duruyordu. Tam zararsız ve nezaketen yapılan bir konuşma olduğunu düşünmeye başlamıştım ki Angela birden Charles adındaki adamı bizimle eğlenmeye davet etti.

‘Evet. Aramıza katılmanı gerçekten çok isteriz’ dedim istemeyerek de olsa.

Charles ‘ Çok isterim akşam 8 gibi işlerim bitiyor. Sizi cep telefonundan arayıp haberdar ederim.’ dedikten sonra gülümseyerek anfiden dışarı çıktı.

Bu çocuğun gülümsemesinde bir şeyler vardı ama tam olarak çözemiyordum. Aklımın bir köşesine bu Charles denen adama karşı dikkatli olacağıma dair not düştüm.

‘ Bir kere de yeni tanıştığımız insanlara karşı bu kadar kaba olmasan ne olur sanki?’ dedi Angela biraz sinirlenerek.

Üniversite yıllarında okuyan bir genç ne cevap verirse ona benzer bir cevap verdim ve onun gönlünü almak için şakayla karışık ‘ Evet sanırım öyle davranıyorum ama yine de beni çok seviyorsun değil mi?’ dedim ve ona sarıldım. İşte oradaydılar. Yine o inanılmaz gamzelerini bana bahşetmişti.

-----0-----

Akşam buluştuğumuzda içkilerimizi içip Angela’nın yeni almış olduğu karaoke oyununda oldukça eğlendik. Charles çok da sevimsiz bir tip değildi ve kısa zamanda bize ayak uydurdu. Fakat hala içimi gıcıklayan bir his vardı ona karşı. Pes ettim ve ne olur ne olmaz diyerek Angela’nın buzdolabına doğru seğirttim ve daha önceden gerekirse diye koyduğum ufak büyülü bir karışımı el yordamıyla dolabın arkasından çıkardım. Gerekli sözleri söyledim ve Charles’a doğru karışımın üzerinden çıkan dumanları üfledim. İşte ne olduysa bundan sonra oldu.

Charles daha karışımın dumanları üzerine gelmeden atik bir hareketle masadan kalktı ama yine de geç kalmıştı. Koluna değen koku bulutunun tek zerresi ile üzerindeki sahte görünüm eriyip giderken ortaya uzun tırnakları olan, 2 metre boyunda, sivri dişleri ağzından çenesine kadar uzanan, kapkara parlak derili bir üst düzey iblis ortaya çıktı.

Telepatik olarak ona ‘Buradan sessizce uzaklaş ve seni öldürmeyim pis yaratık’ dedim.

Dişlerinin gerisinde kalan dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve aynı şekilde bana ‘Ben bildiğin o aptal iblislerden değilim Michael ve buraya bir görev için gönderildim. Senin aşık olduğun bu ufaklığı ait olduğu yere göndermek için’ dedi ve uzun tırnaklı ellerini Angela’ya doğru uzattı.

‘Artık bu kadarı fazla!’ dedim bağırarak.  ‘Ainor kan du tia amen!’ büyülü sözleri büyük ve sert vurgularla söylerken görüntü değiştirme büyümün eriyip, sırtımdan kanatlarımın çıktığını ve omzuma asılı duran iki elli büyük kılıcımın tenimde bıraktığı soğukluğu hissettim.



Anında ileri atılıp önümdeki yaratığın Angela’ya doğru uzattığı pis elini uzaklaştırdım. Yumruk üzerine yumruk atıp odanın gerisine doğru ittirdim onu ve Angela ile arasına girdim. Yaratık sakince gülümseyip kendi kocaman bir sarkıta benzeyen kılıcını çekti ve bana doğru hamlede bulundu. Eh başka çarem kalmamıştı o ünlü kılıcımı çekip nefretle saldırdım.

