Kaos Döngüsü

Posted by Malkavian On 6 Temmuz 2010 Salı 3 Kişi Düşüncesini Belirtti

KAOS DÖNGÜSÜ 
Bölüm I
Tikki Kızın Umursamazlığı

‘Oh lanet olsun!’ dedi kaldırımda duran Jean.18 yaşlarında görünüyordu ve kahverengi hafif uzun ve dağınık saçlarını ellerinin arasına alarak tekrardan ‘Lanet olsun!’ dedi. Bol kıyafetleri ve bol gömleği içinde sadece kaldırımda olması gereken yerinde duran normal birisiydi ama sanki dünya tam ortadan ikiye ayrılmış ve kıyamet kopmuş gibi gözlerini iyice açmış etrafına bakıyordu. Gözlerinin altında hafif kızarıklıklar oluşmuştu.

‘Pardon ne dediniz?’ dedi o sırada kaldırımdan geçmekte olan aynı yaşlarda, olabildiğine açık sarı saçlı kocaman halka küpeler takmış, üzerindeki kıyafetlerin her bir tarafı parlak pullarla süslenmiş kız. Topuklu ayakkabıları çocuğa yaklaşırken kaldırımda ‘tak tuk’ sesler çıkarmakla meşguldü.

Jean saçlarını sıkı sıkıya tuttuğu ellerini birazcık bile oynatmadan sıktığı dişlerinin arasından konuştu ‘ Tam 15 dakikadır bu kaldırımdayım’

‘Yazık sanaaaa(!)’ diye dalga geçti Mauri. Ya da dalga geçmek istedi. Fakat Jean gayet ciddi bir tavırla onun acımasını baş hareketi ile kabul ettiğini belirtiyordu karşısında. Kız gülümsememek için kendini zor tutarak ‘ Tam olarak sorun ne?’

‘Sana dedim ya! Tam 15 dakikadır bu kaldırımdayım ve sıra dışı hiçbir şey olmadı.’
Kız gülümsemesini gizlemek için biraz daha çaba sarf etti. ‘Ne olmasını bekliyordun ki?’

İyice kıstığı gözlerini aralayan Jean paranoyak bakışlarla etrafı süzdü. ‘ Ne bileyim ben. Şurada aniden bir fil belirip beni ezmeye çalışabilirdi mesela… Ya da bu kaldırım birden canlanıp beni üzerinden yola silkeleyebilirdi. Ama hayır… 15 dakikadır ufak bir köpek bile yanımdan geçerken bana düşmanca havlamadı. Çok tedirginim…’

Kız artık gülümsemesini gizleyemiyordu. Bir yandan da deli birine gülümseme fikri içinde hoşnutsuzluk yaratıyordu. ‘Annen veya yakının olan biri var mı? Cep telefonunu ver de arayalım.’ Diyerek yardımcı olmaya çalıştı kız.

Çocuk delirmişcesine başını iki yana salladı. ‘ Sen delirdin mi? Hiçbir kuvvet beni bir cep telefonu taşımaya ikna edemez. Gerçekten bazen çok yaramaz olabiliyorlar.’

‘Bir yakının filan da mı yok? Seni evine götürecek herhangi biri?’

‘Maalesef. O dediklerinin hiçbiri bende yok.’

‘Adresini biliyor musun?’

Jean ellerini kızın omzuna koyup onu hafifçe silkeledi ‘ Sen beni dinlemiyor musun? Eminim çok büyük bir felaket gelecek başımıza. Bu fırtına öncesi sessizlik olmalı.’

Kız bir an kendini adamın ellerinden çekip kurtarmak istedi. Fakat ne kadar kendine itiraf etmek istemese de adam şu ana gördüğü en yakışıklı insandı. Kırmızı gözleri dağınık saçları ve kendisine iki beden bol gelen pantolonunun içinde bile böyle ise bakımlı halini görmek kesin çarpıntıya uğramasına neden olacaktı. En sonunda pes ederek gerçekleri söylemeye karar verdi. ‘ Seni gerçekten anlamıyorum Uhmm… Adın her ne ise… Ve gerçekten etrafına şöyle bir bak. Sence de diğer insanlardan farklı ve abartılı davranmıyor musun?’

Jean anladığını belirten bir işaretle başını salladı. Gözlerindeki delilik bir dakikalığına da olsa gitmiş görünüyordu. ‘ Üzgünüm. Ben düşünemedim ama geldiğim yerde hiç kimseye, hiçbir şeye ve hiçbir yere güvenmemeye alıştım. Ben Jean’ Elini ürkekçe kadına uzattı. ‘ Ve ahmm ben bir insan değilim sanırım aramızdaki iletişim sorunu bundan kaynaklanıyor.’

Kız çocuğun söylediklerinin tek bir kelimesine bile inanmamıştı fakat sırf kur yapmak adına ‘ Geldiğin yeri merak ettim’ dedi.

‘İstersen seni oraya götürebilirim’

Kız işve ile gülümsedi. ‘Bunu gerçekten çok isterim.’

‘Fakat uyarıyorum bir kere oraya gittiğinde geri gelemezsin. Değişim tamamlanmış olur. Sen sonsuza kadar orda ben de sonsuza kadar burada olurum.’

‘Peki tamam her neyse.’ Diye kestirip attı kız Jean’ın koluna girip. Bu hareketi Jean’ın korku ile yerinde sıçramasına neden oldu.

 Jean bol pantolonunun cebinden sıradan bir taşa benzeyen el büyüklüğünde pürüzsüz bir nesne çıkardı. ‘Elini buraya koy ve anlaşmayı kabul ediyorum de. ‘ Böylece ben ne zamandır planladığım gibi geldiğim yerden kurtulabilirim. Sizin bu hiçbirşey olmayan dünyanıza yerleşebilirim.

Kız umursamazca ve belki de hayatında verdiği en aptalca karar ile elini taşın üzerine koydu ve ‘ Anlaşmayı kabul ediyorum’ dedi.

Kelimeleri tamamlaması ile birlikte Jean yanından kayboldu. İleriden bir yerlerden kızın hiç dinlemediği bir türde müzik çalıyordu. ‘ Haggard-Eppur Si Muove’ Bir adım attı ve ayağının altındaki kaldırım bir anda suya dönüştü. Ayağının altında oluşan göle düşmemek için kendini kenara atmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Buz gibi suya düşüp teninin yandığını hissetti. Sudan çıkıp kıyıya vardığında ise titreyen dişlerinin takırtısını önlemek için tekrar suya girmeye çalıştı. Bir panda gelip kolunu ısırmaya çalıştı ve ondan kaçarken bir sarmaşığa takılıp düşmeye başladı. Fakat bir terslik vardı. Yukarıya düşüp aşağı doğru uçtu. Bulutlar çıktığında terden sırılsıklam olup, güneşli havada üşüdü. Adımını ileri attığında geriye doğru arkaya attığında sola gidiyordu. Bu olanlara inanmakta güçlük çeken Mauri bir çığlık attı

‘Oh lanet olsun’ dedi.

‘Pardon yardım edebilir miyim?’ dedi bir zebra. Kafasının olması gereken yerde zenci bir adam kafası vardı.

‘Yaklaşık 15 dakikadır buradayım ve başıma inanılmaz şeyler geldi’

‘Gerçekten mi(!) Ne geldi başına mesela?’ Dedi ağzı ile irice bir ot tutamını çiğneyen adam.

Kız başına gelenleri anlattı ve zebra adam gülümsedi. ‘ Sen deli filan değilsin değil mi? Bak deliler ile uğraşacak gerçekten hiç vaktim yok. Kaos ülkesinde bu saydıkların başına gelmemiş olsaydı senin bu delice tavırlarına belki anlam verirdim ama maalesef böyle bir durum yok. Şimdi iznin ile gitmem gereken bir yer var ve oraya nasıl ulaşacağıma dair aklımda en ufak bir fikir bile yok’
Kız açık sarı saçlarını ellerin arasına aldı ve gözlerini deli gibi açarak etrafına bakındı.

Zebra adam çiğnediği otu miğdesine indirirken; N’e garip görünüşlü bir kız böyle. Bu aptalca kıyafetleri de nerden bulmuş acaba’ diye düşündü.

-----0-----




KAOS DÖNGÜSÜ
Bölüm II
Şokların Şoku


Mauri en azından bir süreliğine dinlenebilmek ve başında oluşmaya başlayan ağrıyı dindirebilmek adına yerinde sabit kalıp düşünmek istedi. Fakat burada işler istediğinin tam tersine işliyor gibiydi. Mauri durmasına duruyordu fakat altındaki yol geriye doğru gitmeye başlamıştı bile. Tam ‘Eh en azından ileri doğru gidiyorum’ diye düşündü ve yol anında ona tepki verircesine sağa doğru ayaklarının altından kaymaya başladı. Mauri kıstığı gözleri ile mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyordu fakat bu tam bir kaos ortamıydı.

Düşüncelere dalmışken birisi ile çarpıştı ve hemen irkilerek geriye adım attı. Karşısındaki de öyle. Gözlerini hafifçe yerden yukarı doğru kaldırıp adamı süzdü Mauri ve bir kahkaha attı. Bu hayatında gördüğü en saçma sapan giyimli insandı. Parmak arası terliklerin üstüne asker kamuflaj altı bir pantolon üzerine Küba tişörtü geçirmişti. Beline astığı pembe kemerin bir kenarında 6 patlar bir silah diğer tarafında saç kurutma makinesi asılıydı. Omzundan beline çaprazlama astığı bir kemere el bombaları dizilmişti. Sırtında çaprazlama olarak asılmış iki adet katanası vardı ve kafasına tüylü bir şapka takmıştı. Kirli sakalının çene kısmı sarı yanaklarına doğru kızıldı. Adamı inceleyen Mauri birden hayretler içinde adama bakakaldı. Sadece çok komikti. O kadar şaşırmıştı ki normalde olsa buna: ‘Oha falan oldum’ ya da ‘Şokların şoku!’ derdi ama bunun hiç zamanı olmadığını fark etti.