Biraz bu şekilde dövüşünce ikimiz de anladık ki eşit güçlere sahip yaratıklardık ve ikimiz de kılıç kullanma konusunda iyiydik ve bu genelde oldukça uzun savaşlara sahne olurdu. Ama bu iblisin bilmediği bir şey vardı. Ben onun aksine Gülünce suratında gamzeler açan, sabahları geç kalkıp darmadağın topladığı saçlarıyla gönlümü fetheden Angela’ yı koruyordum. Kılıcımı hızla sallayıp beni Angela’dan ayırabileceğini düşünen bu salak iblise büyük bir güçle saldırdım. Omzuna ve göğsüne kutsal suda dövülmüş kılıcım ile büyük yaralar açtı. Her yarayı alışında büyük ve iğrenç bir tıslama ile asit dökülmüş gibi yanan bedenini acı spazmları kavurdu.

. ‘Lanet olasıca defol git buradan!’ dedim bağırarak ve iblis sendeleyerek daireyi terk etti.

Durum çok kötüydü. İnsanların o körü körüne inandıkları doğrulara güvenerek bu dövüşü onun gözünün önünde yapmıştım. Varlığımıza inanmayan ve dünyayı sadece görmek istedikleri gibi gören Angela’nın bu sahneyi de görmemiş olmasını deli gibi istiyordum. Bir yanım da; artık beni olduğum gibi görüp, aptal davranışlarımın aslında aptalca değil de sırf onun için olduğunu anlamasını istiyordu.

. ‘Bunca yıldır neden bana söylemedin?’ dedi hıçkırıklarının arasından.

Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibiydi. Görmüştü! Sonunda beni görmüştü. Ne olduğumu, neler yapabileceğimi ve onun için neler hissettiğimi… Kelimeler boğazımda düğümlendi ve hiçbirşey söyleyemedim.

‘Bana aşık olduğunu neden daha önce söylemedin Michael?’ dedi Angela suratında aptal bir gülümseme ile.

‘Hayır.. Bu olamaz…’ dedim, kendimi yere bırakırken. O saf ve bir o kadar da kör gözleri benim iblisle dövüşümü görmemişti. O sadece karşısında kıskançlıkla kavga eden iki kişi görmüştü. Sarsılmıştım ve yere kendimi çok güçsüz bırakmış olmalıyım.

Bana dönüp : ‘Hadi biraz dışarı çıkıp hava alalım’ dedi ve kapıya doğru elimi tutarak ilerledi.

Boş ve aptal bakışlarla ne diyorsa yaptım. Dışarıda duran taş banka oturduk ve ben oturur oturmaz başımı ellerimin arasına aldım. Eh dedim kendi kendime benim kim olduğumu bilmese de onu sevdiğimi biliyor en azından…

Angela oturduğu yerden hafifçe kıpırdandı ve kucağıma oturup kafamı elleri arasına aldı. Gözlerimin içine bakıp gamzelerini tekrar bana bahşetti ve birden beni dudaklarımdan öptü…

Bunca güç ve yetenek ile dolup taşan bedenim şahlandı ve hiç tatmadığı yepyeni bir dünyaya açıldı.
-----SON-----

4 Kişi Düşüncesini Belirtti:

Maya dedi ki...

çok güzel olmuş, ilk defa bu tarz bir öykü okuyorum, ama cidden söylüyorum çok sürükleyici, eline sağlık :)

Malkavian dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum ilk okuyucum :) Umarım diğer hikayelerime de göz atma fırsatı bulursun. Okuyup yorumunu esirgemediğin için ben teşekkür ederim.

Marius dedi ki...

Genelde okuduğum hikayelere yorum yapan biri değilim. Kısa bir metin için yyazacak pek bir şey bulamadığım için bu açıkcası. Ama bu hikayey çok beğendim ve nasıl desem... içimde bir şeyleri harekete geçirdi sanki! Çok klasik bir konuyu harika bir şekilde işleyip okunur bir hale getirmişsin. Hemde hiç sıkmıyor! Tek beğenmediğim yanı ise 2. bölümün çok tahmin edilebilir olması. Biraz uzatmanı isterdim. Yeni hikayelerini okuyacağım :).

Malkavian dedi ki...

Konuyu işlerken iki farklı kişi gözünden tek bir olayı anlatma konusunda ilk denemem olduğu için, bilindik bir konu seçtiğim doğrudur. Fakat yine de ön plana çıkartmak istediğim iç düşüncelerdi bu deneysel çalışmamda. Değerli yorumun için teşekkür ederim. Beğenmeniz beni mutlu etti.

Yorum Gönder