Adam ona toslayıp geriye çekilirken bir anda ani bir el hareketi ile saç kurutma makinesini Mauri’ye doğrulttu. ‘ Olduğun yerde kal! Ya da kalmaya çalış. Sakin ters bir hareket yapma’

‘Ne?’

‘Hey sen o pırıltılı şeyler ve o garip halka küpelerle çok ilginç görünüyorsun. Hele o topuklu ayakkabılarla nasıl yürüyebiliyorsun? Ve elinde bir kokarca kuyruğun bile yok bu yaşına kadar nasıl hayatta kalabildin?’ Adam bir elini Mauri’ye doğrultup bir kahkaha patlattı.

Şaşırmıştı ve kıyafeti ile dalga geçilmesine hiç alışık değildi. Normalde erkekler ona dipleri düşerek bakardı. ‘ Asıl sen o saçma sapan görünümün ve aptalca hareketlerinle burada ne yapıyorsun. Ayrıca o kurutma makinesini bana doğrultmaktan vazgeçer misin? Bir kurutma makinesi bana ne gibi bir zarar verebilir ki?’

‘Pardon kabalığımın kusuruna bakma. Seni ehmm bilirsin bir kokarca ile karıştırdım. Gerçekten çok benziyorsunuz.’ dedi adam belinden bir el bombası çıkardı ve pimini çekip kendilerine doğru gelmekte olan kocaman bir timsahın açık ağzına atıverdi. Konuşmaya ara vermeden ‘ Ben ee şey gölgemi kaybettim de… Onu buralarda görmüş olamazsın değil mi? Booom! Timsahtan saçılan et ve kan üzerlerine sıçradı.

‘Ne dedin sen?!’ Mauri patlamanın etkisi ile iyice korkmuştu.

‘Evet farkındayım. Bir insanın bu günlerde gölgesiz dolaşması çok tehlikeli ama bak önlemimi aldım’ Dedi üzerindeki ufak cephaneliğe ve garip birtakım aletlere işaret ederek.

‘Ee senin gölgen nerde hiçbir yerde görünmüyor? Sen de mi benim gibi gölgeni kaybettin?’
O sırada gökten düşen bir yaban domuzu az ilerisinde duran bir kokarcanın zehirli bulutu tarafından anında etkisiz hale getirilince. Mauri karşısındaki adamın elindeki şarj ile çalışan kurutma makinesinin ne işe yaradığını anlamış oldu.

‘Gölgem olması gerektiği gibi yerde ahmak.’

Adam inanmazlık içinde başını ve vücudunu hafifçe yana esneterek Mauri’nin işaret ettiği yere baktı. Gerçekten de orda bir gölge vardı. Ama saçma bir şekilde yerde duruyor ve Mauri ne yapıyorsa onu yapıyordu.

‘Vay bu harika! Gölgene nasıl söz geçiriyorsun bunu kesinlikle bana da anlatmalısın!’

Mauri çıldırmak üzereydi. Başına girmeye başlayan ağrıya rağmen adamı dikkatle inceledi. Şaka yapar gibi bir hali yoktu. Mauri adamın kirli sakallı yüzünü iyice incelerken hayretle bu adamı birine benzettiğini fark etti. Balık hafızası ile kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordu ki birden kafasının içinde köşeli bir jeton sert betona tangırdayarak düştü.

‘Jean?!!’

‘Hey seni tanıyor muyum?’

‘Beni buraya sen getirdin!’

‘Ben hiç kimseyi bir yerlere getirmedim. Ah bir dakika! Sen benim gölgemle karşılaşmışsın! Hemen o hainin yerini söyle bana. Onunla bir iki çift laf etmem gerek. Bu arada o kocaman halka küpeleri çıkarsan hiç fena olmaz. Güneş tam tepede ve hiç bulut yok yakında bir fırtına kopacak gibi. ’

Mauri hiçbir şey anlamamıştı ve anlamayı da reddediyordu. Basit bir gün her zamanki gibi suratına badana yapıp en mini eteğini giymiş ve tiki arkadaşları ile bir gece kulübünde eğlenecekti. Nasıl oldu da buraya gelivermişti. Geldiğinden beri içinde tuttuğu ne varsa salıverdi ve gözyaşlarına boğuldu.

Ve aslına bakarsanız tam anlamı ile boğuldu. Çünkü ağladığı anda gözyaşları bir nehir olup onu ve gerçek Jean’ı akıntısına katıp götürmeye başlamıştı.

3 Kişi Düşüncesini Belirtti:

mit dedi ki...

Daha kısa bölümler girmeni tavsiye ediyorum. Blog okuyucusu uzun yazılara pek gelemiyor, çabuk okunacak şeyleri tercih ediyorlar. Göz yorgunluğunu da hesaba katmak lazım. Tecrübe ile sabittir bunlar ;)

Malkavian dedi ki...

Değerli yorumun için teşekkür ederim bunları dikkate alacağım. Bölümleri tek tek koyarım belki :)

dogukan yıldız dedi ki...

çok iyi olmuş eline sağlık

Yorum Gönder